Advert
Advert

TANAL MECLİSTE KÖPEKLE BASIN AÇIKLAMASI YAPTI

Bugün sizlere, hukuki düzenlemeler ile haksız bırakılmanın nasıl bir yaşama sebep olabileceğinden bahsetmek istiyorum. Eğer haklar hukuki düzenlemeler ile kaldırılırsa ne yapmak gerekecektir?

TANAL MECLİSTE KÖPEKLE BASIN AÇIKLAMASI YAPTI
TANAL MECLİSTE KÖPEKLE BASIN AÇIKLAMASI YAPTI Admin
Bu içerik 347 kez okundu.
Advert

Sığınılacak liman olarak görülen hukuk, artık tek kişinin 2 dudağının arasından çıkacak söze bakar hale geldiyse uğradığınız haksızlık hukuk olmuşsa nereye gideceksiniz?

Nazi Almanya'sında Tarih bu sahneleri yaşadı. İnsanlara hukuki düzenlemeler ile haksızlık yapıldı. Nazi Almanya'sında önce Yahudi karşıtı kanunlar çıkarıldı. Hukuksuzluğa hukuki bir zemin hazırlandı. Sonrasında kanlı bir son izledi her şeyi...

Değerli arkadaşlar; tarihten bir kaç not vermek istiyorum;

- 1933'te Yahudiler ve siyasi olarak güvenilmeyen kamu memurlarının devlet hizmetinden çıkarılmasını sağlayan “Profesyonel Kamu Hizmetinin Yenilenmesi Yasası" çıkarıldı.

-Nisan 1933'te Alman kanunu, Alman okulları ve üniversitelerindeki Yahudi öğrenci sayısını kısıtladı. Aynı ayda, ilave kanunlar tıbbi ve hukuki mesleklerdeki “Yahudi etkinliğini” büyük ölçüde azalttı.

-Eylül 1935'te Nurmberg Yasaları, Alman Yahudilerini Devlet vatandaşlığından dışladı ve onlara “Alman ya da Alman kanıyla ilişkili” kişilerle evlenmeyi ya da cinsel ilişki kurmayı yasakladı. Bu kanunlarla ilgili düzenlemeler ile Yahudiler vatandaşlık haklarından mahrum bırakıldılar ve kamu görevlerine getirilemiyorlardı.

-1937 ve 1938 yıllarında, Hükümet, Yahudilerden, malvarlıklarını kaydettirmelerini talep etti. Bu yolla onları yoksullaştırmaya ve Alman ekonomisinden çıkarmaya başladı.

-1937 ve 1938 yıllarında, Yahudi doktorların Yahudi olmayanları tedavi etmesini yasakladı

-Yine 1937 ve 1938 yıllarında, Yahudi avukatların hukuk yapma lisanslarını ellerinden aldılar.

-Kristal Gece'nin ardından ise; Yahudilere, sinemalar, tiyatrolar ve spor aktivitelerinin yanı sıra tüm kamu okulları ve üniversiteleri de yasaklandı.

Bu kronolojik dizilim karşısında, aslında hukuksuzluğun hukuk ile nasıl getirildiği görülmekte. Kabul edilemez bulunan tüm bu hukuksuzluklar, hukuk oldu bir zamanlar.

Bu hukuk ile haksızlığa uğratıldı insanlar. Kanuni düzenlemeler yapıldı Yahudiler sinemaya giremez diye!

Değerli arkadaşlar; Özgürlükler ancak demokratik düzlemlerde hukukun üstünlüğü bilinci ile örülmüş toplumlarda güvence altına alınır.

Demokrasi, güçler ayrılığı, Hukukun üstünlüğü, egemenliğin halka ait olması kavramları;  temel hak ve özgürlüklerin korunabilmesi adına gerekli olan asgari şartlardır. Bir insanın yaşayabilmesi için nasıl hava lazımsa, bu kavramlar da özgürlükler için öyledir.

Bilindiği üzere, Anaysa değişikliği dayatması Genel Kurul'da görüşülmekte. Kendi Anayasası hakkında konuşturulmayan bir halk var bu ülkede şu an!

Fikirlerini açıklayamasınlar diye, adeta Anayasa hakkında kimse konuşamasın diye Umuma açık alanda toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkını yasaklayan bir valilik var bu ülkede!

Hakları yavaş yavaş ellerinden, hukuki(!) düzenlemeler ile alınmak istenen bir halk ve o halkın karşısında baş parmağını sallayarak "Ey!" çekmelerine alışık olduğumuz bir Cumhurbaşkanı!

Dün basına yansıyan haberlere göre Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan aynen şu ifadeleri kullandı: "Elinde silahı olan teröristle; doları, eurosu, faizi olan terörist arasında hiçbir fark yok!"

Buradan Sayın Cumhurbaşkanına öncelikle kendisine bir Anayasa edinmesini ve okumasını tavsiye ediyorum. Zira henüz Anayasa değişikliği dayatması Meclis Genel Kurulunda görüşülmekte!

Sayın Cumhurbaşkanı henüz başkan olamadan dövizi olanı terörist saymaktalar!

Bu durumun hukukun hangi temel ilkeleri ile nasıl ters düştüğünü sizlere açıklamak isterim değerli basın emekçileri;

Öncelikle Anayasamız ile çelişmektedir. Anayasamızın 38. maddesi Suç ve Cezalara ilişkin esasları düzenlemektedir.

Normlar hiyerarşisinin en üst sırasında yer alan, yani tüm diğer hukuki mevzuatın uygun olmasıgerektiği Anayasamız ilgili maddesinde açıkça der ki; “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.”

Yine konu ile ilgili benzer bir düzenleme Türk Ceza Kanununda 2. Maddesinde “suçta ve cezada kanunilik ilkesi başlığı altında yer almaktadır ve bu düzenleme ile de ters düşmektedir bu açıklama.

Zira ilgili düzenlemeye göre;“Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.”

İlgili hukuki düzenlemeler, kısaca kanunsuz suç ve ceza olmaz mantalitesi ile değerlendirilebilir. Ceza hukukunda kıyas dahi kabul edilemez durumdadır.

Kişilere suçlu diyebilmek için mahkumiyet kararının kesinleşmesini beklemeniz gerekir bu ülkede! Hukuk bu şekilde düzenlenmiştir. Evrensel hukuk ilkeleri bu yöndedir.

Yani birisi bir ferman yayınlayıp bugün, benim dışımda, nefes alan herkeshırsızdır falan diyemez kimseye!

“Benimdışımda” vurgusunu tekrarlamak isterim değerli arkadaşlar. Çünkü bu ülkede dolar ile yapılan ihaleler var. Mesela çok yakın bir tarihte açılmış olan Avrasya Tüneli için geçiş ücretleri dolar ile belirlendikten sonra Türk Lirasına çevrildi.

Medyada çok sık yer aldı bu konu. 6 dolar artı KDV diye konuşuldu. Bu noktada da Sayın Cumhurbaşkanı’na sormak isterim; köprü geçiş ücretini dolar üzerinden belirleyen kişileri de aynı ithamla suçlayacak mısınız? Yoksa “benim dışında” vurgusu yaparak onları hariç mi tutacaksınız?

Nazi Almayasında başta saydığım kronolojik sırlamayı tekrar hatırlatarak söylemek isterim değerli arkadaşlar; hukuki düzenlemeler ile işinize yarayan cümleleri hukuk olarak sunup hukuksuzluk yaratırsanız sonunda sığınacak limanımız kalmaz. Sadece sizin değil hiçbirimizin kalmaz.

 

 

Değerli basın mensupları son olarak, elbette ki bu köpek neden burada diye merak ediyorsunuz. Biliyorsunuz Meclis’te geçen gün yaşanan bir olaydan sonra AKP’li bir milletvekili, daha evvelden olmuş bir yarasını göstererek beni ısırdılar diye yaygara kopardı.

Sonrasında yine AKP’li vekiller, tıpkı Nazi Almayasındaki zihniyeti hatırlatan bir şey yaptı. Tıpkı Yahudilere yapılan bir tavır ve hatta aynı söylem ile  “Köpek giremez” diye bir pankart açtı!

Oysa biz CHP olarak hayvanların da hakları olduğunu ve hayvan sevgisinin insanı iyileştirdiğini düşünüyoruz. Canlıya sevgi çok önemlidir; bitkiye, hayvana ve insana sevgi birbirinden ayrı düşünülemez.

 

 Bir söz vardır; “Hayvan sevmeyen, insanı da sevmez!” “Hayvanlara karşı acımasız olan iyi bir insan olamaz”

Belki de içlerinde hayvan sevgisi dahi olmayan insanların yüzünden burada böylesine çürümüş bir ortam var şu anda.

“Bir milletin büyüklüğü ve ahlaki gelişimi hayvanlara olan davranış biçimi ile değerlendirilir”

Mecliste “köpek giremez” pankartları aynı zamanda hayvan haklarının ihlalidir.

 

Değerli arkadaşlar soruyorum size;

20 milyon yoksulluk sınırının altında yaşayan vatandaşımız, 7 milyon da açlık sınırının altında yaşayan vatandaşımız var. Vatandaşlarımızı bu hale köpekler mi yoksa AKP iktidarı mı getirdi?

AKP iktidarı boyunca 18.502 vatandaşımız iş cinayetine kurban gitti. Bu işçileri köpekler mi yoksa AKP iktidarındaki denetimsizlikler mi öldürdü?

AKP iktidarında 5.406 kadın cinayeti işlendi. Köpekler mi kadınlarımızı öldürdü yoksa kadınlarımızı koruyamayan iktidar mı buna yol açtı?

 

 

TANAL MECLİSTE KÖPEKLE BASIN AÇIKLAMASI YAPTI
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Bülbül `den  İstanbul'un Fethi Mesajı
Bülbül `den İstanbul'un Fethi Mesajı
ŞUSİAD ULUSLAR ARASI  PAMUK BİRLİĞİNE ÜYE OLDU
ŞUSİAD ULUSLAR ARASI PAMUK BİRLİĞİNE ÜYE OLDU