MİSAFİR KALEM
MİSAFİR KALEM
Giriş Tarihi : 28-02-2018 18:57

NUH’UN ADAMI ENVER ATILGAN’IN ANISINA –

MÜSLÜM ÜZÜLMEZ

II.

 Hatta Yunus’un biyolojik olarak yaşadığı çağın çok daha gerisinde de olunabilir. Ama ya çağının ilerisinde olmak? Burada biraz durmak lazım. Bu herkesin kârı değil, bir fırın ekmek yemekle de bu olmaz, tuğla gibi kalın kitapları ha bire devirmekle de, ancak doğru düşünme yöntemini bilmekle olur. Örneğin her biri birer dâhi olan Aristo, Hegel, Newton, Marx, Einstein… çağlarının çok ilerisinde oldular ve çok ileriyi görebildiler. Ya bizde? Acaba kaç bilim ve düşünce insanımız çağının ilerisini görebildi? Enver Atılgan çok ileriyi gören biri olmadı ama hiç değilse insanlarımızın çağının ilerisine bakabilmesi, karanlık perdenin yırtılıp kaldırılması için yıllarını harcadı, emek verdi: Bir eğitimci, bir örgütçü, bir şair ve bir düşün adamı olarak.


      O, iyi bir şairdi. Daha çok “Nuh’un Adamı” şiiriyle tanındı. Bu şiiri 1963’te yayınlandığında büyük bir yankı yaratmış, günlük gazetelerden edebiyat dergilerine kadar birçok basın yayın organında tartışıldı. 1957 yılında Cumhuriyet gazetesinin açtığı “Yunus Nadi Şiir Armağanı” yarışmasında “Kampana” şiiri derece aldı ve gazetede neşir hakkını kazandı. 1966 yılında Tercüman gazetesinin açtığı büyük şiir yarışmasında da “Nuh’un Adamı” şiiriyle üçüncülük mansiyonu aldı. O, “Nuh’un Adamı” şiiriyle o dönem bölgenin geri kalmışlığını bir tokat gibi insanların yüzüne çarpmıştı. Şiirinin başlangıç kısmında bakın nasıl haykırır: “Ben karanlıklar içinde,/ Bahtsız bir ülkenin,/ Talihsiz çocuğu…/ Ben yıllarca çam ağacına hasret,/ Böğürtlen gölgesinde,/ Cılız ve sıska.// Benim Ülkemde Fabrika bacaları yükselmez,/ Damlarında taşlar yürür./ Ben kitaplarda okurum muhteşem yapıları,/ Gözlerimi kan bürür…/ Ben, tekniğin arşa çıkmış çağında,/ Hâlâ gütmekteyim kara sabanı,/ Ben yirminci aşırın içinde,/ Medeniyetin dışında,/ Toprak bir evde yaşayan,/ Nuh’un adamı.” (Nuh’un Adamı, 1963, s.3)


           O, toplumcu bir yazardı. Yazdığı bir yazıda bunu çok net açıklar:
“Toplumun değişmesi ile sanatçının görevinin de değişmesi gereği su götürmez bir gerçektir.
Toplumların sosyal, kültürel ve ekonomik alanlardaki ilerleme ve gelişmelerine paralel olarak bir sanatçı kendisini yenilemesini ayarlıyamıyorsa o sanatçı yerinde sayan bir sanatçı demektir. Sanatın hangi dalında olursa olsun bu tip sanatçıların yapıtları da kuru, soyut ve ilginç olmaktan uzak bir nitelik taşır.


            (…) toplumun temelini meydana getiren ekonomik yapının önemini düşünmeden, daha doğrusu düşünmek istemeden üst yapı kurumlarının dar kalıpları içinde araştırmaya yönelirler. İdeolojik mücadelenin sanattan ayrı olduğunu savunurlar. Oysa ideolojik mücadele ile sanat içiçedir. Böyle düşünmeyince, bir Franz Kafka’yı, bir Pablo Neruda’yı, bir Nazım Hikmet’i sanatçı saymamak gerekir. Oysa bu dünyaca ünlü ozanları v.b. sanatçıları sanatçı olarak kabul etmeyecek, tek düşünür ve sanatçının bulunacağını hiç sanmıyorum. Çünkü sanatçının en önemli yanlarından birisi de insancıl olmasıdır. Bir yanda bir avuç mutlu azınlığın gözalıcı yaşantısını en ustaca yansıtırken, öbür yanda milyonlarca insanın acılı yaşam koşullarını görmemezlikten gelmenin gerçek sanatçıya bağdaşır yanı olmaz. İnsan sevgisini yüreğinde taşıyanlar, sanatın kutsal ışığından yararlanma olanaklarından yoksun bulunan geniş halk yığınlarının acılarını içinde duyanlar, elbette ki sanatı toplum için yaratacaklardır.” (Mehmet Bayrak, Köy Enstitülü Yazarlar Ozanlar, TÖB-DER Yayınları,1978,s.184-187.)
O, barış savaşçısıydı. Yaşamı boyunca savaşların hep karşısında oldu. Bir eğitimci ve şair olarak savaş karşıtı olmaması mümkün mü? Eğitimci ve şairden başka kim daha iyi bilebilir savaşın bir yıkım olduğunu, silahların ölüm kustuğunu. Bu nedenle, insanları boğazlamak, insanları öldürmek için silahlara harcanan paraların insanların eğitilmesi ve temel ihtiyaçlarının karşılanmasına harcanmasının mücadelesini verdi. “Eko-Can” adlı şiirini yazmaya kendisini iten işte bu savaş karşısında, barışın yanında aldığı tutumdur. “Eko-Can” şiiri baştan sona bir çığlıktır: Altı ağustos 1945’i yaşıyorum/ Ben Hiroşimalı/ Ben atom bombası çocuğuyum.// Ben Eko-Can/ Bir ilkokul öğrencisi,/ Arkadaşlarımla kaydırak oynuyorum.// Saat sekiz/ Bir ışık parlıyor gökyüzünde/ Bu parlayan ne yıldız ne aydı/ Bir anda Hiroşima’ya ölüm kıvılcımları yaydı./ Aydınlık karanlıkla iç içe geliyor,/ Bir alev halka, halka/ Bir alev dağ gibi büyüyor.// Koşarak güç belâ evin kapısını buldum/ Eko-Can Eko-Can Eko-Can/ Üç yönden üç ses/ Biri babam, biri anam, biri ablam/ Çılgınlar gibi koştum/ Üç yönde zaman, zaman/ Babamla ablam nasılsa kurtuldu/ Anam hâlâ beni kurtarın diyordu./ O ses kulaklarımızda birden bire kaçıştık/ Ölüm alevleriyle yan yana saatlerce yarıştık.” (Eko-Can, 1969, s.3-4)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Sivasspor 21 11
  • 2 Fenerbahçe 20 11
  • 3 Trabzonspor 19 11
  • 4 Alanyaspor 19 11
  • 5 İstanbul Başakşehir 19 11
  • 6 Galatasaray 19 11
  • 7 Yeni Malatyaspor 18 11
  • 8 Beşiktaş 18 11
  • 9 Gaziantep FK 15 11
  • 10 Çaykur Rizespor 14 11
  • 11 Göztepe 13 11
  • 12 Konyaspor 13 11
  • 13 Kasımpaşa 12 11
  • 14 Denizlispor 11 11
  • 15 Antalyaspor 11 11
  • 16 Gençlerbirliği 10 11
  • 17 MKE Ankaragücü 9 11
  • 18 Kayserispor 7 11
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
Şanlıurfa'da En tatlı müze
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA