Advert
Advert
SAMİMİ İNSAN, DEĞERLİ DOST
Misbah Hicri

SAMİMİ İNSAN, DEĞERLİ DOST

Nerden başlasam yazımın bir yanı eksik kalır. Allah rahmet eylesin… Uzun zamandır görüşmesek de Urfa kültürüne hizmet eden etkinliği olan bir düşünürdü. Uzun bir ayrılıktan sonra duyduğumuz haberler, onun amansız hastalığın pençesinde olduğu söylentisiydi. Hak tecelli etti. Ömür dediğin ne ki ilk nefesle var olmak ve son nefes… Halil-ü rahman suyu ile yıkanmış, İbrahim-i bir seda ile bir mücadelenin içersindeydi.  Onu sonbaharın serinliği altında Eyüp peygamberdeki hazirede ebedi sonsuzluğa uğurlandı.

Ben bu zatı muhterimle imam-hatip okulu okuduğum yıllarda tanıştım.  İlişkilerimiz o günden beri inkıtaa uğramadan samimi bir şekilde sürdü.  Kendini bilen, etik olarak hem mesleğine layık, hem insanlık adına büyük uğraşlar veren biriydi. Bana göre bir insandan beklenen davranışların en güzeli onda olduğu gerçeğiydi.  Zekiydi, çalışkandı, harbiydi. Yardım etmeyi severdi.  Hizmette kusur etmeyen dobra dobra bir insandı.

Çok tatlı sohbetlerimiz olurdu. Boyun bükmeyi bilmezdi. Düşünceleri kadar yüreğiyle de yiğit ve cesurdu. Arap devletlerin İsrail karşısındaki pısırıklıklarına büyük nefretle bakardı. Bir ara aynı gazete de köşeleri paylaştık. Selahattin’i Eyyubi’nin Kudüs’ü kurtardığı gibi bir gün onun torunlarının da yeni bir kurtuluşu başaracağına inandığını söylerdi. “Keşke bende onların yanında yer alabilseydim” diye hayıflanırdı.  

Doğrudan yana, güzellikleri paylaşan, gerçekleri savunan, zulma karşı dik durur,  haksızlığı kabul etmezdi. İslami değerlere sonuna kadar en doğru ve dürüst şekilde sahip çıkardı.  Bir insan ancak bu kadar samimi olabilir.  Yanlışa, usulsüzlüğe, yolsuzluğa taviz vermez ve Lokman Hekim’in gözüyle “edebi edepsizlerden” öğrendiği kadar Babası Hacı Rafi Efendi’nin kişiliğini kendine rehber edinmişti. Aynı zamanda önemli bir hattat idi. İlahiyat ve Tıp Fakültesi gibi iki üniversiteyi bitiren bir insan, elbette vereceği bedel olduğu gibi, büyük görev ve hizmetlere laik biriydi ancak fırsat verilmedi. 

                İlimizde ona ücretsiz muayene olmayan hasta yoktur. İlimizde şark çıbanı ilacının bulunmadığı dönemlerde ilaç getirttirilmesi için uğraş verdi, hem kendisinin hazırladığı bir ilacı hastaları iyileştirmek için uzun süre kullandı. Kimyasal ilaçların yanında alternatif tıp olarak bitkisel ilaçları önerirdi.  Birçok kişi şifa buldu, onun elinden…

Sağlık Müdürlüğü dönemine gelince; Müdürlüğe atanmasıyla daha yarıyılını doldurmadan görevden alındı. Bu kısa dönem zarfında elle tutulur, gözle görülür şeyler başardı… Çalışmalarıyla hepimizi fazlasıyla sevindirdi.

                Büyük hizmetler yaptı. Tabi bunlar geride kaldı. Sadece anımsatmak, hizmet anlayışını ortaya koymak için bunları yazdım. Dört sağlık ocağını gece on ikiye kadar hizmet verdirerek her gün sağlık ocakları gibi devlet hastanesini denetledi, doktorların mesaiye zamanında gelmesini sağladı. Sağlık ocaklarında ki telefon konuşmaları için; “Adamlar bir uzay, ikincisi mezardaki dedeleri ile konuşmadığı kalmış.” deyip tekerlerine takoz, gediklerine taş girince çatlak sesler gelmeye başladı.

İl ve ilçelerdeki ihaleler denetim altına alındığı, sağlık heyetinden geçtiğini hepimiz duyduk. Kişiye mahsus özel ihalelerde kaldırılınca Ankara’ ya telefon yerine seyir-ü seferler başladı. İhale fırsatçılarına tavır koydu, kalkan gibi yolsuzlukların yapılmasını önledi. Sağlığımızla direk ilişkisi olan fırıncıların sağlığımıza gereken ihtimamı göstererek beyaz önlük ve bone takmaları, kanserojen içeren gazete kâğıdı yerine beyaz ambalaj kâğıdı kullanılması bizleri fazlasıyla sevindirdi. Boneler bu gün kullanılmıyor ama beyaz kâğıt hala devam etmektedir. Bu onun bize mirasıdır.

Birileri bundan pay almak durumunda kendini hissedince Sağlık Müdürü’nün suyu ısıtılmaya başlatıldı. Her fırsatta dillendirdiği; “Korkak namuslu, namussuzluğun bekçisidir” özlü sözünden hareketle ilkeli, samimi davranışlar sergileyen M.Münip Görgün sağlık hizmetlerinin en iyi bekçiliğini yaptığı ve ak anlıyla, ona yakışan şekilde sürdüremeyeceğini anlayınca çekildi.

                Yeşil kart gibi yoksul insanların “denizde boğulan yılana sarılır” misali sarıldığı yeşil karttaki keşmekeşlik ve zorlukları bir araya toplayıp yeliş kart adı altında bir şube açarak insanlara kolaylık sağladı. Yeşil kartı hak etmediği halde almak için uğraşanlar ya yakalandı ya bu işten vazgeçmesi ayrıca sevindirici bir davranış.

                Burada hepimize bir görev düşmekte;  yolsuzluğa, talana dur diyen, devletin malı tüm insanların malıdır, “bunda her kesin hakkı var,” diyerek “devletin malı deniz” değildir deyip sahip çıkılması gerektiğini bir kez daha sahip çıkılması gerektiğini herkese hatırlattı.

                Yine rahmetle diyorum, önemli olan yapılanların takdir görmesidir…

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İş yerinde yangın
İş yerinde yangın
 3'üncü kattan beton zemine düştü
3'üncü kattan beton zemine düştü