Advert
Advert
Advert
Myanmar’ın Ülkesiz İnsanları
Gülgün Göktan

Myanmar’ın Ülkesiz İnsanları

Onlar Dünyanın En Ezilen, En Yalnız Bırakılan Halklarından Biri...

Uzaklarda bir yerlerde, acı içinde yaşam mücadelesi veren bir insan topluluğu onlar. Güneydoğu Asya Çin Hindisi bölgesinin en büyük ülkesi olan Myanmar’da yaşıyorlar. Daha doğrusu Myanmar’da yaşayabilmek, hayata tutunabilmek, hayatta kalabilmek için çırpınıyorlar.

 

Birleşmiş Milletler’e göre Rohingya Müslümanları dünyanın en yalnız bırakılmış, en ezilmiş ve fazla zulme uğrayan halklarından biri. Onlar hakkında söylenecek o kadar çok şey var ki, bunları tek bir yazıya sığdırabilmek mümkün değil. On yıllardır büyük bir zulme maruz kalıyorlar. Ülkede yaşanan bu zulüm sadece Rohingyalara yönelik değil elbette. Rohingya Müslümanları dışındaki diğer Müslüman topluluklar da uzun yıllardır ülkede sistematik bir zulüm ve nefret politikasının hedefi.

 

Myanmar’ın batı bölgesinde, Bangladeş sınırındaki Arakan, yani Rakhine eyaletinde yaşıyorlar. Arakan, Myanmar’ın 7 eyaletinden biri. Ancak Rohingya Müslümanları, Myanmar topraklarında olmalarına rağmen, bu ülkenin vatandaşı olarak kabul edilmiyor. Ülke yönetimi, sayıları yaklaşık 800 bini bulan Rohingyaları ‘Bangladeşli kaçak göçmenler’ olarak görüyor. Diğer yandan Bangladeş hükümeti de onları kendi vatandaşı olarak kabul etmiyor. Dolayısıyla Rohingya halkı, Güney Asya coğrafyasında, Myanmar ve Bangladeş arasında sıkışıp kalmış, yaşam mücadelesi veren, kimsesiz ve ülkesiz bir topluluk.

 

Kendi Topraklarında Esir Düşmüş İnsanlar...

Ülkenin vatandaşı sayılmadıkları için, varlıklarını ifade edebilecek bir kimlikleri ve nüfusa kayıtları yok. Bunun yerine üzerinde ‘yabancılara aittir’ yazan ve hiçbir geçerliliği olmayan beyaz bir kimlik taşımak zorundalar.

 

Onlar, dünyanın herhangi bir yerinde rastlayabileceğiniz insanların hayatından çok farklı bir hayat yaşıyorlar. Normal insanların etrafında var olan hemen hemen hiçbir şeye sahip değiller. Kimlikleri olmadığı için sağlık gibi en doğal sosyal haklardan dahi faydalanamıyor, hastanelere kabul edilmiyorlar. Devlet dairelerinde çalışmaları, kamu hizmetlerinden yararlanmaları yasak. Halihazırda şu an devlet dairelerinde çalışan tek bir Müslüman yok. Siyasi dernek ya da parti kuramıyorlar. İş sahibi olmaları içinse, mutlaka bir Budist’le ortak olmak zorundalar. Ve bu ortaklıkta Budist olan kişi, hiçbir sermaye koymadığı halde, işletmenin yarısına ortak kabul ediliyor. Eğitim imkanlarından yararlanamıyorlar, okullara kabul edilmiyorlar; bu nedenle %80’i okuma yazma dahi bilmiyor. Herhangi bir şekilde mal, mülk, toprak sahibi olamıyorlar. Betondan ev yapma izinleri yok, ancak bambu ya da ahşaptan evler yapabiliyorlar ve bunların da yine her an ellerinden alınma riski var. Devlete ait kabul edilen bu evler bir kaza sonucu yanacak olursa, o zaman ev sahibi kişiler, devletin malını yakmaktan dolayı altı yıla kadar hapisle cezalandırılıyorlar. Müslümanlar sahip oldukları hayvanlar için de her yıl devlete vergi ödemek zorundalar. Saat dokuzdan sonra sokağa çıkmaları, polisten izinsiz komşu ziyareti yapmaları bile yasak. Evlilik izni alabilmek için ise, evlenmelerini neredeyse imkansız hale getiren, çok fazla engel ile karşı karşıyalar. Bu durum, Myanmar yönetiminin Müslüman nüfusunu azaltma politikasının önemli bir parçası. Evlilik izni almak isteyen kimseler, her iki taraftan da ayrı ayrı olmak üzere çok yüksek miktarda vergi ödemeye mecbur bırakılıyor. İzin içinse 2-3 yıl beklemeleri gerekiyor ve bazen bu vergiyi ödeyip bekleyenlere sonrasında izin de vermiyorlar. Evli çiftlerin ikiden fazla çocuk sahibi olmaları da yasaklanmış durumda. Doğan ve ölen her çocuk için ise, devlete vergi vermek zorundalar.

 

Rohingya halkı sokağa çıkma yasağına da tabi tutuluyor. Şehirler arası seyahat etme izinleri yok. Komşu bir köye gitmek için bile resmi izin almak zorundalar. Yolculuk veya hastalık da dahil olmak üzere, hangi sebeple olursa olsun, Arakan’ın başkenti Akyab’a gitmeleri yasak. Myanmar’ın başkenti Rangoon’a gitmeleri ise hiçbir şekilde mümkün değil. Böyle bir izin alabilmek için, uzun süren sıralarda beklemek, ücret ve çoğunlukla da rüşvet ödemek durumunda bırakılıyorlar. Seyahat kartı olan Müslümanlar bile bazen otobüslerden trenlerden zorla indiriliyorlar. Rohingyalara uygulanan baskı ve kısıtlamalar öylesine yoğun ki, Müslümanların satın alabileceği ürünler bile çok kısıtlı. Motorlu taşıt, sabit ya da cep telefonu sahibi olmaları dahi yasak.

 

Rohingyalar ayrıca sık sık mülklerine el konulması, keyfi olarak tutuklanma ve gözaltına alınma, fiziki ve cinsel şiddete ve işkencelere maruz kalma gibi durumlarla da karşılaşıyorlar. Bunun yanı sıra hükümet ve askeri otoriteler için hiçbir ücret ödenmeksizin düzenli olarak çalışmaya da zorlanıyorlar. Rakhine eyaletindeki Rohingyalar için zorunlu olan bu çalışmayı bölgedeki çocuklar da sık sık yerine getirmek zorunda bırakılıyor.

 

Myanmar yetkilileri, sözde güvenliği sağlama gerekçesiyle, Rohingya nüfusunun büyük kısmını yaşadıkları yerlere hapsetmiş durumda. Dikenli tel örgüler ve barikatlar ile Rohingya topluluklarının yaşadığı yerlerin etrafı çevrelenmiş. Dışarı çıkmalarına izin verilmeyen Rohingyalar geçimlerini sağlamak için çalışma imkanlarından da mahrum bırakılıyorlar.

 

‘Arakan İslam Krallığı’ Nasıl Bu Konuma Geldi?

15. yy’ın başında bölgede Arakan İslam Krallığı kuruldu ve bu tarihten sonra da İslamiyet Arakan’da hızla yayıldı. 354 yıl bağımsız bir devlet olarak kalan Arakan, 1784 yılında Budist Krallık tarafından işgal edildi, 1826 yılında Burma işgali sona erdiğinde ise, ülkede 120 yıl sürecek olan İngiliz işgali başladı. İngilizlerin ülkeden çekilmelerinin ardından ise, ülkedeki Budistler, Hindistanlı ve Bangladeşli Müslümanlara karşı ciddi bir saldırı politikası başlattılar.

 

Bu saldırılar sebebiyle Müslüman halkın büyük çoğunluğu ülkeyi terk ederek Hindistan ve Bangladeş’e sığındı. Bölgede kalan Rohingya Müslümanlarına karşı ise toplu katliamlar başladı. 1938’de başlayan katliamlarda binlerce Müslüman öldürüldü, 500.000’den fazla Müslüman ise yine bölgeyi terk etmek zorunda bırakıldı. 1942’de başlayan ve 40 gün süren katliam dalgasında ise en az 150.000 Arakan’lı Müslüman katledildi, köyleri yağmalandı, değerli eşyalarına, mallarına, hayvanlarına el konuldu. Bu saldırıları 1947 ve 1954 yılındaki katliamlar ve 1978 yılındaki ‘Kral Dragon Operasyonu’ izledi ve tüm bu olaylarda on binlerce Müslüman katledildi. Yüzlerce Müslüman kadın erkek çocuk sebep gösterilmeksizin tutuklandı, işkence gördükten ve tecavüz edildikten sonra öldürüldü. Bu acımasız saldırılardan dehşete düşen Müslüman halk Bangladeş sınırına doğru ülkeyi terk etmeye başlamış ancak yolda da saldırılar yine devam etti ve bir kısmı yolda, bir kısmı da kıyı şeridinde botlarına yapılan saldırılar sonucu hayatlarını kaybetti.

 

Haziran 2012’de Gerçekleştirilen Büyük Katliam...

Haziran 2012’de ise, 10 Müslümanın Budistlerce linç edilmesinin ardından şiddet olayları bir kez daha tüm Arakan’a yayıldı. Saldırıyı protesto amacıyla Maungdaw şehrindeki Merkez Camii’nde toplanan yüzlerce Müslüman, Budist fanatikler ve Burma polisinin saldırılarına maruz kaldı; çok sayıda kişi yaralandı ve şehit edildi. Bu olayın ardından Müslüman köy ve kasabalarına baskınlar düzenlendi, suçluları barındırdıkları gerekçesiyle 300’dan fazla Müslüman köy ateşe verildi, cami ve medreseler yakılıp yıkıldı. 1000’den fazla kişi katledildi, binlerce Müslüman evlerinden ve köylerinden sürülerek ormanlarda yaşamak zorunda bırakıldı. Yine bu şiddet olaylarından kaçmak isteyen binlerce Rohingya Müslümanı ise teknelerle Hint okyanusuna ve Naf nehrine doğru denize açıldı, ancak Bangladeş’in bu mültecileri ülkesine kabul etmemesi sonucunda yüzlercesi boğularak öldü.

 

Sokağa çıkma yasağı altındaki Rakhine bölgesinde kalanların evleri ise, fanatik gruplar tarafından ateşe verildi, yanan evlerden çıkanlara ise, sokağa çıkma yasağını ihlal ettikleri gerekçesiyle ateş açıldı. Çok sayıda Rohingya’nın evlerinde diri diri yandığı olaylarda, cesetler de kamyonlara taşınarak ortadan kaldırıldı, bu nedenle de olaylarda ölenlerin sayıları tespit edilemedi.

 

Ocak 2014’te Başlayan Yeni Katliam Dalgası...

14 Ocak 2014’te ise Rohingya Müslümanlarının yaşadığı Maungdaw bölgesine bağlı Du-Chira-Dan köyünde yeni bir katliam dalgası daha başladı. Myanmar Askeri Kuvvetleri, Polis Kuvvetleri (Hlun Hteins) ve Rakhine teröristleri, Arakan eyaletindeki Rohingya’ların yaşadığı bu köye vahşi ve kanlı bir baskın gerçekleştirdiler. Bölgedeki köy yöneticisinin 8 Rohingya’yı öldürmesinin ardından, çıkan olaylarda bir polis memurunun da öldürülmesi üzerine, Maungdaw bölgesi yetkilileri, güvenlik güçlerinin köylüler üzerine ateş açmaları emrini verdi. Saldırılarda en az 48 kişi öldürüldü, bir çok masum köylü tutuklandı, kadın ve kızlara tecavüz edildi, 200 kadın, 6 erkek ve 5 çocuk da kayıp. Rohingya halkından olan 10 yaşın üzerindeki tüm erkekler için ise bir ‘yakalanma emri’ çıkartıldı. Yüzlerce kişi korkudan kaçarak bölgeyi terk etmek durumunda kaldı. 340 barınağın bulunduğu ve 4000 kişinin yaşadığı yerleşim alanı tamamen boşaldı. Köy, yetkililer tarafından ‘yasak bölge’ ilan edildi ve dışarıdan gelen gözlemcilerin, gazetecilerin ve Rohingya’ların köye girişleri yasaklandı. Köyün yaklaşık 60 evi kaplayan bir kısmı ise Polis Kuvvetleri ve Rakhine teröristleri tarafından ateşe verilerek yakıldı. Yakındaki köylere kaçan Rohingyalar’dan yaklaşık 500 kadar kişi, barınacak yerleri olmaması ve açlıkla karşı karşıya kalmaları sebebiyle köylerine geri döndüler. Ancak köydeki evler, eşyalar, hayvanlar, yiyecekler tümüyle yağmalanmıştı.

 

Mülteci Kamplarında da Hayat Onlar için Farklı Değil...

Yapılan tüm bu uygulamalarla hedeflenen, Müslümanların rahatsız edilerek ülkeyi terk etmelerini sağlamaktır. Ve işte nitekim on yıllardır süren bu baskı ve zulüm politikası sonuç vermiş ve bugün yüz binlerce Arakan’lı Müslüman Burma sınırları dışında mülteci konumuna gelmiştir. Şu anda 200.000 Arakan’lı Müslüman Pakistan’da, 500.000’i Suudi Arabistan’da, 10.000’i ise Malezya’da bulunuyor. Bangladeş’te ise BM gözetiminde 22.000, 300.000 kadar da kaçak göçmen var. Ancak Arakan’lı Müslümanlar, Bangladeş’teki bu göçmen kamplarında da yine bir çok acı ve sıkıntıyla iç içe yaşıyorlar.

 

Onlar için Ne Yapabiliriz?

Rohingya Müslümanları Arakan’da kelimelerle tarifin mümkün olmadığı, amansız bir zulüm altında yaşıyorlar. Onlar, esir alınarak insan ticaretinde kullanılan, çeşitli işkencelere maruz kalan, kadınlarına tecavüz edilen, malları evleri yakılıp yıkılan, köle gibi haksız hukuksuz uygulamalarla çalıştırılan ve en temel insani haklardan bile yoksun bırakılan mazlum, kimsesiz insanlar.

 

Dünyanın bir çok yerinde zulüm gören insanlardan farkları ise, onların yardım çığlıkları ‘sessiz çığlıklar’. Dünya bir türlü onların seslerini duymuyor. Yüzyılı aşkın bir süredir tarif edilemeyecek bir zulüm ve katliama maruz kalıyorlar. Ancak şu ana kadar bu zulmü durduracak kalıcı bir adım atılmış değil.

 

Zulüm altındaki bu mazlum insanlara yardım ulaştırabilmek, onları yaşadıkları dehşetten ve korkulardan, acılardan, zorluklardan zalimlerin zulmünden kurtarabilmek için uluslararası düzeyde adımlar atılması şart. BM ve tüm diğer uluslararası otoritelerin kararlı adımlarla Myanmar hükümeti üzerinde yaptırımlar uygulaması ve oradaki masum halkın haklarını koruma altına alması gerekiyor. Bu amaçla Rohingya’ların yaşadığı Rakhine bölgesine BM Barış Gücü gönderilmesi için gereken girişimlerde bulunulması son derece önemli.

 

İşkencelerin, tecavüzlerin, yağmalamaların, haksız tutuklamaların, öldürmelerin durdurulması; bu hukuksuz uygulamaları yapanlar hakkında gerekli sorgulamaların ve kanuni işlemlerin yapılabilmesi; ve uluslararası medyanın ve insan hakları kuruluşlarının, yaşananları olay yerinde inceleyip rapor etmesine imkan sağlanması, atılması gereken başlıca adımlardan.

 

Ardından da Rohingya halkına vatandaşlık hakkı sağlanıp koruma altına alınabilmeleri için BM’in gerekli girişimlerde bulunması hayati önem taşıyor. Ülkedeki tüm diğer vatandaşlar gibi, eğitim, sağlık, ilaç ve tedavi imkanları gibi kamusal haklardan yararlanabilip onlar gibi tüm insani haklara sahip olabilmeleri için Myanmar hükümetiyle temasların kurulması son derece önemli.

 

Arakan Bir Kurtarıcı Bekliyor...

Ancak tüm bu adımlar atılsa bile, Arakan halkı yine de onları huzura kavuşturacak kalıcı bir çözüme muhtaç. Eğer dünyadaki tüm Müslüman ülkeler ittifak ederek birleşecek olursa, dünya nüfusunun yaklaşık ¼’ini içeren, 1.5 milyar nüfusa sahip çok büyük bir güç birliği ortaya çıkacaktır. Siyasi, sosyal, ekonomik ve askeri alanda böyle büyük bir gücün karşısında ise, dünyanın en ücra köşesinde bile olsa, hiç bir zalim, tek bir Müslümana dahi zulme yeltenmeye cesaret edemeyecektir.

 

https://twitter.com/GulgunGoktan

gulgungoktan@gmail.com

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
 Isparta'da eğitim uçağı düştü 3 şehit
Isparta'da eğitim uçağı düştü 3 şehit
Beyoğlu'nda silahlı saldırı 3 yaralı
Beyoğlu'nda silahlı saldırı 3 yaralı