Ölüm nerede bu kadar ucuz?

Kaç kez haber yaptım, kaç kez köşe yazısı yazdım; artık ben de sayısını unuttum.

GÜNCEL - 01-08-2026 22:27

Sözünü ettiğim yer, Şanlıurfa-Diyarbakır transit yolunun Şirinkuyu, Güney ve Ayvanat mahallelerinin ortasından geçen bölümü. Bu yolun resmi bir adı var elbette. Ancak vatandaşlar, hizmete açıldığı günden bu yana buraya başka bir isim verdi: “Ölüm Yolu.”

 

Çünkü bu yol, adeta Azrail’in kod adı oldu.

 

Hizmete açıldığı ilk günden bugüne kadar bu yolda feryatlar eksik olmadı. Ben daha genç bir gazeteciyken de bu yolda ölüm çığlıkları yükseliyordu, bugün de yükselmeye devam ediyor.

 

Her ölümcül kazanın ardından vatandaş yolu saatlerce trafiğe kapattı, sesini duyurmaya çalıştı. Acısını haykırdı, öfkesini dile getirdi, kimi zaman kazaya karışan araçları ateşe vermeye kalkıştı. Her seferinde bir yetkili geldi, süslü cümlelerle insanları sakinleştirdi. Sonra herkes, bir sonraki kazaya kadar kaderine razı oldu.

 

 

AK Parti adayları Resul Yılmaz ve Şeyhmus Aydın, iktidarın gücüne güvenerek bu sözü yüksek sesle dile getirdiler. Biz gazeteciler ise kendilerini defalarca uyardık. “Bu proje Ulaştırma Bakanlığının yetki alanında. Belediyenin tek başına yapabileceği bir iş değil.” dedik. Ama bizi dinleyen olmadı.

 

Siyasiler de bu yolun vatandaşın en hassas yarası olduğunu çok iyi biliyordu. Özellikle yerel seçim dönemlerinde, bu transit yolun şehir dışına çıkarılacağını seçim vaatleri arasına koydular. Adeta namus sözü verdiler.

 

AK Parti adayları Resul Yılmaz ve Şeyhmus Aydın, iktidarın gücüne güvenerek bu sözü yüksek sesle dile getirdiler. Biz gazeteciler ise kendilerini defalarca uyardık. “Bu proje Ulaştırma Bakanlığının yetki alanında. Belediyenin tek başına yapabileceği bir iş değil.” dedik. Ama bizi dinleyen olmadı.

 

Çünkü amaç, halkın en hassas olduğu konuyu seçim malzemesi yaparak oy toplamaktı.

 

Aslında onlar da bu yükün kendilerine iki gömlek büyük geldiğini biliyorlardı. Ama ne gam… Yeter ki oy gelsin.

 

Bu yolda toprağa düşecek canlar, sakat kalacak insanlar kimin umurundaydı?

 

Ölümler devam etti.

 

Kazalarda hayatını kaybedenler arttı, geride kalanların acısı büyüdü. Sakat kalanların sayısı çoğaldı. Ama görünen o ki bunların hiçbiri siyasetçileri rahatsız etmedi. Ölüm yolu can almaya devam etti.

 

Halk zamanla bıktı.

 

Ama Azrail görevini yapmaktan hiç vazgeçmedi.

 

Ne belediye başkanları görevini yaptı ne milletvekilleri ne de ilgili kurumların yöneticileri…

 

İşin en acı tarafı ise halkın, kendisine verilen bu vaatlere rağmen aynı siyaset anlayışını yeniden ödüllendirmesi oldu.

 

Belki de bunun adı, celladına âşık olmaktır.

 

Eğer biz gerçekten hakkını arayan insanlar olsaydık; bize “Bu ölüm yolunu şehir dışına çıkaracağız.” diye söz verip de bunu yerine getirmeyenleri mahkemeye verseydik, ikinci kez aynı vaatte bulunanlara “Hadi oradan!” diyebilseydik, bugün dizimizi dövmeye devam etmiyor olurduk.

 

Aklıma şu soru takılıyor:

 

Bu sözü verenler iktidar partisinden değil de başka bir siyasi partiden olsaydı, yine bu kadar sessiz mi kalacaktık? Yine ölümlere aynı kayıtsızlıkla mı bakacaktık?

 

Bu kentte “Halkın hukukunun yanındayım.” diyen hukukçular, sivil toplum kuruluşları ve kanaat önderleri yok mu?

 

Bu sabah evden çıkarken, önceki gece yaşanan ölümlü kazayla ilgili vatandaş bana sadece şunu sordu:

 

“Gazeteciler neden yazmıyor?”

 

Oysa arşivler ortada.

 

Biz görevimizi yıllardır yapıyoruz. Yazıyoruz, anlatıyoruz, uyarıyoruz.

 

Ama bu şehirde bizden başka kalem tutan insanlar da var. Aydınlar var, hukukçular var, farklı siyasi görüşlerden insanlar var.

 

Hep birlikte haykırmadıkça, sesimizi ortaklaştırmadıkça bu yol can almaya devam edecek.

 

Ve biz, her yeni ölümün ardından yine aynı cümleyi kuracağız:

 

“Ölüm, bu şehirde neden bu kadar ucuz?”

Günün Diğer Haberleri