GÜNCEL
Giriş Tarihi : 03-12-2016 14:41   Güncelleme : 03-12-2016 14:41

Yükseköğrenim Kurumlarıyla Rekabet Edebilmesi Gerekir

Türk Üniversitelerinin Dünyadaki Yükseköğrenim Kurumlarıyla Rekabet Edebilmesi Gerekir

Yükseköğrenim Kurumlarıyla Rekabet Edebilmesi Gerekir

 “Türk Üniversitelerinin Dünyadaki Yükseköğrenim Kurumlarıyla Rekabet Edebilmesi Gerekir”

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Esenboğa Külliyesinin açılış töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sınırların kaybolduğu, mesafelerin anlamını yitirdiği bir çağda üniversitelerin kendi sınırlarına hapsolması düşünülemez. Gerek öğrenci ve hoca değişim programları, gerekse ortak çalışmalar vasıtasıyla üniversitelerimizin dışarıya açılmalarına, diğer yükseköğrenim kurumlarıyla iş birliğine gitmelerine çok önem veriyorum” dedi.

 

Üniversite külliyesinin bahçesinde düzenlenen törende; Başbakan Binali Yıldırım, Millî Eğitim Bakanı İsmet yılmaz, Sağlık Bakanı Recep Akdağ,  Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, YÖK Başkanı Yekta Saraç, üniversitenin yönetim ve öğretim kadrosu da hazır bulundu. Üniversitenin öğrencilerinin ve çevre ilçelerden gelen vatandaşların da yoğun katılımıyla gerçekleşen törende Cumhurbaşkanı Erdoğan bir konuşma yaptı.

 

 

 

Üniversite külliyesinin Ankara’ya ve ülkeye hayırlı olmasını dileyerek ve 2016-2017 akademik yılının üniversite eğitim kadrosu ve öğrencileri için başarılı geçmesi temennisinde bulunarak konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, üniversitenin ülkeye kazandırılmasında emeği bulunanlara teşekkür etti.

 

“ÜNİVERSİTELERİMİZİN DIŞARIYA AÇILMALARINA ÇOK ÖNEM VERİYORUM”

 

Mimarisi, müştemilatı, altyapı ve üstyapısı, spor tesisleri ve öğrencilerine sunduğu imkânlarla üniversitenin Ankara’ya ve taşıdığı isme yakışır bir eser olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, kuruluşundan bu yana geçen 6 yılda üniversitenin her açıdan ciddi mesafe kaydettiğini,  12 fakültesi, 5 enstitüsü,  17 uygulama ve araştırma merkezi ile belirlenen hedefler doğrultusunda emin adımlarla yolunda ilerlediğini söyledi.

 

Sınırların kaybolduğu, mesafelerin anlamını yitirdiği bir çağda üniversitelerin kendi sınırlarına hapsolmasının düşünülemeyeceğine vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türk üniversitelerinin dünyadaki yükseköğrenim kurumlarıyla rekabet edebilmesi, hatta onlardan üstün olması gerekir. Gerek öğrenci ve hoca değişim programları, gerekse ortak çalışmalar vasıtasıyla üniversitelerimizin dışarıya açılmalarına, diğer yükseköğrenim kurumlarıyla iş birliğine gitmelerine çok önem veriyorum” dedi.

 

“YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ ÖRNEK BİR ÜNİVERSİTE OLACAK”

 

10-15 yıl öncesine kadar yurt dışına öğrenci gönderen, yurt dışından öğrenci alan üniversite sayısının bir elin beş parmağını dahi geçmediğine, Ankara ve İstanbul haricinde nitelikli altyapısı, güçlü akademik kadrosuna sahip, yetkin üniversiteleri bulmanın zor olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, imkânsızlıklara ilaveten terör, yetersiz kaynak gibi sorunlarla boğuşan bu üniversitelerin bir kısmının, ‘tabela üniversitesi’ durumunda olduğunu dile getirdi.

 

Kendi üniversite öğrenciliğinin, anarşinin hâkim olduğu, üniversitelerin terörize edildiği zamanlara denk geldiğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şimdi de maalesef birkaç yerde bunu kaşıyanlar var. Yıldırım Beyazıt Üniversitesi inşallah onlara da örnek olacak” ifadelerini kullandı.

 

Bugün sadece büyükşehirlerdeki üniversiteler değil, Anadolu’daki birçok üniversitenin de yeni açılımlara gittiğine; Orta Doğu, Balkanlar, Türk cumhuriyetleri ve Afrika gibi kardeş coğrafyadaki muhataplarıyla ortak projeler geliştirdiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin, sadece yurt dışına öğrenci göndermeyip aynı zamanda binlerce yabancı öğrenciye de ev sahipliği yaptığını, Türkiye’de halen dünyanın 203 ülkesinden 95 bin uluslararası öğrencinin lisans, yüksek lisans ve doktora seviyelerinde eğitim-öğretim aldığını hatırlattı.

 

“TÜRK DÜNYASI, SİYASİ, İLMİ, KÜLTÜREL VE DİPLOMATİK AÇIDAN BÜYÜK BİR FETRET DÖNEMİ YAŞIYOR”

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan üniversite külliyesinin yer aldığı Çubuk Ovası’nda Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezid Han ile Büyük Timur İmparatorluğu’nun Hükümdarı Timur arasında 1402 yılında Ankara Savaşı’nın yaşandığını hatırlattı ve şunları söyledi: “Her iki devlet de bu savaştan ağır yaralar aldı, her iki taraf da ordusunun önemli bir kısmını kaybetti, büyük zayiat verdi; ama bu savaşın asıl bedelini Osmanlı ödedi. Savaştan sonra Osmanlı 11 yıl sürecek bir fetret dönemine girdi. Bu 11 yıl boyunca Osmanlı Devleti ciddi bir beka sorunu yaşadı, iç istikrarsızlıklar, taht mücadeleleri, isyanlar ve toprak kayıplarıyla devlet dağılmanın, adeta yok olmanın eşiğine geldi. 11 yıl süren bu bıçak sırtı dönem her ne kadar Çelebi Mehmet’in dirayeti sayesinde geride bırakılsa da, Osmanlı Devleti’nin tekrar eski günlerine dönmesi uzun yıllar aldı. Ankara Savaşı’nın İstanbul’un fethini 50 yıl ertelediği kabul edilir. Balkanlar’da fetihler durmuş, Anadolu’daki siyasi birlik tamamen dağılmıştır.

 

Ankara Savaşı’nın sebep ve sonuçları itibarıyla günümüze ayna tutuğuna ve bugün için önemli dersler barındırdığına inandığını sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Maalesef bugünde de İslam âlemi ve Türk dünyası, siyasi, ilmi, kültürel, diplomatik açıdan büyük bir fetret dönemi yaşıyor. Bu fetret döneminin ilki bizden, yani Müslümanların bizatihi kendisinden, ikincisi de rakiplerimizden kaynaklanan sebepleri bulunduğunu düşünüyorum. Medeniyet içi çatışmalar, kardeş ülkeler arasındaki gerilimler, Müslümanların enerjilerinin tamamen tükenmesine neden oluyor. Sürekli kriz üreten, iş birliği yerine kavgayı, yapma yerine yıkmayı, engel olmayı amaçlayan sığ bir anlayış coğrafyamızı esir almış durumda. Müslümanlar kendi kapı komşularına yıllardır aynı bölgeyi, aynı değerleri paylaştıkları kardeşlerine adeta düşman nazarıyla bakıyor. Müslüman ülkelerin birbiriyle kurdukları ortaklıklar, inanın birbirlerine karşı kurduklarından çok daha zayıf. Bu durumdan en büyük faydayı ise İslam dünyasının hasımları sağlıyor. Böylesi bir atmosferde Müslümanların güçsüz ve bitap kalmasını isteyen çevrelere adeta gün doğuyor. Müslümanların kaynaklarını, petrolünü, altınını, madenini, hatta alın terini sömüren ülkeler kazanç sağladıkları bu tablonun devamı için her türlü senaryoyu devreye alıyorlar. İşte Irak, işte Libya, işte bunları yaşıyor. Müslümanların ayağa kalkmaması, kendi içlerinde birlik sağlamaması için mevcut krizleri çözmek yerine, Irak ve Suriye’de olduğu gibi sorunlar daha da derinleşiyor.”

 

“MÜSLÜMANLAR BÜYÜK GÜÇLERE MAHKÛM EDİLMEYE ÇALIŞILDI”

 

Bu ülkede yıllarca Osmanlı coğrafyasındaki Arapların ihanet ettiğinin söylendiğini; aynı şekilde Araplara da Osmanlı’nın kendilerini senelerce sömürdüğünün öğretildiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yapay sınırlarla bir gecede 2 farklı ülkenin vatandaşı haline gelen ailelerin evlatları, gittikleri okullarda birbirine tamamen zıt, birbirine adeta düşman bir tarih okudular, gerçek hadiseler yerine ikame edilen safsatalarla insanlar birbirine hasım kalındı. Türkiye’nin doğu ve güneydeki akrabalarıyla bağı kopartılmaya, araya korku duvarları örülmeye çalışıldı. Tüm Müslümanlar büyük güçlere mahkûm ve mecbur edilmeye çalışıldı” diye konuştu.

 

“İSLAM DIŞI ÖRGÜTLER MÜSLÜMANLARIN BAŞINA MUSALLAT EDİLİYOR”

 

Birinci Dünya Savaşı sırasında tohumları ekilen, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise perçinlenen kardeşi kardeşe kırdırma politikasının sürekli güncellendiğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelere yer verdi: “DEAŞ, Boko Haram ve Eş Şebab gibi İslam dışı örgütler Müslümanların başına musallat ediliyor. Aynı şekilde DHKP-C, PKK, YPG gibi etnik ve mezhebi farklılıkları istismar eden katil sürülerinin sırtı sıvazlanıyor. Tüm farklılıklarına rağmen her yıl Arafat’ta vakfeye duran, yönünü aynı kıbleye dönen, aynı Allah’a ve Peygambere inanan insanlar, Şii-Sünni denilerek birbirine karşı kışkırtılıyor. Sevgili gençler, bizim Sünnilik, Şiilik diye bir derdimiz yok, bizim sadece din-i mübin-i İslam diye bir derdimiz ve aşkımız var. Biz İslam çatısı altında toplandık. Yorumlar bizim için olmazsa olmaz değildir, bizim için olmazsa olmaz sadece dini mübin-i İslam’dır, işte bunu parçalamak istiyorlar, bunu bölmek istiyorlar, biz buna prim vermeyeceğiz. Müslümanları bir karamsar tablonun içine mahkûm etmek isteyenler, bilesiniz ki yeni bir fetret dönemini de tahrik edenlerdir, inşallah buna da fırsat verilmeyecek.”

 

Konuşmasının sonunda üniversite öğrencilerinin yaşadığı kimi sorunlara değinerek, bu sorunların çözümü için yetkililerden söz alan Cumhurbaşkanı Erdoğan, öğrencilere hitaben, “Peki, biz sizden ne istiyoruz? Bizim de sizden isteğimiz var. Devlet olarak biz bunları yapacağız, sizden de ilim istiyoruz, ilim istiyoruz, ilim istiyoruz. İnşallah uluslararası camiada da siz yarışacaksınız. Lisans, lisansüstü, doktora, hepsinde yarışacaksınız ve Türk genci inşallah bu konuda da örnek olacak” şeklinde konuştu.

 

Konuşmasının ardından Külliye’nin açılış kurdelesini, Başbakan Binali Yıldırım, törende bulunan bakanlar ve yetkililerle birlikte kesen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Külliyesi tüm gençliğimize, üniversite camiamıza, hocalarımıza, öğrencilerimize, milletimize hayırlı olsun” temennisinde bulundu.