Dünyanın her yerinde devletin cezalandırma hakkı ile sanığın hakları arasında doğal bir çatışma yaşanırken, hukuk devletlerinde bu çatışmanın sınırları anayasa, kanunlar ve insan hakları sözleşmeleriyle net şekilde belirleniyor.
Her insan; kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahiptir. Bu haklar, herhangi bir anlaşmadan doğmadığı gibi devletin bir lütfu da değildir. Devletin ve idari makamların ise bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etmesi anayasal bir zorunluluktur. Hukuksal durumu aynı olan kişilerin, yasalar karşısında aynı işleme tabi tutulmaları eşitlik ilkesinin temel amacını oluşturuyor.
İnsan haklarına saygılı, adaleti koruyan ve yargı denetimine açık bir yönetim anlayışı, hukuk devletinin temel taşı olarak öne çıkıyor.
Bu bağlamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) çağrıda bulunuluyor. Toplumun farklı kesimlerinden gelen görüşler, infaz rejiminin;
İnsan onurunu merkeze alan,
Hakim, savcı, avukat kadar hükümlülerin de anlayabileceği sadelikte,
Islah edici fonksiyonu gözeten,
İnfazda eşitliği ve adaleti sağlayacak,
Cezasızlık algısını ortadan kaldıracak
bir şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiğine işaret ediyor.
Ayrıca yeni infaz kanununun, sürekli değişikliklere ihtiyaç duyulmayacak sağlam bir yasal zemin oluşturması gerektiği vurgulanıyor.
Yeni anayasa ve infaz yasası gibi köklü reformların birlikte ele alınması gerektiği ifade edilirken, Türkiye’nin milli kimliğini, coğrafi bütünlüğünü ve siyasi birliğini koruyacak güçlü bir anayasal çerçevenin artık ertelenemeyeceği görüşü ağırlık kazanıyor.


