GÜNCEL
Giriş Tarihi : 18-09-2021 12:13   Güncelleme : 18-09-2021 12:13

HÜDA PAR Genel Başkanı Yapıcıoğlu: Denk bütçe anayasal zorunluluk olmalı

Denk bütçenin anayasal bir zorunluluk olması gerektiğini söyleyen Yapıcıoğlu, “Biz iktidara gelirsek asgari ücretliden asla vergi alınmayacak, temel tüketim maddelerinden gıda maddelerinden vergi alınmayacak, ihtiyaç sahibi ailelere belli bir miktar elektrik, gaz ve su ücretsiz olacak. Biz iktidara gelirsek bütçeler denk olacak. Borçlar bitecek.” dedi.

HÜDA PAR Genel Başkanı Yapıcıoğlu: Denk bütçe anayasal zorunluluk olmalı

Çeşitli temaslarda bulunmak üzere Bursa’ya gelen HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Bursa ON TV’nin canlı yayın konuğu oldu, moderatörün sorularını cevaplandırdı.

 

Bursa’nın Osmanlı’nın başkenti olduğunu hatırlatan Yapıcıoğlu, “Bursa deyince akla Uludağ geliyor, hoşgörülü insanlar geliyor. Bursa deyince yeşillik geliyor. Bursa deyince şeftali geliyor. Bursa deyince tarih geliyor.” dedi.

 

Müslüman memleketinde siyaset yaptıklarını, bu yüzden HÜDA PAR olarak ölçülerinin İslam olduğunu aktaran Yapıcıoğlu, “HÜDA PAR, ‘siyasetimizde İslam’ın belirlediği meşru daire içerisinde olacaktır’ diye açıktan söyleyen ve bu doğrultuda siyaset yapan siyaset partidir. Adaleti en fazla önceleyen hemen hemen her konunun aslında adalet sorunundan kaynaklandığını ve bütün sorunlarımızın kaynağı olduğunu, ‘Önce İnsan Öncelik Adalet’ diyen ‘Dürüst Siyaset ve Gerçek Adalet’ sloganıyla yola çıkan bir siyasi partidir.” diye konuştu.

 

Genel Başkanımız Yapıcıoğlu’na sorulan sorular ve cevapları…

 

Türkiye’de kendinize en yakın hissettiğiniz parti hangisidir, ya da dünya genelinde bir misyon olarak şu diyebileceğimiz bir parti veya örnek aldığınız var mı?

 

Hayır, dünya genelinde şu ve bu partiyi örnek aldık ondan ilham aldık bundan yola çıktık ya da onunla bağlantılıyız onun uzantısıyız diye hiçbir parti yok. Elbette parti kurarken çok partinin programını inceledik. Biz şöyle düşünüyoruz; hikmet müminin yitik malıdır. Onu nerede bulursa alır. Doğruyu kim söylerse söylesin hangi parti olursa olsun siyasi yelpazenin hangi tarafında yer aldığına bakmaksızın herkesin doğrusunu alıp kendi doğrumuz gibi sahipleniriz. Kim de yanlış yaparsa yapsın ona da karşı çıkarız. Yalova’da yapmış olduğumuz bir programda vatandaşlardan bir tanesi şöyle bir eleştiri yöneltti. ‘Sanki son dönemlerde siz AK Parti’ye yakınlaştınız, onu eleştirmiyorsunuz’ gibi bir eleştiri yaptı. Bırakın başka bir partiyi HÜDA PAR’ın içinden bizimle siyaset yapan bir kardeşimiz bile yanlış yaparsa biz asla onun yanlışına sahip çıkmayız. Yani bizim için kimin söylediği değil ne söylendiği daha önemli. Elbette kimin söylediğine bakarız çünkü bazıları hak sözle batılı kasteder. Veya batıla hizmet etmeye çalışır. O ayrı mesele. Ama yanlışı kim yaparsa yapsın. Biz şöyle inanıyoruz dedik ya ‘Ölçümüz İslam’dır’. Allah’a, Resul’üne İsyan konusunda itaatsizlik konusunda hiç kimseye itaat yoktur, hiçbir sözü dinlemeyiz.

 

Önümüzdeki seçimlerde bir ittifak söz konusu mu? Öyle bir çalışma var mı?

 

An itibari ile yok, bu olmayacağı anlamına da gelmez. Özellikle şu anda mevcut kanunlar çerçevesinde siyasi partiler bu anlamda ittifaka zorlanıyorlar. Belki siyasi partilerin sayısının son dönemde artmasının sebeplerinden bir tanesi o da olabilir. Bundan dolayı mevcut partilerin herhangi birisinde kendisini temsil edilmediğini düşünen birileri bizim bazı farklılıklarımız var. Biz ayrı bir siyasi yapılanmasının içerisine girebiliriz diyebilirler. Bu doğaldır. Bu sistem aslında bir yönüyle iktidara gelebilmek için yüzde 50’den fazlasını almayı gerektiriyor. Ama öte taraftan çok az oy desteği alabilecek olan partilerin oylarının kıymete binmesi anlamına geliyor. Ne demek istiyorum, yani öyle bir sistem ki hem cumhurbaşkanlığı seçiminde hem de seçim barajı dolayısıyla meclis seçimlerinde bir anlamda partiler bir ittifak yapmaya adeta icbar ediliyor. Bunu covid tedbirlerine benzetebiliriz. Aşı zorunlu mu? Değil. Hükümet diyor işte aşı olmak zorunlu değil isteyen aşı olur. Ama aşı olmazsan iki günde bir PCR testi vermek zorundasın. Testin negatif olmak zorunda, yoksa otobüse binemezsin, vapura binemezsin, uçağı binemezsin veya bazı kamu binalarına giremezsin gibi. Zorunlu değil ama dolaylı bir icbar var. Şimdi bu sistemde de seçim sistemi ve siyaset partiler kanunu adeta partilere şunu söylüyor. Eğer herhangi bir ittifak içerisinde yer almazsan baraja takılma durumu vardır. Bundan dolayı işte mecliste kendini temsil ettiremezsin. Ya da cumhurbaşkanı adayı çıkaracaksan sen çok geniş tabanlı belki bir ittifak kurmak zorundasın. Aksi takdirde yüzde 50 hiçbir partinin tek başına aşamayacağı bugün yapılan kamuoyu yoklamalarıyla görünüyor. Sistem buna zorluyor. Fakat sistem buna zorluyor diye ne pahasına olursa olsun ittifak içerisinde yer alacağız demiyoruz. Nitekim 2018 seçimlerinden önce de aynı sistem vardı. Fakat biz iki ittifaktan herhangi birinde yer almadık. Müstakil olarak kendi logomuzla, kendi adaylarımızla iki ilde bağımsız adayları desteklemek suretiyle, diğer 79 ilin tamamında tam listeyle adaylarımızı belirlemek suretiyle seçimlere katıldık. Herhangi bir ittifakta yer almadık. İlkelerimize uygun bir ittifak teklifi gelirse elbette oturur konuşuruz, anlaşırsak ittifak içerisinde yer alırız.

 

Sizin ilkelerinize hangisi daha yakın görünüyor. Cumhur İttifakı mı, Millet İttifakı mı?

 

Şu anda kaç tane ittifakın olabileceği belli değil. İttifakta ilkelerden bahsediyoruz. İttifak ilkeler üzerinde yapılır. Şu veya bu partiyle değil. O nedenle müsaade ederseniz ben herhangi bir isim belirtmeyeyim. Herhangi bir ittifaka şu anda angaje olma durumumuz yok.

 

HÜDA PAR’ı İslami ve Kürt bir parti olarak Türk siyasetinde nasıl konumlandırıyorsunuz?

 

Evet, HÜDA PAR İslami çizgide siyaset yapmaya çalışan bir partidir. Belki yönetim kadrosunun önemli bir kısmı Kürt vatandaşlardan oluşuyor, ama biz sadece Kürtlerin değil bu memlekette yaşayan kaç farklı etnik grup varsa hepsine birden hitap etmeye çalışan ve inşallah bize vekâlet verilirse kendilerini temsil etme görevi verirlerse hepsini layıkıyla, hakkıyla temsil etmeye çalışan bir siyasi kadroyuz. Bu anlamda yani HÜDA PAR’a sadece Kürt partisi demenin doğru olmadığını düşünüyorum. Dediğim gibi hem Kürtlere hem Türklere hem Araplara hem Lazlara hem Çerkezlere kim varsa bu toplulukta yaşayan. Çünkü biz bütün farklı etnik grupların çok güçlü bir birliktelik ortaya koyarak bu topraklar üzerinde bin yıla aşkın süredir birlikte yaşadığı gibi bundan sonra da yine kardeşçe adalet temelinde kalacak bir birliktelik içerisinde birlikte yaşayabileceğini ve yaşaması gerektiğine inanan bir kadroyuz.

 

Muhalefet anlayışınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Bu konuyla ilgili çok muzdaribiz. Bir televizyon kanalında röportaj yapmaya gelen bir gazeteci en son şöyle demişti. ‘Siz bir muhalefet partisisiniz ama daha çok sanki o muhalefete muhalefet ediyorsunuz’ şeklinde bir ithamda bulundu. Aslında bu doğru bir tespit değildi. Evet, biz bazen muhalefet partilerinin yapmış olduğu yanlışlara da muhalefet ediyoruz. İki gün önce Balıkesir’deydim. Balıkesir’in Bigadiç ve Edremit ilçelerinde belediyelerin yapmış olduğu bazı işte kurtuluş gününde çirkin temsiller vardı. Belki çarşaf üzerinden İslam’a saldırı olarak nitelendirebileceğimiz bazı etkinlikleri vardı. Farklı farklı partiler ama biz ikisini birden kınadık. O evet bazen muhalefete de çıkışıyoruz. Ama düzenli olarak takip edenler bilir haftada en az bir kez gündemdeki konularla ilgili çıkar bir açıklama yaparız. Ya da en azından yazılı olarak gündemi değerlendirir bunu da sitemizde yayınlarız. Hemen her hafta hükümetin yanlış Bulduğumuz politikalarına dair hem eleştirilerimizi hem de olması gerekeni de yani doğrusu neyse bize göre belirtmek suretiyle eleştirilerimizi yönetiyoruz. Ama muhalefet anlayışı derken biz biraz önce kısaca değindim doğru kimden gelirse gelsin biz onu destekleriz. Eğer hükümet doğru yaparsa iktidar doğru yaparsa sadece biz muhalefet partisiz diye iktidar yıpransın da bizim oylarımız biraz daha yükselsin Anlayışıyla doğrularına da yanlış diyemeyiz. Ama yanlışı kim yaparsa yapsın eğer bu yanlış yapan bırakın başka bir parti HÜDA PAR’ın içinden biri olursa biz o yanlışın yanlış olduğunu söyleriz. Ama bu konudaki bizim muhalefet anlayışımız çok nettir. Evet, HÜDAPAR bir muhalefet Partisi’dir ama HÜDAPAR sadece yanlışlara muhalefet yapar. Bu muhalefeti yaparken bazı partilerin kullandığı o çok sert kırıcı, ötekileştirici ve kutuplaştırıcı üslubu kullanmamaya da azami derece de gayret sarf ediyoruz. Çünkü biz inanıyoruz ki o şekildeki söylemler kısa vadede o söylem sahiplerine bir getiri sağlıyor gibi görünse de aslında bu uzun vadede memlekete zarar veriyor. Memlekete zarar veren şey de memlekete hizmet etme iddiasında bulunan partilere de zarar veriyor. İnancımız budur. O nedenle yapıcı muhalefet yapmaya çalışıyoruz ve muhalefet ederken eleştirdiğimiz konular varsa onları da nezih bir üslupla dile getirmeye çalışıyoruz.

 

Hükümetin aşı politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Aşı konusunda bir uzman tavrı takınarak ahkam kesecek değilim. Bu hakkı kendimde görmem. Fakat bu konuyla ilgilenen bu konu uzmanlarını dikkatlice takip etmeye çalışıyoruz. Partimizin içinde birlikte siyaset yaptığımız doktor arkadaşlarımız var. Bu arkadaşlarımızdan aldığımız bilgileri üst üste koyarak şunları söyleyebiliriz. Hekimlerin çok büyük bir çoğunluğu bu aşının bir gereklilik olduğunu ve bu salgını atlatmanın en iyi yolu olduğunu söylüyorlar. Konunun uzmanı olmayan bir kişi şunu yapmalı bence, bu konuda uzman olan kişilerin yapmış olduğu açıklamalara güvenmeli. Eğer kendi hekimlerimize güvenmeyeceksek ne yapalım, kime güvenelim veya hekim olmayan kişilerin söyledikleri sözlere nereye kadar güvenelim. Ama şunu da ilave ediyoruz. Bugün eğer Türkiye’de vatandaşların çok önemli bir kısmını aşıyla ilgili bir tereddütleri oluşmuşsa ya da bu hastalığı nasıl bir şey olduğu konusunda insanların kafası karışıksa bundan sorumlu olan yetkili makamlardır. Başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere bu konuyla ilgili her gün televizyon kanallarında boy gösterip birbiriyle çelişkili açıklamaları yapan konunun uzmanları halkın kafasını iyice karıştırmış durumdalar. Onu da görmek ve kabul etmek lazım... Üzerine şunu da ilave ediyoruz. Ben kendim aşılarımı oldum. Dünyanın herhangi bir ülkesinde seyahat etmek istesem aşı kartımla bir engelle karşılaşmadan seyahat edebilecek durumdayım. Fakat kafası bu kadar karışmış vatandaşların aşıyla ilgili zorlanmasını doğru bulmadığımızı belirtmek istiyorum. Partimizin kurumsal görüşüdür. Arkadaşlarımızla oturduk, konuştuk, değerlendirdik ve bu sonuca vardık. Aşı zorunlu olmamalıdır. Eğer olmak istemiyorsa güvenmediği bir ilacın kendi vücuduna zorla zerk edilmesi buna zorlanmasını biz doğru bulmuyoruz. Bu hem mevcut yasalara göre mümkün olmayan bir şeydir. Ve insan haklarına aykırıdır. Öyleyse ne yapılmalı. Aşı olmakta tereddüt eden vatandaşlar ilgililer tarafından ikna edilmeli. Eğer ikna olmuyorlarsa kendi hallerine bırakılmalıdır. İnsanlar bu konuda çok ciddi şekilde mağduriyetler yaşarlarsa partimizin yetkili kurullarında değerlendirip sadece söylemekle yetinmeyebiliriz de. Herhangi bir konuda partinin genel politikasını belirleme noktasında genel başkan da olsam tek başına hareket etme gibi bir eğilimim yok. Böyle bir hakkım olduğuna da inanmıyorum. Mutlak surette herhangi bir konuda toplumun genelini ilgilendiren ya da partinin genel politikası olabilecek bir şeyi belirleme ve onu kamuoyuna deklare etme öncesinde mutlaka istişare mekanizmasını çalıştırırız.

 

Bir huzur sürecinin başlatılma durumu var mı? Burada şu an ki Cumhurbaşkanlığı sistemi HÜDA PAR’ı burada nerede konumlandırır?

 

Barış süreci dediniz. Aslında hükümet tarafından farklı farklı dönemlerde farklı farklı isimlerle kardeşlik süreci dediler. ‘Çözüm süreci’ dediler. ‘Demokratik açılım süreci’ dediler. Farklı şekillerde isimlendirdiler. O dönemde de biz yapılan yanlışları sıkça dile getirdik. O takip edilen yoldan bir çözüm çıkmayacağını, oranın çıkmaz sokak olduğunu defaatle dile getirdik. Hem basın aracılığıyla dile getirdik hem de ilgililerle hatta Sayın Cumhurbaşkanıyla da görüşmelerimizde yüz yüze bunu ifade ettik. Dedik ki buradan çözüm çıkmaz. Neden çıkmaz. Çünkü biz o süreç başlarken Kürt nüfusunun daha yoğun olarak yaşadığı Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde toplam 22 ilde o dönem AK Parti en yüksek oyu alan partiydi. Ama buna rağmen AK Parti kendisini masanın bir tarafında konumlandırıp birilerini de Kürt temsilcisi diye karşısında oturttuğunda hükümete dedik ki siz yanlış yapıyorsunuz. Birileri sanki işte HÜDA PAR aslında kendisinin muhatap alınmasını istediği için bunu söylüyor. Hayır dedik. Evet, herkes size oy vermemiş olabilir, siz seçildikten sonra bu memleketin hükümetiyseniz bütün vatandaşlara hizmet götürmek onların taleplerini karşılamak gibi bir yükümlülüğünüz var dedik. Bunu yapmayın dedik. Eğer bu mesele hak hukuk meselesi ise temel haklar herhangi bir şekilde asla pazarlık konusu yapılmamalıdır. Siz hangi hakla üstelik vatandaşların yarısından fazlasının kendisinin temsilci olarak görmediği birilerini karşınızda oturtup onlarla pazarlık yapıyorsunuz. Bu yanlışınızdan dönün dedik. Bir şey daha söyledik. Eğer bir iş yapılacaksa ve bu bir hukuk meselesi ise hak meselesi ise siz bunu şarta da bağlayamazsınız. Yani hangi hakla siz elinde silah olan bir grubun bir topluluğun elindeki silahı bırakması şartına bağlıyorsunuz. Hatta ben televizyonlarda şunu dediğimi hatırlıyorum. Dedim ki ben de bir Kürdüm benim de bazı taleplerim var ve ben o talebimin karşılaşmasını istiyorsam bu meşru bir talepse siz hangi hakla benim irademin dışında kendi başına tasvip etmediğim bazı hareketlerde bulunan insanlar o hareketleri terk etmesi şartına bağlıyorsunuz. Mantık bunun neresinde dedik. Bundan çözüm çıkmaz dedik. Çünkü asla silah bırakmayacaklar dedik. Bu süreçte de aynı şeyi söylüyoruz. O dönemde yapılan yanlışlar şu anda da aynen tekrar ediliyor. Nedir o tekrar? O zaman muhatap bunlardır, bunlar dediğimizi yapmazsa biz çözmeyiz diyenler bugün de onlar işte masayı devirdiler çözüm süreci yok. Çözüm bitmiştir ya da bu meselede kalmamıştır diyorlar ise yine aynı hatayı yapıyorlar. Aynı yanlışı bu sefer tersinden söyleyerek yapıyorlar. Diyoruz ki mesele henüz çözülmemiştir. Bazı sorunlar vardır. Bu meseleyle ilgili meşhur tabirle şu gök kubbe altında söylenmemiş söz kalmamıştır. Sizin yapacağınız şey şudur. Vatandaşın talepleri nedir. Bir liste çıkarın. Neydi şu talepler? Şunlar ve şunlar meşru taleplerdir. Yerine getirilmelidir. Şunlar ve şunlar kabul edemeyeceğimiz taleplerdir. Şunlar zaman isteyen işlerdir. En azından bir irade beyanından bulunun ve hiçbir şarta bağlanmadan atılması gereken adımları atın diyoruz. Böyle bir adım atarlarsa ya da olması gereken şey nedir diye HÜDA PAR’ın fikri sorulursa elbette herhangi bir şekilde herhangi bir taassup taşımadan veya oy kaygısı da yaşamadan HÜDA PAR gerçekten bu memleketin çözümü için memleketin en ciddi sorunu için, bir daha benzer acılar yaşanmasın diye elinden ne geliyorsa yapar. HÜDA PAR elini gövdesiyle taşın altına koymaya hazırdır.

 

Şayet Cenab-ı Hak bir gün iktidarı nasip ettiğinde, aileden ekonomi bakanları seçecek misiniz? Türkiye ekonomisini, çiftçinin durumunu, esnafın durumunu, memurun durumunu nasıl görüyorsunuz?

 

Biz eğer herhangi bir konuda, herhangi bir alanla ilgili bir görevlendirme yapacaksak Rabbim lütfeder de iktidar olursak biz asla bize yakınlığına bakmayacağız. Çünkü dedik ki biz Müslümanız, ölçümüz İslam’dır. Kur’an-ı Kerim’de iki yerde çok kesin ifadelerle Allah size emreder diye söylüyor. Birisi Allah size adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder. Her cuma hutbe de okunur. Nahl Suresinin 90. ayeti. Bir diğer ayette ise, Allah size mutlak surette kesin olarak emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder. Şimdi bu şekil gelen iki ayet var. İkisinde de adalet vardır. Ama birinde aynı zamanda emaneti ehline vermek vardır. Kim ehil ise görevi o alacaktır. Bundan herkes emin olsun.

 

Şimdi bu faizci kapitalist sistem devam ettiği müddetçe bizler para babalarına bir miktar para göndermek zorundayız. Hatta ben birkaç gündür şunu söylüyorum. Türkiye’deki vergi sistemi öyle bir vergi sistemi ki sadece karnını doyurabilecek kadar dilenene ondan sonra da aldığı parayla aldığı sadakalarla gidip karnını doyurabilecek insanlar bile vergi veriyor bu memlekette. Nasıl veriyor. İnsanların çoğu bunu anlamakta zorlanıyor. Çünkü Türkiye’de toplanan Her 3 lira verginin iki lirası dolaylı vergi. Yani harcarken yapılan vergi. O dilenci eğer şehir merkezine gelmişse şehrin en kıyısındaki ucuz olduğu için evine gitmek için toplu taşımaya biniyorsa o minibüse verdiği paranın bir kısmı vergidir. Çünkü akaryakıtın yarısından fazlası vergidir. Hükümet topladığı vergilerin çok önemli bir kısmını dışardan aldığı borçları faiziyle ödemektedir. Dolayısıyla vatandaş vergi verirken aynı zamanda o küresel para babalarının borç olarak verdiği paraların faizlerini de ödemektedir o dilenci. Şimdi nerede kaldı asgari ücretli. Asgari ücretliden de birden fazla vergi alıyor. Nasıl birden fazla vergi alınıyor. Asgari ücretli parayı kazanırken bir vergi veriyor. Gelir vergisi. Harcarken bir daha veriyor. Ama sorarsanız vergi kanununa bakarsanız kâğıt üzerinde az kazanan az çok kazanın çok vergi veriyor. Ama aslında iş tersinedir.  Bunun ile ilgili en son hububat ve bakliyat ürünlerinde yılsonuna kadar gümrük vergisinin sıfırlanması gündemdedir. Bir kararname çıktı. Gerekçe ne? Gerekçe vatandaş daha ucuza karnını doyurabilirsin, daha önce etle ilgili de aynı şey yapılmıştı. Biz o zaman da hükümete şu çağrıda bulunduk. Şu vergiden vaz geçiyorsunuz ya siz gelin ondan vazgeçmeyin dünyanın aklı başında ülkeleri kendi çiftçisini koruyor. Onlara sübvansiyonlarla destek oluyor. Siz o parayı ithalatçıdan alın da üzerine biraz daha koyun onu da çiftçinize verin çiftçi hiç üretim yapmaktan vazgeçmesin. Çiftçinin girdi maliyetleri gübre fiyatları ilaç fiyatları bu kadar yükselmişken bazı kalemlerde yüzde 150’lik artış varken siz bir de dışarıdan ucuz fiyatlarla devletinden sübvansiyon almış çiftçilerin ucuz ürünlerini buraya getirip kendi çiftçinizi o ucuz mallarla rekabet edemediği için çiftçilik yapmaktan vazgeçirirseniz 5 sene sonra sizin haliniz ağlanacak hale gelir. Gerçekten acınacak hale düşersiniz birileri sizi açlıkla terbiye etmeye çalışır. Bunu yapmayın diye hükumete sesleniyoruz, sesimizi duyurabildiğimizden emin değiliz.

 

Biz iktidara gelirsek asgari ücretliden asla vergi alınmayacak. Biz iktidara gelirsek temel tüketim maddelerinden gıda maddelerinden vergi alınmayacak. Biz iktidara gelirsek ihtiyaç sahibi ailelere belli bir miktar elektrik, gaz ve su ücretsiz olacak. Biz iktidara gelirsek bütçeler denk olacak. Borçlar bitecek. Bir belediyemiz var. Bizim o belediyemiz seçildikten bu yana ki 2019’dan bu yana. 2,5 yıl bir zaman geçti. Bugüne kadar tek kuruş borç almamıştır. İller Bankası’ndan oraya giden ödenekten daha önceki yönetimlerin aldığı borçlar kesilmektedir. Buna rağmen borç almıyor. Biz hükümet olursak Allah’ın izniyle biz borç ta almayacağız. Çünkü borç almak faiz sarmalın içine girmek o girdabın içerisine girip boğulmak demektir. Denk bütçe anayasal bir zorunluluk olmalıdır diye bütün partilere de çağrıda bulunuyoruz.

 

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ