ÖZEL HABER
Giriş Tarihi : 10-10-2021 23:24   Güncelleme : 10-10-2021 23:24

Site Yazarımız Tülay Aslan'ın Çok Özel Ropörtajı

Urfadabugun.com site yazarımız Tülay Aslan ünlü Şair Yücel Duman ile ropörtaj gerçekleştirdi. İşte o röportaj,

Site Yazarımız Tülay Aslan'ın Çok Özel Ropörtajı

TÜLAY ASLAN ÜNLÜ ŞAİRİMİZ YÜCEL DUMAN İLE YAPTIĞI ÇOK ÖZEL RÖPORTAJ

 

AVUTMUŞUM BOŞU BOŞUNA

 

Şu yalan dünyada çok şey yaşadım

Ben hep sukut edip sabır diledim

İnsan zor tanıyamadım bilmedim

Avutmuşum beni boşu boşuna

 

Kereme benzer yandım küle döndüm

Kemale varınca tavımda söndüm

Şu yalan dünyayı yaşanır sandım

Avutmuşum beni boşu boşuna

 

Bir mecnun misali gezdim yoruldum

Güzelin hilal kaşına vuruldum

Hak divanında kendimden soruldum

Avutmuşum beni boşu boşuna

 

Kanadım kırık uçurumdan düştüm

İtildim ateşlere yandım piştim

Değer verdiğime insana koştum

Avutmuşum beni boşu boşuna

 

Adaletin bu mudur yalan dünya

İnsan gibi yaşayacaktık güya

Haydan geldi bizlere gider uya

Avutmuşum beni boşu boşuna

 

Yücel der düşersen duyanın olmaz

Gençlik sende gidince geri gelmez

Sevdiğin görmediyse kimse görmez

Avutmuşum beni boşu boşuna

 

Merhaba

 

Öncelikle sizi tanımak isteriz. Yazar ve Şair Yücel Duman Kimdir ? Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?

 

1 Ocak 1964’te Tunceli’nin Mazgirt ilçesine bağlı Darıkent nahiyesinin Anıtçınar (eski adı Coşik) köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokulu nahiyesinde okudu.

Çalışma yaşamı,1980 yılında, onaltı yaşında İzmir’de önce zeytin kasaları yapan kereste fabirkasında çırak olarak işe başlasa da daha sonra inşaatlarda başladı.Askere gidene kadar Ege'den dolaşıp çalıştı İzmir başta olmak üzere aydın Nazilli Kuşadası ortaklar Bergama Dikili'nin deniz köy Manisa Soma Kınık Aliağa daki askerlik gelip yaklaşana dek çalıştı inşaatlardan ordan oraya dolanıp durdu.ilk İzmir'e geliş süresinde yaşadığı ızdırap bir makale olarak yazdı yağmurlu bir günde İzmir.Manisa Soma'da kaldığı dönemde çok acı bir hatrası var ve uzun bir hikaye bir başka söyleyişte belki anlatırım der.Yücel Duman

1984 – 1986 yılları arasında askerlik hizmetini Ankara ve Tekirdağ’da yerine getirdi.

Askerlik sonrasında askerdeyken Nato askerlerin olduğu bir bölgede koroma görevlisi olarak tamamladı ve direk genelkurmaya bağlı olduklarında buna bir bonservis verilir ve kamu kuruluşlarında öncelikli yapılan mülakat ve sınavlarda kazanma sonucunda öncelik hakına sahip olduğu halde İstanbul'da ne kadar kapı varsa aralar ama bir türlü başaramaz sonra bir avukat dostu tarafında Önce kaldıkları binaya kapıcı yapmak isteselerde sonra vaz geçip gemici olmasını söylerler.Bu arada güzel ve uzun bir hikayedir der ve yardımda da bulunurlar ve gemi ehliyetini alarak kaptanlık sevdasıyla miçolukta yanı sıfırdan başlayarak gemici olur başladığı denizcilik günlerini, 1986 dan 1992 yılına kadar; ülkeden ülkeye, denizlerden okyanuslara ağır koşullar altında çalışmanın yanı sıra, gezip görerek serüvene dönüştürmeyi başardı.Gemi de de kader onu rahat bırakmaz burasıda ayrı bir konu ve uzun bir hikaye daha güzel bir yaşam sürmek için insanca gemide yaşadığım ızdıraplar şimdilik bende kalsın der ve yaşamak için...

1992 . 11ci ayın Sonbaharın da İsveç vizesi ile önce İsveç’e arkasından Polonya’ya daha sonra’da Almanya’ya geçen Duman, 1992’den bu yana Almanya’nın Wiesbaden şehrinde yaşıyor.

 

Macera gibi bir yöntemle İsveç üzerinden Almanya`ya gelen Yücel Duman, `umuda yolculuğu` sırasında karşılaştığı olayları, sıkıntıları ve zorlu yaşam mücadelesini `Özgürlük Dilekçesi` adlı kitapta topladı.ve çok anlatamadığı olayları onlar bende kalsın diyerek kısa kesti.

 

WİESBADEN-

 

Avrupa`da birçok alanda başarıları takdir edilen insanlarımız, sanat ve edebiyat alanındaki önemli çalışmalarıyla dikkat çekiyor. Bunlardan biri de yazar ve Şair Yücel Duman. 1991 yılında oldukça zor şartlar altında önce İsveç, oradan Polonya ve sonra da Almanya`ya gelen `umut yolcusu` yazar, şair Yücel Duman`ın ikinci kitabı Özgürlük Dilekçesi Tuttuğu günlüğünde hayat hikayesini konu alan bir nevi kendisiyle yüzleşmeyi göze alarak Romanı çıktı. Bu romanı bir türk dostu alman yüksek bir memur Hans okur bunu 1994 Fakir Baykurt'la tanıştırır ve Alman TV lerine yazışmalar yaparak bu hayat hikayesini bir film veye bir dizi olma işi için uğraşır.

Düşüncelerim adındaki ilk şiir kitabını 2003 yılında yayınlayan Yücel Duman, Özgürlük Düşüncesi adlı yeni kitabında umuda yolculuğu sırasında karşılaştığı sıkıntıları, gurbette yaşam mücadelesi veren İnsanlarımızın sorunlarını ve duygu yüklü yaşam hikâyelerini konu alıyor.

Almanca ve Türkçe

Yücel Duman, 1979...Türkiye`de başlayan ve 1992..Almanya`da son bulan maceralı yolculuğunu akıcı bir dille okuyucularına aktarıyor. Almanca ve Türkçe yayınlanan kitabın önsözünde, şu sözler yer alıyor Bu kitap, bir aşk hikâyesi veya polisiye romanı değil. Zaten olması da gerekmiyor. Ben ilkokulu zorluklar içinde okumuş bir insanım. Okulu ve okumayı çok sevmesine rağmen yamalı ve yırtık elbisesinden imkansızlıkları yenemeyip; okula devam edememiş, ortaokul diplomasını zoraki almış bir insanım.

Umuda yolculuk sırasında başına gelmeyen kalmıyor Türkiye'de başlayarak ve halen yaşamakta olan hayatın hikayesidir.

Fabrikasına makine parçaları almak üzere yurtdışına giden bir Türk fabrikatörün pasaportuyla Türkiye`den çıkış yapan fabrikatör rolündeki bir emekçi olan Yücel Duman, kitabında Türkiye`den ayrılışını, Uçak havalandığında İstanbul'a böyle der ya sen bana büyük geldin yada ben senle yaşamayı başaramadım der bir yanım sevinç, bir yanım hüzün doluydu. 

Kum kapıdaki bekleyişim Sarayburnundaki bakışlarım bekleyişim Esenlerden Eminönü'ne Taksim'e Beşiktaş'a yürüdüğüm zamanlarım anılarım işsiz günlerim çaldığım kapıların birer birer üstüme kapanış sesleri kulaklarımdan çınlıyor ne olursa olsun sevmiştim İstanbul'u aslında hayatı yaşamak bir imtihan değilmi evet bu Dünya ve yaşadığımız hayat ve Dünya bir ateş çemberidir hani derler aklını demlersen alim olursun insana keşke kalabilseydim sende İstanbul Sanki vücudumun, aklımın, ruhumun yarısı benimle giderken, yarısı Türkiye`de, İstanbul`da kalıyordu. Doğduğum yerde doyamamış, doyduğum yerde ölememiştim. Ne çocukluk, ne gençlik yaşayamadan, hayatın yükünü sırtımda taşımam yetmiyormuş gibi bir de ülkemi, memleketimi, köyümü, anamı, babamı, sevdiklerimi terk etmek zorundaydım. ve şöyle der kimi sende giderken ölür kimini de alıp yüreğinin en derin köşesine gömer beraber ölürsün benimkisi o hesap olmuş ve ekleyerek kendiliğinden mırıldanır demekki kerbela bir günlük değilmiş kıyamete kadar süren bir zulümmüş halen bitmemiş haksızlıklar zulümler yalanlar hortumcular talanlar neyi anlatayım ki Gözlerim dolmuş, dudaklarım titriyordu. Kendimi bıraksam çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlayacaktım uçağın içinde kendime gelmenin yollarını arayarak gizlice gözlerimi silip yanımdaki arkadaşı rahatsız etmiyeyim derken tanışmıştık kendisiyle Karadenizliydi oda yıllar önce Stockolm da yaşıyordu artık oralı olmuştu çocukları orda doğma büyüme kızı 19 oğlu 16 yaşlarında okul ve diğer durumlardan dolayı gelmemişler babaları yalınız izin yapıp dönüyordu çokca konuştuk iyice tanışmıştık tanışmaz olsaydım daha iyi olacaktı der Yücel Duman çünkü öyle bir oyun ettiki bana bu bende kalsın dedi şeklinde dile getiriyor.

İlk kitabı günlükleri

16 yaşından beri tuttuğu günlüklerini, 2003 yılında Almanya`daki en iyi arkadaşı Heinz Kaufmann`ın yardımıyla `Düşüncelerim` adlı kitapta toplayarak yayınlayan Yücel Duman, iki yıl önce çok sevdiği arkadaşı Heinz Kaufmann`ı kaybetti. Duman, günlüğündeki anılarından oluşan bir demet yaparak, Özgürlük Dilekçesi / Antrag auf Freiheit adıyla Türkçe ve Almanca olarak arkadaşı Heinz Kaufmann`ın anısına Romanını bastırdı filim olacaktı dizi olacaktı hani bana yardım edecektin en zor anımda sendemi beni bırakıp gittin hani ben sana rüyamı anlatmıştım ve sen rüyanım içindeki iyi insandın neden bırakıp gittin der Yücel Duman burda araya girerek rüyanı anlatır mısın uzun değilse ve şöyle anlattı Yazar Şair Yücel Duman.

 

Bir gün İtalya'dan un ve karışık gıda yükünü yükleyip Hindistan Bumbay limanına giderken ilk defa Kızıl denizden Hint okyanusuna açılıyorduk değişik bir yerler görme fırsatım olmuştu Kızıl denizinde rüyamda bir ak sakallı adam geldi ayağın ucuyla uyandırdı kalk arkadaşların gitti sen geri kaldın uyandım ak sakallı devriş hadi git dedi nereye gideyim dedim git nereye gidersen git ama şuraya gitme ben gemiciyim benim yüküm nere çıkarsa oraya gideriz dedim devriş şayet bir gün mecbur kalıp gidersen iyiler gelip seni bulurlar demişti kimdir o iyiler dediğimde orda yılanlar çiyanlar iki yüzlülerin olduğu bir yerdir iyileri vardır onlar seni bulur demişti ve sıra kıdem basarak kayıplara karışmıştı devriş uyandığımda kan ter içinde kalmıştım nefes alamıyordum hızla güverteye çıktım Hint Okyanusun çırpıntısı kulaklarımda okyanusun kokusu burnumun direğini kırmıştı tabiki bu rüyanın devamı İsveç devam etti aynı rüya ve uzun hikaye ve Hans'a döndüm hani hatırla seninle tanıştığımız gün kalabalık bir cumartesi günüydü ben okadar kalabalığın içinde sesizliği yaşarken omuzuma dokunan bir yabancı elin dokunuşuyla uyanmıştım ve sen muazam bir Türkçe diliyle bende sigaranı yakman için ateş istemiştin burasıda uzun bir tanışma faslı der Yücel Duman başka zaman da her kısa anının bende uzun hikayesi saklıdır dokunan olursa anlatırım.

Ben Wiesbaden'deyim demişti ve romanını soruncada romanım ve yazacağım makale şiirlerim yani dokunduğumuzdan her seferinde bizi farklı bir alana çektı anılarında.

Gençlere örnek olsun

Kitabında, ailesinin soyağacından çocukluk anılarına, gençlik yıllarından sokaklarda aç kalıp parklarda bank üzerinde yattığı günlere, ilk aşkından unutamadığı aşkına, denizci olarak çalıştığı yıllarda okyanus ve deniz aşırı ülkelerde yaşadıklarına kadar bir çok hatırasına yer veren Yücel Duman, Kitap yazmaktaki amaçlarımdan biri yazma yeteneği olup da yazmayan gençlere örnek olmak dedi.

Halen yazmakta olan Yücel Duman 2013 yılında Şairtürk yıldızları adlı antolojisi de vesile olur site genel yayın yönetmenliği tarafında plaket verilir bu arada Üstad Cemal Safi ve Bahtin karakoç'la ve yüzlerce şair dostlarla tanışır burası ayrı bir hikaye üçünçü Şiir kitabi Budefa adlı kitabıda çıktı ve ekliyor yol gidilir yolda durulmaz ve dördüncü kitabı Sarı gülün hikayesi adlı şiir kitabını da 17 - 08 2019 Çıkardı ve ekliyor Türkiye'nin genelinde 68 kuşağın açtığı bir site bütün entellektüellerin içinde olduğu bir site genel yayın yönetmeni sayın Recai Oktan'la tanışır 54 yazarın içinde barındıran dükkandan Dünya ya antolijide buna altı sayfa yer verilir Yazı dükkanında düzenlene ilk Öykü yarışmaya girmeyi hak kazanır genel yayın yönetmenli tarafında teşekkür belgesi verilir verilen belge facebook sayfamda asılı duruyor ve der durduğun an veda anındır der

Son bir soru daha sorduğumda sence bu yaşadığın hayatın adı nedir Şair Yücel Duman derin bir of ve iç çekerek ateşten bir gömlektir dir ama ateşden ekmek de pişer insan da pişer hani derler aklını demlersen bilge olursun herşey olursun kalbini demlersen irfan olursun erdem olursun Kamili insan olursun Ruhunu demlersen hak bilirsin hukuk bilirsin kimseyi öteki etmeden yetmiş iki milete aynı nazarla bakarsın AŞIK olursun en iyisi kendin olursun kendim olmuşsam ne mutlu bana der...

 

Yücel Duman saygılarımla

 

Medeni durumunuz ve varsa çocuğunuz kaş tane?

 

Ben ikinci evliğimi yani ikinci baharımı yaşıyorum meyvesi 

23 .3. 2017 de ikizlerim oldu yani yaşama sebebim ikizlerim vardır ilk evliliğimde eşim kanserde öldü ölmeden ondan'da Baran isimli bir oğlum vardır burası cok uzun bir hikaye belki başka sefer sadece baranı size anlatırım.

 

Mesleğiniz ve şu an ne iş yapıyorsunuz ?

 

Ben orta okulu okuyana kadar köyde yaşadım çobanlık ettim çiftcilik köy işleri yanı tırpan biçtim orak biçtim aklınıza köyde ne işler yapılıyorsa onları yaptım tah ki 1980 itilaline kadar köydeydim daha sonra İzmir'de önce hatırlarsınız eskide zeytin tahta kasalardaydı kereste fabirkası vardı İzmir Balçova Üçkuyular semtinde altı ay orda çalıştım daha sonra soğuk demirci çıraklıkta başladım asker olana kadar sonra vatan borcu daha sonra uluslararası ticari gemilerden miço olarak başladım usta gemici oldum ve tam reislik yada kıyı kaptanlık sınavlarına girip kıyı kaptanı olup bir yattan kaptanlık yapmaktı amacım ama başaramadım değil ben çok azimle ve hevesle çalışıyordum kısa zamanda en iyi gemicilerden daha iyi dümen tutar halat diker işimi titizlikle öğreniyordum kendime laf ettirmezdim ve çalıştığım dönemlerde çok değerli kaptanlarla tanıştım işimi laiğiyle yaptığım için onların güvenini ve dostluğunu kazanmıştım asla yağçılık ve yalakalık yapmadan işimi yaparak yaşamayı öğreniyordum hata bir gemide bir kaptanla tanıştım ve o kıyı kaptanlara mülakatlarına sınavlarını yapan biri olarak benide bayağı yetiştirmişti bilakis gece vardiyalarda süt liman deniz yolculuğunda ortapilota bağlardık gemiyi bana harita bilgisini öğretir mil nasıl ölçülür liman fenerlerin nasıl anlaşıldığını nasıl yanıp söndüğünü kaç şaktığını nasıl sayılır bu süre bu gün gibi halen aklımda hayalim kıyı kaptanı olmaktı onuda kursağımdan bıraktılar üç firma değiştim son firmanın merkezi İtalya'da Savonadaydı dünyayı geziyordukiyide para kazanırdım bizim bir amatör vardı ilk firmasına gittiğimde yazıhanede tanıştık Tuncelili olduğumu alevi olduğumu çok net biliyordu gençlik yıllarını anlatık eskiden devrimci olduğunu söyleyerek bunuda eklemeden durmamıştı bak bizde usta gemiciler bu parayı alır ama ben sana birazdaha fazlasını verecem kendi işinden başka kimseye ön ayak olma işini yap kaptanlardan notunu aldığımda aylığını dahada yükseltirim bil bunu adeta bir göz dağı vermişti aslında ben hele bir gemiye gideyim kimler var ortam nasıl kendi kendime söylendim tabiki ona tamam demiştim sonra bir kaptanın yardımıyla sigortamın yatırılıp yatılmadığını öğrendim kac kere girdi cıktı yapmışlar ve ben o gemiyi bırakıp başka firmaya gittim daha büyük firma birazdaha fazla para daha sonra 30 yaşımda Almanya'ya geldim ilk iş bir metal varil firmasında çalıştım çok uzun hikaye. daha sonra firma kapandı beni önce firmaya girmrmi istemeyen Alman maister sonra babalık ederek beni firmadan tuttu firma kapanınca uzak yerde üç şef birleşerek aynı fabrikayı açtılar benide daha yüksek maaşla oraya aldılar üç kaç sene her gün 240 km yol git gel yaptım uykusuzluk stres ve aile içi problem beni bitirmişti benim bir Erzincanlı fotoğrafçı komşum vardı eve yarım saat yürüyerek bir firmada çalışıyordu tam dokuz yıldır orda bir usta gibi çalıştığını söylerdi ben her seferinde görüştüğümüzden yada yolumuzun kesiştiğinde ya ne olur şeflerine söyle bende gelip orda çalışayım derken bir gün kapı zili uzun uzun çalmıştı kapıyı açtığımda komşum yarın gel iş başı et nasıl ya ben çalışıyorum sen neye güvenerek bunu söylersin hemen söze girdi dün işin ağır olmasından parasının az olduğundan beş Alman işi bıraktı şimdi acilen işçiye ihtiyaç var ondan derim hemde benim çalıştığım bölüm yoksa normalinde stajer öğrenciler okula gidip meslek okuluna gidip ve üç sene gelip bizde meslek yapıyorlar böyle beğenilenleri alırlar buda uzun bir zamanı alacağını şimdi bize senin gibi güçlü elemana itiyaç var gel şansını dene sözün lafın kısası diğer firmaya telefon ederek hastayım gelemiyeceğimi söyledim ve firmaya gidip komşumu buldum bana tercümanlık etmişti Almancam çok yetersizdi şef bana baktı tamam sen güçlü kuvetlisin getir götür işleri yaparsın bizim güçten çok akla itiyacımız var yarın senin başına bir adam verecem şunu yap bunu yap buda işimize gelmiyor ama şu an acılen seni alırız ve altı ay zaman öğrendin öğrendin yoksa işin biter demişti ben teşekkür etmiştim gülmüştü bana ben neden güldüğünü sorunca o bana ben sana altı ay sonra kovacağımı söylüyorum sen teşekkür edersin ona güldüm demişti uzun lafın kısası üç ay sonra beni büroya çağırdı ben kapıdan girdiğimde şefim daha verdiğin sürem dolmadı gel otur kahve söyledi sekreter bize kaveleri getirince tamam bu kovmuyor beni anladım da neden bir gün önce bana bir müşterinin malını vermişti 8 parca bunları yarın masamda isterim demişti bu arda beni işe alan arkadaş bir ay sonra işi bıraktı ben kendi başıma kalmıştım burasıda uzun hikaye bana dedi ilk söz Duman seni buraya getiren arkadaşın tam dokuz senedir bizimle calışıyor kimi 20 kimi 25 onuda gec maister bile bunları bana pürüzsüz yapmaz iken sen nasıl oldu bunları nasıl başardın ve 20 senelik işçilerden mesleklilerden daha güzel temiz mal çıkarmayı başardın bu işin sırı nedir dedi bende yok orda dur önce beni kadroya alın kağıtları imzalayalım söylerim demişti iki yapmadan hemen kağıtlarımı zaten hazırlamıştı önüme imzalayarak koydu ve bende imzaladım işin pu noktasını anlatım tabiki çok sırımı vermedim o mal için bantlı bir makina kurdular ve halen çalışır vaziyeten tabiki o gün 20 Mart ta saat ücretimi yükselti mesailere kalıyorum yani anlıyacağınız 4 bin Marktan aşağı aylığım gelmiyor 2001 Nisan ından bu yanı bir metal kaplama firmasında çalışıyorum metal bakır altın gümüş aluminyum vs kaplama yapıyorum ben cn nikel kaplama bölümünde bölüm sorumlusu olarak calışıyorum bu koronadan dolayı şimdi son 3 senedir haftadan dört gün çalışıyorum tabiki eski şefimiz öldü yerine yeni şefler geldi yabancı düşmanlığı ekonominin çöküşü uzun bir hikaye sekiz yıldır bizim aylıklarımıza zam vermiyor sürekli kapıyı gösteriyorlar aldığımız parayla kıt kanat geçiniyoruz adı Almanya acı vatan derdi üstad Abdul'la Papur'un türküsü sanki bu günler için söylenmişti ....

 

Şiire ne zaman başladınız ? kimden feyz aldınız ?genelden ne tür şiir yazarsın ? Aileden başka Şair ve yazar varmı ?

 

Ben şiire 1976 ve 1979 daha doğrusu yazma sebebim ilk güzel şiirim orta son sınıfta yazdığım şiir beni tetiklemişti facebook sayfamda aslılıdır ANNE AL BU KIZI BANA Ama bizim bir fen hocamızın bana tasviyeden bulunmasıyla başladım desem daha doğrudur bir yaz sıcağında okul tatil olmuştu ve öğretmen bize gelmişti daha doğrusu köyde hatırlamadım babamda mı yoksa bizim köylülerden mi odun almıştı kapının önünde gecerken bizde köy damında komşularımızla çay içerdik öğretmen selam vermişti babam hemen kalktı ve baba bu bizim fen hocamızdır dediğimde babam hoca seni çay içirmeden şurdan şuraya bırakmam bilesin İsmail amcada aynen gel bir soluklan demişti geldiğinde ilk iş bak oğlum bir yüz yapraklı defter al kuşu yaz böceği yaz şiir yaz ne yazarsan yaz ne yaşarsan kısa kısa yaz yazarken yazını düzeltmiş olursun Türkçe'yi öğrenmiş olursun gün olur sana yardımcı olur bu günlüğün hocam eğer öldüyse saygıyla anıyorum yaşıyorsa da yaratan sağlık sıhat versin yani anlıyacağınız yazıyla şiirle romanla böyle tanıştım taki almanyaya gelene kadar hatta ilk eşim bir kitaplık kalemle yazdığım bütün eski hatıralarımı yakmıştı onda sonra yazdıklarımı ve günlük tuttuğum defterimi iş yerimin dolabında gizleyerek biriktirmiştim sonra Fakir Frankfurt ama o Alman arkadaşımın sayesinde tanışınca alman arkadaşım anlatmıştı Yücel de her gördüğümde bana yazdığı şiirlrini anlatır gösterir daha sonra günlüğümü alıp Fakir Baykurt'la gitmiştik ben bu günlüğünde iki roman çıkarırım demişti uzun konuşmuştuk Alman arkadaş bir Nazım Hikmet hayranıydı evine gitiğimden nazımın kitapları ve bir çok Türkçe roman öykü kitapları vardı ve ben anlatmıştım biz hikayelerle büyüdük ben 16 yaşıma kadarda ne elektirik televziyon radyo gazete görmedim ama bizm eskiler bizlere hikayeler anlatırdı hele rahmetli annem çok güzel hikayeler bilir bütün kış hep hikayeler anlatırdı ve ben o hikayenin acıklı olmasında deği bir birine kavuşan sevenleri merak ederdim aklımda gitmeyen keşiş ve Müslüman dostluğun hikayesi vs. ben daha sonra ege ve Dünya'nın çeyreğini gezdim İstanbul'u yaşadım 1992 den bu yanada Wiesbaden'deyim Alman arkadaşın ilk okul arkadaşlarını toplayıp bir gurup yapmıştı buluşurduk çok yer gezdim Almanya'da onun sayesinde Belçika holanda ve Pragı gezdim hata Pragda Nazım Hikmet'in de uğradığı kafeteryaya gidip orda duvarda aslı resminin önünde anılarını tazeleyerek hem hatıra resimler çektik kahve içerken eski anılara dalıp gitmiştim yazıyı hiç bırakmadım her fırsatta bazen kalem defter olmadığı yerlerde telefonumun kayıt programını açarak arabada giderken o sesi kayıda dökerdim aklımda geçenleri anlık anılar gelirdi sonra o kağıttan yazıya dökerdim kimi şiir olurdu kimide birikirdi bende 2015 yılında Frankfurt edebiyat gurubunu kurmak için üç arkada sıkı bir konuşmayla kurmayı başardık Alman yazarın ismini aldığı Şiler hausda her ay bir pazar buluştuk kimin güzel bir sözü varsa yer verdik dinledik ben dinlerken o insanlarda çok şey aldım gönül heybem daima boştur yıllar sonbahar yaprağı gibi bedenimden yaprak yaprak döküldüğünü rahat gördüğümden her şeyin boş olduğunu öğrendim asla vicdanımla hesaplaşmak istemedim kötülük nedir bilmedim herkesi kendim gibi bildim beni inciten sözleri kulanmadım hani Hz Ali'nin bir sözü var der senin lafın yüreğindeyse senin esirindir o laf ağzında çıkınca lafın esiri olma bu sözü genellikle ilke edindim halen yazıyorum Fox tv nadide kepçe ye röpörtaj verdim haftalarca Avrupa Fox da yayınlandı sonra posta gazetesi sonra imaj dergisi platform dergisi yazarı editörü bunlarla tanıştım Frankfurt kıtap fuarına katılma kartı verdiler her sene kitap fuarına o kartla gire bilme imkanım var son 3 sene gidemedim çeşitli sebeplerden dolayı inan yazacak okadar şey vardır ki uzun hikaye Türkiye Kültür Ve Turizm Bakanlığına şair kimliği için baş vuruda bulundum kabul mektubu geldi mülakata girdim kamara altı konuşma yaptım sordukları soru bu olmuştu Yücel Duman kim bende beni tanıdığım için rahatlıkla kendimi anlatım ama şair kimliği alamadım nedenini bilmem bir açıklama yok olsun ben şair değilim gönül heybemden ne varsa yaşadıklarım gördüklerimi gönül süzgecimden geçirerek ölene dek de yazmaya devam ederim hata geçenlerde korona diyorlar adına ben grip derim 12 gün ağrılı girip yaşadım facebook da dostlarımla vedalaşırken beni şiirlerimle gömün demiştim yaklaşık 800 kişi beni gönülde yazdıkları dua ve geçmiş olsun mesajlarıyla adeta güç verdiler onlara hepisine ayrı ayrı teşekkür ederim bir gün size gemideki rüyamı anlatırım iyi insanlar yıldızlar kadar uzakta olsa tıpkı siz gibi güzel yürekli insanlar hep vardır şimdi sosyal medya bizi bir tık kadar yakınlaştırdı o yıldızlar kadar yani sizler gelip bulurken en yakındaki insan dediğimiz sevdiğimi can ciğer dediğimiz uğrunda ölmeyi göze aldıklarımızın ne kadar uzak olduklarını gördüm ya hangi telden anlatırsam anlatayım bam telime dokunur .....

Aileden yazar yok ama üniversite bitiren tam 7 tane yeğenim var yazdığım şiir türü güzeleme taşlama ağıt ve serbest eskiden serbest şiir daha cok severdim ve bir tarzım vardı uzun yazardım kimse okuyamazdı ben seslendirirken ağlayanları görürdüm hata hece şiiri yazan şair arkadaşlarım derdi biz beş yedi ve on bir hece şiirleri zor okuruz sen nasıl onları okursun bende ben çocuklarımı çok iyi bildiğimi söylerdim gülerdik sonra 2013 den itibaren Üstad Cemal Safi hocamla bahtin kara koçla tanştım ankarada Cemal Safi hocamı son görüşmemizden hastanede ziyaret ederken bana hece yazarsan daha iyi olur odur budur hecede yazıyorum çok mu iyim diyemiyorum çok eksiklerim olsa bile ölüme kadar öğreneceğim çok şey vardır öğrenmenin yaşı yoktur derler doğrudur tek bir sorunum var Almanya'da yaşadığım acı bir andan sonra ezberim kayboldu 2001 yılından bu yanı hiç bir şiirimi defalarca okusam bile ezber edemiyorum ancak bakarak edebiyat günlerinde okurum ....

 

Beğendiğiniz örnek aldığınız şair var mı ? varsa kimdir?

 

Aslında bana soruyorsanız ben bütün şairleri beğeniyorum onlardan haz alıyorum çünkü şiir dili insanlık tarihi kadar eski bir dildir şiir dili edep usul insanlı güzellik adalet hak hukuk dilidir muhalif olmadan bu şekilde yazan bakan gören bütün şairler benim için değerlidir ben şair değilim bir yazan olarak size şöyle diyeyim siz bir anneye diyebilir misiniz hangi çocuğunu daha çok seversin yada o daha çok senin evladındır diyebilirmisin desen bile bir anne evladı hepsi bir dir her ne kadar çocuların kilosu göz rengi parmak izi ve karekterleri ayrı olsada onlar o annenin evladıdır bende derim muhalif olmadan taraf olmadan gönül gözüyle görüp gönül süzgecinden geçirerek yazan bütün şairler benim için haz aldığım şairlerdir....

 

Hobileriniz ve sizi tanımlaycak özelliklerinizi de bilmek isteriz fobiniz nedir ?

 

Hobilerimin başında ilki saz çalıp öğrenmek olsa bile bunu istediğim gibi saz çalmayı başaramadım ama uğraşıyorum ve başlamadan dertli bir türkü dinlerken ağlayan biri olarak güzel sesim yok o yüzden türkü söyleyemiyorum ikinci hobim doğadan gezmek fotograf çekmek çünkü insanların görmediği şeyleri fotoğraf anlatır hata arabamı satıp fotograf makinasını aldım bir ara Mavi Derginin Genel Yayın yönetmeninde içinde olmasıyla sekiz kişilik bir gurup kurduk bir sene sık olmasada aralıklarla fotograf çekip doğayla bütünleştim kendi adıma söylüyorum sonra gurup dağıldı koronadan önce ben halen fırsat bulunca tek tabanca yaparım foto şop programını öğreniyorum kesip biçmek kısa video çekimler video programınını öğrenip kilip yapmak tabi bir türlü başaramadım ama boş durmayarak çalışıyorum fırsat bulunca şiir seslendirmek ve seslendirdiğim şiirlere sılayıt ve video eklemek bunlar cok zor ince işler olduğu için zaman çok önemli zaten dört gün gece işe gidip geliyorum bana nefes olan ikizlerimle onlara aldığım oyuncaklarla çocuk olup oynamayı seviyorum hava güzelse öncelik zamanımı aileme ayırıp arabayla gezmek ve ormanın içinde 20 senedir kendimden vaz gectiğim anlar oldu ama orman içindeki güzel bahçemde vaz geçmedim orda gidip doğayı seyretmek ailemle mangal yapmak eylenmek zaman ve imkan dahilinde mizüsüyen ve şair dostlarımla orda buluşmak yukarda da belirtiğim gibi kurduğumuz edebiyat gurubumuzun Frankfurt ta bir bahçemiz var pazar günü buluşmalarımızdan söz müzik şiir ve yeni insanlarla tanışmak onları okumak şiir yazmak yeni roman üzerinde çalışıyorum vs...

Fobi kelimesi.Yunan mitolojisinde korku tanrısıdır korku anlamına gelir elbete korkularım vardır çocuklarım çok küçük tek korkum benim yaşadığım çileyi onlar yaşamazlar inşallah gerci içinde olursa Alman devleti var oldukca benim çektiklerimi tabiki çekmezler ama devir değişti her devrin başka zorluğu vardır.VS

 

En sevdiğiniz hayaliniz ve gerçekleştirmek istediğiniz projeleriniz nedir.?

 

Çok güzel bir soru romanımı bir filim yada bir dizi yapmaktı 2006 yılında Alman arkadaşım ağabeyim hatta baba dediğim güzel insanı kaybedince roman calışmalarım bitmişti ama herşey kursağımdan kalmıştı tepe takla bir çıkmazın içine düştüm içra memurları elimde avucumda bankamda neyim varsa el koymuşlardı banka kartımı yutmuştu elimde sadece aldığm arabam kalmıştı ben romanımı çıkartmak için arabamı sattım romanım çıktı ve başka bir Alman arkadaş bende habersiz Avusturya'da n izin yaparken romanımı bereberinde götürmüş Almanca olduğu için orda bir matbaaya veriyor bunlar beni buldular mektup geldi aynen şöyle yazıyor biz senin kitabını bulduk ve hoşumuza gitti biz sadece Almancasını tekrar elden geçirerek güzel bir dil kulanarak senin editörlerin iyi yazmamış tüm avrupa genelinde dağıtmak isteriz bizimle iletişime geçersen seviniriz ben mektubu çat pat Türkçe okuma ve konuma bilen Christina götürdüm okudu işte bu büyük bir fırsat dedi senin için hemen cevap yazdık teklifinizi kabul ediyorum diye sözleşme yaptıktan sonra bende reklam parasını istediler o zaman 8 bin euro ben icralık olduğum için bankalar bana kredi vermediler arkadaşımı kaybetmiştim kime gittiysem yüzlira vermediler artık 8 binlira kim güvenir verir ben bak mektup ve sözleşme var kitap tutmasa bile bana 40 binlira verecekler desem bile bulamadım bu 8 binlirayla Avrupa'nın en büyük gazetelerinde ve tv lerden reklamım olacaktı olmadı bu gün imkanım olsa bunu yaparım......

 

Kitap okumayı severmisiniz ? Hangi tarz kitaplar ve hangi yazarı beğenirsiniz ?

 

Çok kitap okurum desem yalan olur benim en büyük eksiğim kitap okumamaktır tabiki okuduğum kitap var Türkiye'deyken yön bazı siyasi kitaplar okudum kanlı gömlek okudum Yaşar Nuri Öztürk'ün ALLAH ile altama kitabını okudum Doğudan Batıya uygarlık kapıları Alp Hamuroğlu nu okudum( Endülüs.Sicilya.Haclı Seferleri ) 2004 ten bu yanada sanalda genellikle sesli anlatımlar Youtube'de İslamı anlatan İhsan Eliaçık ve benzeri profesörleri açık oturumları politik ve dini tartışmalar yanı bu konuda kitap okumada eksiğim çok....

 

Hehangi bir kişinin en favori insanı mısınız neden? Yalan söylemenin sizce uygun olduğu durumlar nelerdir? Beyaz yalan söyler misiniz?

Yaşamadığınız için pişmanlık duyduğunuz ne var?

 

Ben her hangi bir kişinin en favorisiyim bunu bilmiyorum.

Bence yalan yalandır bunun beyazı karası yada başka rengi yoktur alman arkadaşımın da dediği Not luge yani mejburi yalanlar Ben en nefret ettiğim şeylerin başında gelen bir şeyde yalandır tabiki bende sizin tabirinizce beyaz alman arkadaşımın dediği gibi Not luge söylemişimdir nerde ve nasıl söyledim ispatlayamam ama bircan kurtarmaksa bir aileyi dağılmaktan kurtarırsam kardeş kavgasını durdurabilirsem dostu sükutu hayale uğratmak istemediğimden söylemişimdir her severinde de boğazıma bir yumruk gibi düğümlemiştir bence beyazda olsa söylememek gerekir neden söylemiyelim gercekleri benim korktuğum şu olmuştur hani dost acı söyler dost acı söylerken karşındaki dostun seni anlamayışı içindir ama zaman içerisinde o beyaz yalanı farkı bir dille ve sükut zamanında gerceğini anlatmışımdır bundan dolayı çok sevenim yoktur ben direk ve emin olduğum konuları o an söylerim o an belki o yaraya tuz basmak gibide olsa söylerim bütün ağrılar beraber son bulsun anlıyan seni anlar anlamayana da ne yaparsan yap anlamaz hani atalarımız demiş anlıyana sivri sinek sazdır anlamayana davul zurna azdır hesabı beyez da olsa yalan söylememek lazım sürekli söylersen alışkanlık haline gelir beyaz duvara kara diyen insan seni karanlığına ortak eder bir gün düşüncem bu yönde..

Yaşarken pişman olduğum bir şey var keşke gemiciliği bırakmasaydım ucunda ölüm olsa bile ben kaçmayı denediğim için pişmanım yoksa şimdi Türkiye'de evim emekliliğim belkide evlenmiş ben kadar çocuklarım olurdu bazende şunu demeden geçemiyorum kaderin önüne geçemiyoruz nasip kısmet diyorum ve yaşadığım ve yaptığım hiç bir şeyden pişman değilim hayatın içindeki zorluklara rağmen ben kendimce doğru olana karar verdim yaptım asla beni inciten bir söz bir duruşu bilerek sarf etmedim hatalarım olmuştur beni ikna eden kim olursa olsun bana ışığı gösteren karanlığımda çıkıp onun ışığında yol alır ve özür dilemeyide doğrularım kadar severim hata özür dilemeyi baş taçı ederi özür dilemek erdemliktir kolay kolay özür dilemem diyeceksin niye burda Hz Ali'nin bir lafı vardır diyor söyleyeceğin sözün içindeyken senin kölendir esirindir öyle güzel konuş ki sözlerin esiri olma söz ağızdan çıktığı gibi kalmaz çok düşün bir konuş misali. saygılarımla.

 

Ulaşamadığınız biri ile tanışıp sohpet etme olanağınız olsaydı bu kim olurdu? Ondan neler öğrenmek isterdiniz? Hiç kimsenin göremdiği bir özelliğiniz varmı? varsa neden bu güne kadar gizli kaldı?

 

Öyle bu kişi olsun şu kişi olsun yok ama değer verdiğim dostlarım yakınlarım vardır onlarla konuşmak dertleşmek aynı göğün altında ölmeden o güzel günü bir anıya çevirmek hep isteklerimdendır dedikodu dan yana değil güzellik adına planlar kurmak yarınlar için planlar kurmak gercekleştirmek adına insanlara ve etrafımıdaki tüm insanlara yararlı olabilme konular genclere güzel dünyalar bırakmak adına yardımlaşmak düşmüşün elinde tutmak mazlumun yanında olmak adaletten şaşmamak adına haram lokma yutmamak adına ne güzel şey varsa bir çırpıdan konuşmak imkanlar elverdikçe onlar bir bir gerçekleştirmek isterim her güzel düşünen insan benim ulaşmak istediğim insandır diyebilirim.

Aslında kimsenin görmediği tarafım vardır yaradana yakarışlarımdır bunu kimseye göstermek için yapmadığım için olsa gerek hep yaratana bir yakarışım sizin tabirinizle kimsenin duyup görmediği bir yakarıştır yarabim beni bana bırakma ben benimle kalırsan rahatlıkla hataya düşer korkusu var içimde onu bir ben bilirim birde yeri göğü tüm canlılar yani bu yaşadığımız Dünya'nın sahibi bilir bir gün İbrahim peygamberi ateşe atan fravunlar dan bir karıncayı su taşırken görür ve şöyle dersen bu damla suyla ve bu bacaklarlamı gidip o ateşi söndürürsün karıca der en azında bizim tarafımız belidir der benim bu tarafımda aslında bilinir o karıncayı yaratan tanrı tarafında diğer taraflarımızı iyi bakarsak bir birimizi rahatlıkla görürüz yeterki bakmayı bilelim yani ben yaratana aşikar sam aciz kullara kendimi neden gizleyim sadece iç dünyamı yakarışlarımı göremeyenlerin bana baktığı şüpheci bir durumdur diyorum.....

 

Sizi ne kızdırıyor? bu kızgınlıkla baş edebiliyormusunuz? edemiyorsanız neden?

 

Beni en çok kızdıran gözümün içine bakarak yalan söyleyen kişilerdir.

Baş etmek tabiki zordur yalan ile doğruluk ikizler gibi dünyaya doğmuş yalan iki tur dünyayı döndüğünü ve doğrunun daha iki adım ilerlemediği bir Dünya'da yaşarken bunlara eskiler nasıl baş ettiler buna baş etmek denmese de yalan ile cahil ile sohbeti keserek araya mesafe koyarak sükut ederek bağırmak kırmak öldürmek kimseye bir şey kazandırmıyor burda Konfüçyüs sözü var karanlığa küfür edeceğine bir mum ışığı kadar bir ışık sende yak ki karanlıklar aydınlığa çıksın yoksa karşının aynısını yaparsan ondan aşağı yanın tarafın kalmaz zaten seni kızdıran insan sen daha büyük hatalar yanlışlara düşesin diye seni kızdırıyor bence.

 

Hangi markalar sinirlerinizi bozuyor? Neden? Burcunuz nedir? Yaptığınız spor varmı?Tutuğunuz takım varmı?

 

Ben modayı takip etmediğim için şu marka bu marka dilimin ucuna gelmez çocukken en kıral oyuncağım çamurda yaptığım oyuncaktı giydiğim kara lastik ayakabı bence en güzel marka kişinin karekteri olmalı moda takip etmek markalı giyinmek Nesredin Hocanın deyimiyle ye kürküm ye bilirsiniz bir gün bir toplantıya normal kıyafetle gider hocayı kimse tanımaz bile en dip köşede kapı arkasında yer verirler bakar böyle olmaz en pahalı sizin deyiminizle markalı kürkünü giyer gider herkes buyur efendim eder en baş köşeye oturturlar en leziz yemekler önüne koyarlar hoca efendi kaşığını doldurur önce ye kürküm ye der ordakiler bir anlam verememişlerdi ve günümüzde halen onlarda kat kat çoğalarak vardır evet imkan dahilinde temiz giyinmek temizlik imandan gelir deyimiyle bunu kast etmişlerdi yada gene Nesredin hacaya belkide mal etirmişler bilmem enazında biz öyle biliriz birgün hoca efendi nereye gider bilmem birileri yağcılık olsun eşeğine altın semer vurmuş kapıya bağlamış hoca der ya bu eşek bizim eşek sadece palanı değişmiş bence markalara önem verdikleri kadar kişiliğe vicdana adalete önem veriseydi daha makbul olurdu ve selam. Ben burç bilmem diyeceksin niye benim annem her annenin hatırladığı andır oğlum sen dutları sirkeliyorduk topluyorduk pekmez yapmak için sen doğdun aman Almanların da dediği gibi bütün Türkler 1.1 bire bir dir yani doğum günüm beli değil ama yılbaşıya denk gelir ben öyle fal gibi şeylere pek inanmam bu inançsızım anlamına gelemeli Takım tutmam köydeyken bizim bir arkadaş İstanbul'da köye gelirken o getirmişti İstanbul'da okuduğu için ilk okulu bitirdi Beşiktaş Fenerbahçe bahçe ve Galatasaray saray bilirsin fener ve Galatasaray'a ezeli rakipler onları tutan taraftarlar taraf oldular halende küfür diz boyu köyde oynarken feneri tanımadan tutardık 1983 yoksa 1984 muydü unuttum Almanya Türkiye macı İzmir'de oynanmıştı ve bende gitmiştim Bergama'dan İzmir'e gelmiştim maç sonrasında ki manzaraya iğrendim küfürlere iğrendim ondan sonra asla takım tutmadım taraf olmadım iyiliğin tarafından mazlumun tarafından adaletin helalin tarafından ayrılmamaya karar verdim tarafım iyiliktir insanlıktır kardeşliktir adalet hukuk tur....

 

Sigara ve alkol kulanıyor musunuz?

 

Sigara hiç içmedim desem yalan olur ama orta okulda bıraktım odur budur içmem içki keyfi aramam kulanmam ama kenar yıkmadan küfür etmeden edebini bilen lerin sofralarında oturmuşum asla sarhoş olduğumu veyahut bir kötü kelam karşımdaki insana kulanmadım yapmamda gençliğim içki içenlerin arasında büyüdü geçti hele gemiden çalışırken uzun hikaye içmem ve kulanmam.

 

En sevdiğin renk hangisidir?

 

Küçükken davar güderken baharın bizim dağlarda en çok sarı güller vardı onlarla oynar onlarla gün geçerdi sarı renk birinci renktir

İkincisi kırmızı renk gene Kürtçe de Zozan deriz nadasa bırakılmış tarlada açılan gelincikler kırmızı renktir ve ülkemizi temsileden kırmızı rekli bayrağımızın rengidir üçüncüsü yem yeşil doğa rengi belkide doğayı dağları sevmem ondadır

 

Netür müzik dinlersin? Söyler misiniz? Çaldığınız her hangi bir enstrüman var mıdır?Beğenerek dinlediğin bir şarkı varmı? Sizde etkisi nedir?

 

Sevdiğiniz için neleri göze alırsınız?

 

Ne tür müzük dinliyoruma gelince müzik dili everseldir kulağıma hoş gelen ve sözleri bana öğreti olan her müziği dinlerim tercihim bağlamalı türk halk müziğidir.Kendim çaldığım ve ilk hayalim saz çalıp söylemekti biraz saz çalıyorum ama söyleyemiyorum daha bir toplumda ortamda insanlara dinleti kadar çalamıyorum ama bağlama severim çok beğenerek dinlediğim şarkı yok türkü vardır Musa Eroğlu Neşet Ertaş Arif sağ eskilerde İzzet Altınmeşe'den türkü Belkız Akkale'den Kürtçe ağıtlar memu zin ğezalamın hesenamala Musa Eroğlu dediğim gibi güzel ve dertli türküleri dinlemeyi severim dinlerken ağladığım anlar bile olur.çünkü hiç bir şarkı türkü keyif için yazılıp bestelenmemiştir temel taşı şiirdir bütün türkü arabesk şarkıların mana bakımda onların neler ifade ettiğini kendimde şiir yazdığım için çok iyi bilmesemde kendim kadar bilirim bazen bir türkü şarkı seni sende eder ve senin söyleyemediklerini arta yere bağlamanın bam teline dokunan mızrabın çabasıyla sanatçının yada ozanın yüreğinde dökülür orta yere herkes payına düşeni alabiliyor ve kimse farkına varmadan pay edilir usulca tıpkı Kırklar Ceminde bir üzüm tanesini biz kırkımıza böl ya Muhammed derler bir üzüm tanesi bir kabın içinden ezilerek suyun yardımıyla Kırklar Cemindeki ulularımıza böldüğü gibi herkes payını alıp kendinden geçerler o misali ....

Sevdiğim için ne göze alırsın diyorsun gücümün yettiğini göze alır onun sözünü veririm onun dışında onunla lokmamı bölüşürüm elimde ne geliyorsa onu sunarım abartı şeyler külliyen yalandır bence yok ölürüm öldürürüm yok yaşamam falan filan laflar boş verilmiş sözlerdir çünkü yapamayacağın sözünü verince onun umutlarını yıkarsın mahcup olursun hayallerini yıkarsın sevdiğini sükutu hayale sürüklemektese gercekleri ve imkanın olduğunu sunmaktır Anneanem derdi her zaman tarladan kavga et yoksa harmana çekme zahmetin olur VS.dürüstlüğünü paylaş anlat ver gerisi pişmanlıktır hüsrandır.

 

Şu an ruhunuzun olmak istediği yer.

 

Ruhumu okşayan beni gönülden seven insanın yanında olmak onunla yıldızlara bakmak güneşin doğuşunu beklemek yüreğimde neyim varsa ona aktarabilmek bir dipsiz kuyu gibi beni dinlemesini bilen o konuşunca hayranlıkla gözlerin içine bakarak onu dinlemek bir yaz sıcağında bir dağın tepesinde sesizçe bekleyip yıldızları seyretmek saman yolunda yolcu olmak hayalden onunla uçmak isterdim tabiki böyle birini daha bulamadım.

 

Sizi sevenlerin sizin için neler yapmaları hoşuna gider?

 

Benim sevenlerimin benim için ne yapmalı yerine benim sevdiklerim sağlıklı sıhatlı olmaları benim hoşuma gider kanımda benlik yok bana hiç bir şey yapmasınlar kendileri için yapsınlar çünkü benlik ustanın keseri gibidir bir gün yontulan talaşların arasında boğulursun buda buna benzer bir gün güçleri tükenir senin için bir şey yapmadıklarında kızar öfkelenir dışlarsın hep senin için birşeyler yapıldımı alışırsın hani derler alışmış kudurmuştan beterdir derler ben ne alışmış nede kudurmuş olmaktan yanayım bana bir adım gelene üç adım giderim daha çok mutlu olurum ben alan el olmaktansa veren el olmak isterim çünkü mutlu olurum böyle.

 

İzlemekten keyif aldığınız TV programları varmı? nelerdir?

 

Benim için eğitiçi öğretici ve gerçekçi ne varsa hoşuma gider fırsat buldukca bakarım gerci günümüz dünyasında kim başa geldiyse önce medyayı basını satın alır kendi tekeline doğru ve yalanlarıyla insanlara dayatıyorlar buda bütün Dünyada vardı bazı ülkelerde az ama vardır fırsat buldukca dizi film yada açık oturumlar yada bir araya gelmiş bazı acık oturumlar tek taraf olmuş insanları kimin milletçi ırkcı faşizan olduğunu daha rahat görürsün tavırlarıyla konuşmalarıyla yazılarıyla beli oluyor bazen cok üzülüyorum gidecekleri yer topraktır mideleri doymuş gözü ac insanlar...

 

Hayatta en çok kıymet 

verdiğiniz insan kimdir?

 

23 .3 .2017 dünyama doğmuş en güzel güneş yaşama sebebim aldığım nefesim ikizlerimdir çoçuklarımdır başkada Dünya'da nerde olursa olsun kim olursa olsun ırkı dini dili ne olursa olsun iyiler iyidir bizde derlerdi biz 72 millete aynı nazarla bakarız süzüne katılırım lakin ben dünyayı gezerken Dünya'da 72 fırka yoktur iki insan vardır ben 70 sünger çektim sildim sadece 2 çeşit insan var bir iyidir biri kötü dür iyiliğin milleti olmaz merhametin vicdanın milleti yada şuralı buralısı ötekisi berikisi olmaz iyiler iyidir bunu çoğalta bilirim örnek verebilirim yaşadığım bir şeyi anlatabilirim mesela Hein Kaufmanı anlatsam çok uzun biz onlara dini tabiriyle Müslüman olmayan herkes gavurdur diyorduk biliyorduk ama bu öyle değildir anlatabilirim.

 

Hayvanları sever misiniz? Beslediğiniz bir hayvan varmı?

 

Burda Yılmaz Güney'in bir sözüyle cevap vermek isterim sözüm meclisten dışarı bazı insanları tanıdıkca hayvanları daha çok sevmeye başladım evet hayvalarda benim gibi canlılardır biz belki konşuruz kendimizi anlatırız hayvanlar kendileri anlatmadıkları için onları anlamak mümkün değildir burda insanların hisleri devreye girer hisli bir insan sevmeyi bilen insandır eğer biz süleyman peygamber gibi bütün hayvanların dili bilseydik bu sizin bana sorduğun soruyu belkide sormazdık şöyle tamamlarsak bir gün kendisini devriş sanan bir devriş gider devrişlerin giydiği hırkayı giyer ortalıktan dolaşır ben devrişim der bir gün bir yoldan giderken bir çimenlikten geçerken bir kuş toprağı eşeleyerek karnını doyurmaya çalışır ve devrişden kaçmaz istifini bozmaz devri iyice yaklışır kuşa bakıyor devrişten korkup kacmıyor devriş yerden bir taş alır kuşa fırlatır kanadını kırar kuş bir soluktan Süleyman peygabere gider şikayet eder mahkeme kurulur Süleyman sorar neden sen bu kuşun kanadını kırdın der devrişe devriş yolda gidiyordum bu kuş beni gördü kaçmadı bende şeytana uydum taş atıp kanadını kırdım pişmanım der süleyman kuşa der sen bu adamı gördün neden kacmadın adam haklı Hani biz hayvan diyoruz ya o kuş der doğru ben bu adamın sırtında devrişlik hırkasını gördüm bu veli insandır devriştir insan gibi insandır bundan bana zarar gelmez diye düşündüm Süleyman bu sefer de kuşa hak verir evet karar kısas der sende onun kolunu kır der kuşa Süleyman peygamber tam kolunu kıracağı sıradan kuş itiraz eder der hayır kolunu kırmayın yarın başka kuşlarda kanar yine kırar başka kuşlar bu sürer gider ne yapalım peki der Süleyman peygamber hayvan dediğimiz kuş ya Süleyman onun üzerindeki hırkayı alırsanız başka kuşlar benim gibi aldanmaz ve kimsenin kolu kanadı kırlımaz benim anladığım bu kısasdaki hise kuşun adaleti merhameti Süleyman peygamber inkiden daha uygun ve güzel bir adalet sistemidir ki bizler halen bunu anlatabiliyoruz ben hayvanları besleme kafesleme taraftarı değilim köyde iken kapının önünde serbest dolaşan bir köpeğimiz vardı öldüğünde çok ağlamıştım....

 

Yayınlamış kitaplarınız varmı?

Yayınlanan kitap isimlerini yazar mısınız?

Son olarak Türkiye'de yeni yazar ve yazmak isteyen genç kardeşlerimize söylemek istediğiniz bir şey varmı?

 

Evet 2003 yılında düşüncelerim adlı ilk şiir kitabım çıktı

2006 da Özgürlük dilekçesi romanımı çıkardım.

2010 Bu defa adlı şiir kitabimi çıkardım

2013 yılında vesile olduğum Şairtürk yıldızları adlı antoliji bende dahil 109 şairin içinde bulunduğu kitap çıktı.

 

17- 08 -2017 sen sarı gülün hikayesi şiir kitabımı çıkardım.

2018 Banada altı sayfa yer vererek 54 yazarın içinde bulunan dükkandan dünya'ya adlı kitap çıktı.

 

Ben kimseye ders verecek şöyle yazın böyle yazın bu iyi bu kötüdür deme hakkına saip değilim ve hiç bir şey bilmem size anlatıklarım yaşadığım gerceklerdir şiirlerim Param parça olan yaşanmış hayata sevgiyi yamalamak içindir şiir insandır parçalanmış hayatla yüzleşmektir.

Şiir yazmamın nedeni sade olmak kendim olmak bir alkış sesinden bütün insanların hayatının filimini görebilmektir sevdikleriniz yanınızdan yoksa bir boşluktasınız bu ben dahi olsam bile sırtınız dayacağınız hiç bir dağ duvar yoktur şiir yazmak sudan boğulurken yılana sarılmaktan iyidir.Çünkü sarılacağın yılanda seni zehirleyerek öldürür ama şiirler sen ölsen bile seni yaşatır.Şiir günlük sözleri yaşamış acıları gönül süzgecimden eliyerek insanlara aktarmaktır.şiir yazmak beni yalan mektebinde sınıftan biraktı şiir yazmak bazen kendimi kemiksiz dille anlatamadığımdandır.şiir sevmektir derdinize ortağım demektir şairlerin derdin sanı sağ iken yaşatmaktır şiir o anki ruh halimdir gördüklerim yaşadıklarım ateşlerden pişmiş corbaya katılmış tuz olmaktır.Şiir yazmam kibirli olmamaktır insanlara tepeden bakmamaktır adaletin terazisini kırmamaktır karman olmadan ünlü olmadan zengin olmadan önce insan olmaktır uzun lafın kısası benim şiir yazmamın sebebi ayrımcı olacağıma birleştirici olmaktır bütün savaşların analizini yapın sebep insanları fırkalara ayırmak benlik bencillik ötekileştirmekten olmuştur taraf olmadan toplayıcı olmaktır haksızlığı görmektir

Ben bir araştırmacı Yazar ve Şairim asla kimselerin defteri olmadım eline kalemi alan beni karalasın işine geldiği gibi yazsın işi bitince silgiyle silsin buruşturup çöpe atsın ben insanım hiç bir şey bilmesem bile hadimi iyi bilirim saygılarımla güzel insan yaşarken bana bu fırsatı verdiğiniz için size çok teşekkür ederim sağlık sıhhat dilerim.

saygılarımla

 

Röportaj:Tülay ASLAN