KADIN
Giriş Tarihi : 29-12-2013 21:46   Güncelleme : 29-12-2013 21:46

Cemil Bayık: AKP'yi kurtaracak tek şey Kürt sorununun çözümü

Türkiye'de yolsuzluk ve rüşvet operasyonları ile açığa çıkan krizi değerlendiren KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, "Devlet içinde paralel bir devlet vardır" dedikten sonra, AKP'yi tek kurtaracak olanın "Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü" olduğunu söyledi.

Cemil Bayık: AKP'yi kurtaracak tek şey Kürt sorununun çözümü

 

 

 

ANF'nin sorularını yanıtlayan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, AKP-Cemaat çatışması olarak ifade edilen Türkiye'deki siyasi krizi değerlendirdi. Son bir iki yıldır AKP'nin Fethullah Gülen Cemaatinin bir çok alandaki gelişmesini frenlemeye çalıştığına dikkat çeken Bayık, "AKP, iktidarını bugüne kadar Fethullahçılarla birlikte yürüttü, bir koalisyondular, bir ittifaktılar. Bütün rakiplerini ortaklaşa saf dışı etmeye çalıştılar. Bu konuda da işbölümü yapmışlardı. Özellikle yargı ve poliste Fethullahçılar vardı. Dolayısıyla rakiplerini tasfiye etmede Fethullahçılar aktif oldular. Öte yandan Kürdistan da bir yönüyle Fethullahçılara bırakılmıştı" dedi.

 

Bayık, Gülen cemaatinin 12 Eylül 2010 Anayasa referandumu ardından strateji değişikliğine gittiğine işaret etti: " AKP ile ilk önceleri ittifak kuran Fethullahçılar özellikle de 2010 12 Eylül anayasa referandumundan sonra kendi yerlerini daha da sağlamlaştırınca artık bir taşeron kullanma ya da belirli siyasi güçleri kullanma değil de, bizzat kendisi siyasete hakim olma, siyaseti yönlendirme biçiminde bir strateji değişikliğine gitmişlerdir, politika değişikliğine gitmişlerdir. Bu durum Fethullahçılarla AKP'yi karşı karşıya getirmiştir. Bölgedeki gelişmeler, AKP ile ABD'nin belirli düzeyde karşı karşıya gelmesi de Fethullahçıların böyle bir hamle yapmasını beraberinde getirmiştir."

 

"Paralel devletin üzerine gitmeyle demokratikleşme hamlesi iç içe yürürse sonuç alabilir. Yoksa sadece paralel devletin üzerine gidiyorum diyerek AKP'nin hiçbir sonuç alması mümkün değildir. Sonunda kaybeden AKP olacaktır" tespitinde bulunan Bayık, "AKP'yi tek kurtaracak, Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümüdür" diye kaydetti.

 

Bayık, "Her işte bir hayır vardır derler" derken, şu dikkat çekici değerlendirmede bulundu:  "Bu açıdan bu gelişmeler AKP ve süreç açısından hayırlı olabilir. Süreç tek taraflıydı, AKP açısından aslında bir süreç yoktu. Bu çerçevede belki süreç iki taraflı hale gelebilir. Bu da zayıf bir ihtimaldir. "

 

Bayık, "AKP kısa zamanda ciddi bir adım atmazsa tabii ki böyle bir ortamda Kürt Özgürlük Hareketi Türkiye'deki demokrasi güçleriyle birlikte mücadeleyi ortaklaştırarak, güçlendirerek gerçek çözüm alternatifi olan Türkiye'nin demokrasi güçleriyle demokratikleştirmeyi gerçekleştirme alternatifini güçlü bir biçimde devreye sokacaktır. Bu gerçeğin bilinmesinde fayda vardır. Zaten devletin, AKP hükümetinin geçmişten beri Kürt sorununun çözümü konusunda zihniyeti değiştirip adım atmayacağı netleşmiştir" diye ekledi.

 

-2013 yılı Türkiye’de KCK tutsakları açısından pek olumlu bir gelişme içermedi. Halen 10 binlere varan BDP üyesi ve yöneticisi, milletvekillileri cezaevinde. Türk devleti yer yer siyasal soykırım operasyonlarını da sürdürdü. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

KCK davası zaten bir tasfiye saldırısı davasıdır. İlk önce KCK davası adı altında bütün yurtsever siyasetçiler, toplumun doğal önderleri zindanlara atılacak, toplum örgütsüz bırakılacak, arkasından da askeri saldırılarla Kürt Özgürlük Hareketi tasfiye edilecek! Böyle bir devlet politikasının, AKP hükümetinin politikasının sonucu bu tutuklamalar gerçekleşmişti. Bu tutuklamaları gerçekleştirirken AKP ile Fethullahçılar ittifak halindeydi. KCK tutukluları olunca Fethullahçılarla hükümet arasında bir anlaşmazlık yoktu. Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etme konusunda ortaklaşmışlar, bu çerçevede de siyasi soykırım operasyonu gerçekleştirmişlerdi.

 

KCK OPERASYONLARINI AKP-FETULLAHÇILAR BİRLİKTE YAPTI’

 

Bu konuda Milli Güvenlik Kurulunun da bir kararı olduğu açıktır. Çünkü 29 Mart 2009 yerel seçimlerinden sonra bu siyasi soykırım operasyonları olmuştur. MGK’da değerlendirilmiş, seçim sonuçlarına bakılarak böyle bir halka, örgütlü topluma tasfiyeyi dayatılamayacağı düşünülmüştür. Bu çerçevede bir tasfiye konsepti benimsenmiştir. Kürtlerin iradesini kırarak kendisine göre bazı kırıntılar ortaya atıp sorunu bu çerçevede çözmek istedikleri için siyasi soykırım operasyonları gerçekleştirmiştir. Siyasi soykırım operasyonlarının olduğu gün dönemin genel başbakanı İlker Başbuğ’un yeni Türkiye'nin kodlarını ortaya koyması bu gerçekliğin ifadesi olmuştur. Daha sonraki dalgaların da amacı buydu. Tamamen Kürt halkının Özgürlük Mücadelesini boğma ve tasfiye etme siyasi kararının sonucuydu. 1990’lı yıllarda faili meçhul cinayetler hangi amaçla kararlaştırılmışsa KCK operasyonları da aynı amaçla kararlaştırılmıştır. 1990’lı yıllardaki faili meçhul cinayet kararlarıyla KCK siyasi soykırım operasyonları kararı aynı mantığın, aynı zihniyetin sonucudur. Bu açıdan Kürt sorununda çözüm zihniyeti oluşmadan bu rehin tutsakların bırakılması söz konusu olamazdı. Bunlar zaten rehindir. Türkiye yasalarına göre bile cezalandırılmayacak, ceza almayacak pozisyondalar. Türkiye yasaları, terörle mücadele yasası bunların hepsi kurumsal faşist yasalardır. Ama bunların bile içeride tutamayacağı demokratik siyasetçiler şu anda zindanlarda tutulmaktadır. Bu gerçeği böyle görmek lazımdır. Yoksa şu suçu işlemişler, bu suçu işlemişler, bundan tutuklanmışlar değildir.

 

‘EMNİYET’İ, HSYK’Yİ SİZ TESLİM ETTİNİZ!’

 

AKP-fetullahçılar çatışması sürecinde KCK tutuklamalarında yanlışlıklar vardı değerlendirmeleri yapılıyor. Öyle ki, hükümet cenahında bile Ergenekon ve Balyoz davalarında yanlışlıklar yapıldığı söylenmektedir. Yani bütün siyasi tutuklamaların AKP ile cemaatin ortak politikası sonucu olduğunu herkes tartışıyor. Kesinlikle bir paralel devlet vardır. Bazı çevreler paralel devlet mi olur diyorlar. Evet, paralel devlet vardır. Devlet içindedir. Devlet içinde ayrı örgütlenmiştir. Giderek tümden devleti ele geçirme temelinde örgütlenmiştir. Devletin tümünü ele geçirmek, devletin derin devleti olmak istemektedirler. Bunlar cemaatin merkezinde olduğu bir yapılanmadır. Bugün tartışıldığı gibi AKP ile paralel devlet işbirliği içinde, sömürgeci hukuka bile dayanmayan kararlarla fiili olarak Kürt siyasetçileri tutuklanmıştır. Zindandaki siyasetçilerin yüzde doksanın Türkiye'nin faşist yasalarına göre bile tutuklama nedeni yoktur. Bunları içeri alalım, tutalım demişlerdir ve bu kararla tutuklanmışlardır.

 

AKP hükümeti şimdi bu savcılar hukuksuz davranıyor, polise sızmışlar, emniyete sızmışlar, yargıya sızmışlar, diyor. Devlet içinde çeteler var, paralel devlet var diyor. Doğru, ama şimdi sızmamışlar ki! Bunların hepsini biliyordunuz. HSYK’yi siz onlara teslim ettiniz! Başta İstanbul emniyeti olmak üzere emniyetin önemli kademelerinde olduğunu siz de biliyordunuz. İşbirliği içinde olduğunuz için, ittifak içinde olduğunuz için bütün alanlardaki yargıyı siz onlara teslim ettiniz. Özellikle Kürdistan'da özel kirli savaşı yürütmede esas rolü bunlara verdiniz. Bu nedenle Fethullahçıların her türlü hukuksuz edimine, polis ve yargı içine girmesine de siz göz yumdunuz. Polis bu kadar cinayet işledi, bu hükümet bir gün sesini çıkardı mı? Bu kadar haksız tutuklamalar oldu, hükümet bir gün sesini çıkardı mı? Çıkarmadı. Bu yönüyle de AKP hükümeti cemaatle işbirliği içinde ortak kararla binlerce siyasetçiyi içerde tutmaya devam ediyor.

 

Seçim öncesi, seçimlere giderken bu siyasetçilerin bırakılmaları mümkün değil. Zaten Kürtlerin demokratik örgütlenmeleri dağıtılıp güçsüz bırakılmak için zindana atılmıştır. O zaman KCK tutuklularını neden bıraksınlar? Bırakmazlar. Rehin tutmaya devam edeceklerdir. Ancak Kürt toplumu dinamik bir toplum, canlı bir toplum, bilinçli bir toplum. Tutuklananlar oldu mu yerine geçecek genç, dinamik siyasetçiler var. Bu nedenle demokratik siyasal mücadele sürdürülüyor. Bunlara karşı da operasyon yapılıyor. Bu gerçek de ortadadır. Geçmiş KCK operasyonunda tutuklananların bazılarını içeride tutmanın mümkün olmadığı anlaşılınca, onların yerine geçen daha bilinçli ve örgütlenmeye yatkın gençleri, yurtseverleri, kadınları zindanlara atmaktadırlar. Bu açıdan 14 Nisan 2009’da siyasi soykırım operasyonlarını başlatan zihniyet değişmemiş ve o süreç devam etmektedir.

 

Bu durum Türk devletinin, AKP hükümetinin bir çözüm politikası olmadığını gösterdiği gibi, Kürt halkından da ne kadar korktuklarını göstermektedir. Kültürel soykırımcı sömürgecilik zayıftır. Zayıf olduğu için bu kadar tutuklama yapmaktadır, bu kadar insanı sorgusuz sualsiz zindanda tutmaktadır. Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi karşısında ordusuna, polisine, zindanına dayanarak kültürel soykırımcı sistemini ayakta tutmaktadır. Artık Kürdistan'daki kültürel soykırımcı sömürgeci sistemin hiçbir meşruiyeti kalmamıştır. AKP'ye oy verenlerin bir kesiminin yanında da hiçbir meşruiyeti kalmamıştır.

 

Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı kirli savaşın hala sistemli bir biçimde yürütüldüğü açıktır. Bunu böyle anlamak lazım. Yoksa çatışmasızlık ortamında Önder Apo, Kürt Özgürlük Hareketi sorunları siyasal mücadele yöntemleriyle çözmek istediği, demokratik siyasetin devreye girmesinin gerektiğini söylediği, bu konuda manifesto yayınladığı bir dönemde bu tutsakların, rehinlerin bırakılması gerekirdi. Bu tutsakların, rehinlerin bırakılmadığı yerde kim demokratik siyasetten söz edebilir, kim demokrasiden söz edebilir? Rehineler zindanda tutulacak, ama demokrasiden söz edilecek! Demokratik siyasetten söz edilecek, sorunları demokratik siyasetle çözelim denilecek! Bu tür söylemler Türkiye gerçeğinde açıkça demagojidir. Bu tür söylemlere çocuk bile inanmaz. Bütün demokratik siyasetçileri zindana tutacaksın, yeni örgütlenenleri, bilinçlenenleri de içeri atacaksın, ondan sonra da demokratik siyasetten söz edeceksin, demokrasi içinde sorunları çözmekten söz edeceksin! Bunlar inandırıcı olabilir mi? Olamaz. Aksine Kürt toplumunun bilinçli, örgütlü siyasi kesimlerine soykırım yapılıyor. Bilinçli ve demokratik siyasetçiler tasfiye ediliyor. Bu bırakalım sorunları demokratik yoldan çözmek, biraz bilinçlenen insanları, hakkını ve hukukunu arayan, doğal haklarını talep eden insanların zindana atılmasını, cezalandırılmasını ifade etmektedir. 

 

‘AKP KÜRTLERİN TALEPLERİNİ YOZLAŞTIRMA PAKETLERİ HAZIRLADI’

 

Bir yıldan fazladır çatışmasızlığın sürdüğü ortamda bırakalım demokratik siyasetçiler, hasta tutsaklar bile bırakılmamıştır. Hasta tutsakları bırakmıyor. Fethullahçı hakim ve savcılar var, onlar bırakmıyor, deniyor. Böyle bir gerekçe olabilir mi? Hükümet isterse hemen bir karar çıkarır ve hukuki altyapısını hazırlar, hiç kimse de hasat tutsakların tahliyesini engelleyemez. Ama böyle bir yaklaşım yok. Çünkü çözüm niyeti yok. Çözüm niyeti olsaydı gerçekten çözümün olacağını topluma inandıracak, Kürt Özgürlük Hareketi'ni de bu konuda cesaretlendirecek adımlar atılırdı.

 

Bu süreçte açılan sözde paketleri de kesinlikle Kürt sorununun çözümü için açılan paketler değildir. Kürt halkının taleplerini yozlaştırmak ve savuşturmak için bu tür psikolojik savaşı güçlendirmeye yönelik paketler açmaktadırlar. Bu paketler Kürt halkının taleplerini yozlaştırma, bu temelde sorunu çözümsüz bırakma; adım attığını ve Kürt sorununun çözüldüğünü, önemli gelişmeler olduğunu söyleyerek toplumu aldatmaya yönelik açılan paketlerdir. Böyle bir yaklaşım içinde olanlardan siyasi soykırım operasyonları konusunda adım atması beklenebilir mi? Beklenemez. Bu açıdan demokratik siyasetçilerin zindandan çıkarılması konusunda hiçbir adım atılmamıştır. Hâlbuki Önder Apo'nun başlattığı sürecin ve hamlenin karşılığında yapılması gereken ilk şey, demokratik siyasetçilerin bırakılması olmalıydı. Çünkü Newroz manifestosunun özü demokratik siyasettir, demokratik siyasetin önünün açılmasıdır. Bu çerçevede hükümetin demokratik siyasetle sorunları çözme yaklaşımını ortaya koyması gerekirdi. Bunu ortaya koymamıştır. Bu açıdan biz hükümetin bu yaklaşımlarını Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı savaşı çok boyutlu sürdürme, şiddetle, zorla sonuç alma politikasının bir parçası olarak görüyoruz. Çünkü şiddet ve zorla Kürt sorununu ortadan kaldırmak istemeyenlerin, Kürt halkının özgürlük mücadelesini tasfiye etmek istemeyenlerin bu kadar insanı zindanlara atma politikası olamaz. Bu yönüyle siyasi tutsakların zindanlarda tutulması zaten başlı başına Türk devletinin ve AKP'nin politikalarını ortaya koymaktadır.

 

‘AKP 12 YILLIK İKTİDARINDA HİÇBİR TEMEL SİYASAL SORUNU ÇÖZMEDİ’

 

-Paralel devletten söz ettiniz. Ama biraz daha değinmek gerekirse 2013 yılının bu son günlerinde Fethullahçılarla AKP hükümeti arasındaki savaş kızıştı. Karşılıklı hamleler yapılıyor. Nasıl bu noktaya gelindi?  Bu durum ortaya çıkaran etkenler nelerdir? Paralel devlet tanımını aslında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan dile getirmişti. Nedir bu paralel devlet? Ve bu çatışma çözüm sürecine nasıl etkiler?

 

Fethullahçılarla hükümet arasındaki kavgayı çok kapsamlı ele almak gerekiyor. Uluslararası boyutu var, bölgesel boyutu var, iç boyutu var. Özellikle de Özgürlük Hareketi'nin yürüttüğü mücadeleyle ilgili boyutu var. Birçok etken mevcut gelişmeleri ortaya çıkardı. AKP hükümeti 12 yıldır iktidarda. AKP savaşın olmadığı, savaşın durduğu 2002 ortamında iktidar olmuştu. Savaşın biriktirdiği ağır ekonomik sorunlar da ağır bir devalüasyonla halkın üzerine yıkılmıştı. Böylece AKP iktidar olmadan önce yirmi yıllık süren savaşın ekonomik bütün yükü diğer partilerin üzerine kalmıştı. Bu temelde savaşın biriktirdiği ekonomik olumsuzluklar belirli düzeyde ortadan kaldırılmaya çalışıldığı dönemde iktidara geldi. Öte yandan da 1980’den o güne kadar devrimcilere, Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı yürütülen savaşın Türkiye toplumunda yarattığı tepkiler de vardı. ABD'nin bölgeye müdahale edeceği dönemde İslamcı karakteri olan bir partinin Türkiye'de iktidar olmasının avantajları çerçevesinde ve böyle bir ortamda AKP'nin desteklenmesi AKP'nin hiç de beklemediği düzeyde iktidarı getirip önüne koymuştu.

 

 Ancak 12 yıllık iktidarı süresince Türkiye'nin hiçbir temel siyasal sorunlarına çözüm getirilmedi. Sadece savaşın durduğu, yirmi yıllık ekonomik yükün halkın üzerine yıkıldığı ve ekonomik göstergelerin belirli düzeyde iyileşmeye başladığı bir dönemde Türkiye toplumuna ve Kürt toplumuna bazı kesimleri demokratikleşme adımı atacağım diyerek iktidara gelmişti. Bu çerçevede sürekli beklenti yaratarak ve belirli güçlerin desteğini alarak bugüne kadar iktidarını sürdürdü. Yine Kürt Özgürlük Hareketi'nin demokratik siyasal çözüm anlayışı çerçevesinde gerçekleştirdiği ateşkesleri ve çatışmasızlıkları sorunun çözümü doğrultusunda değil de kendini iktidarda tutma, ekonomik ve siyasi olarak rahatlatması yönünde kullandı. Bu durum da belirli düzeyde AKP'nin bugüne kadar iktidarını sürdürmesini sağlamıştır.

 

AKP’NİN ZAYIFLADIĞINI GÖREREK DEVLET İÇİNE DAHA FAZLA YERLEŞTİLER

 

En önemlisi de Kürt Özgürlük Hareketi'ni en iyi ben ezerim, en iyi ben tasfiye ederim diyerek birçok kesimle ittifak yaparak, onların desteğini alarak bugünlere gelmiştir. Ama ne Kürt Özgürlük Hareketi'ni ezebilmiştir, ne Türkiye'nin temel sorununu çözmüştür, ne de Türkiye'nin bölgede etkinliğini sağlayabilmiştir. Özellikle de bütün iç ve dış politikasını Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etme üzerine kurunca ve bu konuda ABD'nin rahatsız olduğu güçlerle ilişkiye geçince dış politikada ciddi sorunlarla karşılaşmıştır. İçeride de demokratikleşme isteyen Türkiye toplumu ve Kürt halkıyla karşı karşıya gelmiştir. Bütün bunlar AKP'nin içeride ve dışarıda sorunları çözme kapasitesini ortadan kaldırınca hem dış güçler hem de iç güçler tarafından verilen desteği kaybetmiştir. AKP ile cemaat arasındaki krizi bu çerçevede ele almak gerekir.

 

Kuşkusuz Fethullahçıların ABD ile ilişkisi vardır. Bu açıdan AKP'nin ABD'nin bölge politikalarıyla zaman zaman uyuşmaması, İsrail’le ve Batıyla yaşadığı sorunlar ortamında Fethullahçılar harekete geçirilmiştir. Diğer taraftan Fethullahçılar AKP'nin arkasındaki bu desteğin zayıfladığını, sıkıştığını görerek AKP hükümeti döneminde her alanda devlet içindeki palazlanmalarını, yerleşmelerini daha etkili hale getirmek için bir hamle yapmışlardır. Çünkü bir iki yıldır AKP Fethullahçıların birçok alandaki gelişmesine karşı fren koymaya başlamıştı. Çatışmayı bu çerçevede ele almak mümkündür.

 

KÜRDİSTAN FETHULLAHÇILARA BIRAKILMIŞTI

 

AKP, iktidarını bugüne kadar Fethullahçılarla birlikte yürüttü, bir koalisyondular, bir ittifaktılar. Bütün rakiplerini ortaklaşa saf dışı etmeye çalıştılar. Bu konuda da işbölümü yapmışlardı. Özellikle yargı ve poliste Fethullahçılar vardı. Dolayısıyla rakiplerini tasfiye etmede Fethullahçılar aktif oldular. Öte yandan Kürdistan da bir yönüyle Fethullahçılara bırakılmıştı. Kürdistan'da bir taraftan ordu kullanılırken, diğer taraftan Fethullahçılar da Kürtlere karşı yürütülen kirli savaşta en önde kullanıldılar. Çünkü polis, yargı ve özel savaş örgütlenmeleri Fethullahçıların elindeydi. Kürdistan'da siyasal sömürgeciliği yeniden pekiştirme, Kürt Özgürlük Hareketi'nin tabanını daraltma politikası esas olarak Fethullahçılara bırakılmıştı.

 

‘SAVAŞIN YÖNTEMLERİNDE AYRI DÜŞTÜLER’

 

Ancak bu ittifak, işbirliği diğer rakiplerini etkisizleştirmede sonuç alsa da, Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etmede sonuç alamadı. Kuşkusuz Kürt Özgürlük Hareketi hem bu dönemde politik hamleler yaptı, hem de askeri ve siyasi mücadelesini sürdürdü. Fakat Erdoğan’ın Yaşar Büyükanıt’la 2007 yılı Mayıs’ında Dolmabahçe’de yaptığı bir anlaşma vardı. AKP iktidar olma karşılığında Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye edecekti. Bu gerçekleşmedi. Yine Fethullahçılarla birlikte Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etmek için büyük saldırılar, siyasi soykırım operasyonları yaptılar. 2011-2012’de büyük bir savaş yürüttüler. Ama bunlar da sonuç alamadı. Bu durum karşısında AKP hükümeti sıkıştı. Rojava’da da Kürt Özgürlük Hareketi'nin, oradaki özgürlük güçlerinin de hamle yapmasını engelleyemedi. Bütün bunlar AKP'nin politikasıyla Fethullahçıların merkezinde olduğu paralel devletin politikaları arasında belirli farklıklar ortaya çıkardı. AKP esas olarak oyalama, ekonomik ve siyasi imkanlarını kullanarak Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etme biçiminde bir özel savaş, bir psikolojik savaşa ağırlık vermeyi hedeflerken, bunu başarabileceğini düşünürken, Fethullahçılar ve klasik iktidar bloklarının bir kesimi bu politikayı doğru bulmadılar. Bunun yerine sürekli savaşın daha da şiddetlenmesi biçiminde bir eğilim taşıdılar. AKP hükümeti bunu denemişti, başarısız kaldı. AKP hükümeti yeni bir savaşın kendisini tümden ortadan kaldıracağını düşündü ve Fethullahçıların da kendilerini daha şiddetli bir savaş içine sokarak yıpratacakları biçiminde bir kanaate vardı.

 

AKP hükümetinin 2012’de görüldüğü gibi Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı savaşma gücü kalmayınca son yıllarda kullandığı zamana yayma, oyalama yöntemine yeniden başvurmaya çalıştı. Ama bu defa bu politikanın sonuna gelinmişti. Kürt Özgürlük Hareketi belki geçen dönemler siyasal ortam yaratmak için, devleti ve toplumu hazırlamak için bu politikalara belirli düzeyde katlanıldığını, ama artık çözüm dışında hiçbir yaklaşımı kabul etmeyeceğini gösterince AKP politikasız kaldı. Ne Kürt sorununu çözebiliyor, ne de savaşabiliyor durumuna düştü. İçeride düştüğü bu durum ve dışarıdaki sıkışıklık AKP hükümeti karşısında hamle yapmak isteyen Fethullahçılara fırsat verdi. AKP'nin çözüm üretmeyen, oyalayan politikaları artık ne Türkiye toplumu, ne de Kürt toplumunu inandırıyordu. AKP'nin demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü yönünde adım atamayacağını ve bu konuda politikasız kaldığını gören Fethullahçılar bir hamle yaptılar. Çünkü politikasız kalmak ve toplum tarafından desteklenmemek zayıf duruma düşmektir. Fethullahçıların yaptığı hamlenin önemli bir nedenini, hatta esas nedenini böyle görmek gerekmektedir.  

 

 FETHULLAHÇILAR 2010 REFERANDUMUNDAN SONRA STRATEJİ DEĞİŞTİRDİ

 

 Devlet içinde bir paralel devlet vardır. Önder Apo uzun süredir Türkiye devleti içinde bir paralel devletten söz etmektedir. Eskiden derin devlet deniyordu. Özellikle 12 Eylül’den sonra Türkiye devleti belirli bir değişikliğe uğratılmaya çalışılmıştı. 12 Eylül darbesinin bir nedeni de devleti yeniden şekillendirmekti. İşte bu dönemde Fethullahçıların önü açıldı. Devletin kademelerine girmeye başladılar. Özellikle yargı ve polise el attılar. Fethullahçıların Yargı üzerinde özel çalıştığı görülmektedir. Çünkü yargı demek devletin kendisi demektir. Kim yargıyı ele geçirirse sistemin hegemon gücü o olur. Nitelim yakın zamana kadar ulusalcı güçlerin en etkili olduğu alan yargı alanıydı. Yargı üzerinden politikalarını pratikleştiriyorlardı. Fethullahçılar da sistemin yeni hegemon gücü olmak istedikleri için yargıya önem vermişler ve yargıda önemli bir güç olmuşlardır. 2010 12 Eylül referandumundan sonra da yargıya tam hakim olmuşlardır. Yargıdaki ulusalcılar temizlenmiş, onların yerine Fethullahçılar yerleştirilmiştir. Polis içinde zaten eskiden beri çalışmaktaydılar. İslamcı kesimlerin eskiden beri devlet içine girerek etkili olmak gerekir, devleti böyle kontrol etmek gerekir politikaları en fazla da planlı bir biçimde Fethullahçılar tarafından uygulanmıştır. Mülkiye, harbiye ve adliye denilebilecek devletin temel bürokratik kesimlerini hedefleyen çalışmalarını yürütmüşlerdir.

 

AKP ile ilk önceleri ittifak kuran Fethullahçılar özellikle de 2010 12 Eylül anayasa referandumundan sonra kendi yerlerini daha da sağlamlaştırınca artık bir taşeron kullanma ya da belirli siyasi güçleri kullanma değil de, bizzat kendisi siyasete hakim olma, siyaseti yönlendirme biçiminde bir strateji değişikliğine gitmişlerdir, politika değişikliğine gitmişlerdir. Bu durum Fethullahçılarla AKP'yi karşı karşıya getirmiştir. Bölgedeki gelişmeler, AKP ile ABD'nin belirli düzeyde karşı karşıya gelmesi de Fethullahçıların böyle bir hamle yapmasını beraberinde getirmiştir.

 

Paralel devlet vardır, çeşitli lobiler vardır. Bu paralel devlet de, çeşitli lobiler de Kürt sorununun çözümünü istemeyen, Kürtlerle Türkleri sürekli çatıştıran bir politikanın sahibidirler. Öte yandan Fethullahçılar da Türk İslamcıdır. Kesinlikle Kürtlerin siyasi iradesinin olmasını, özyönetiminin olmasını istememektedirler. Bu açıdan Fethullahçıların merkezinde olduğu paralel devlet AKP ile birlikte Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı savaş yürütmüşlerdir. Paralel devlet AKP'yi kullandığı gibi, AKP de kendini iktidarda tutmak için Kürt Özgürlük Hareketi'ni en iyi ben tasfiye ederim diyerek kendini kullandırıp iktidarda kalmıştır. Bugüne kadar yürüyen budur. Bu açıdan Önder Apo paralel devletin varlığını kapsamlı analiz etmiştir. Paralel devlet demokratikleşmenin önünde engel olduğu gibi, Kürt sorununun çözümünü istemeyen, Kürt sorununun çözümsüzlüğü üzerinden iktidar olan bir güçtür. Öte yandan çeşitli lobiler de bu paralel devlet eliyle, paralel devleti kullanarak Kürt-Türk çatışmasını süreklileştirme, böylelikle de Türkiye'nin demokratikleşmesini ve güçlenmesini engelleme ve Türkiye üzerinde siyaset yapma imkanını bulmaktadırlar. Öte yandan Kürt sorununun çözümsüzlüğü ortamında da Kürt sorununu ve Kürtleri kullanma imkanlarını ellerinde tutmaktadırlar.

 

‘ÖNDER APO’NUN HAMLESİ AKP’Yİ DE PARALEL DEVLETİ DE ZORLADI’

 

AKP-Fethullahçılar çatışması, Önder Apo'nun 2012 sonunda başlattığı Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa Hamlesini nasıl etkiler sorusu sorulmaktadır. Kuşkusuz Önder Apo'nun Demokratik Kurtuluş Ve Özgür Yaşamı İnşa Hamlesi Türkiye toplumunda çözüm eğilimini geliştirmiştir. Siyasi kesimlerde çözüm eğilimini geliştirmiştir. Bu durum paralel devleti ve Kürt sorununun çözümünü istemeyen lobileri zorlamıştır. Önder Apo'nun hamlesi AKP'yi de zorlamıştır. AKP'nin de çözüm politikası olmadığından AKP'yi de zorladı, paralel devleti de zorladı, çeşitli lobileri de zorladı. Bu nedenle de Önder Apo'nun Demokratik Kurtuluş Ve Özgür Yaşamı İnşa Hamlesini boşa çıkarma konusunda her güç kendine göre üzerine düşeni yapmaya çalıştı. AKP'nin bir çözüm politikası olmadığı için AKP farklı biçimde bu hamleyi boşa çıkarmaya çalıştı. Sözde paketler, oyalamalar bu boşa çıkarmanın bir biçimiydi. Paralel devlet ve lobiler ise zaten Kürt sorununun çözümünü istemediklerinden AKP'nin bu çözümsüz politikalarını da farklı biçimde desteklediler. Gösterilerde Kürt gençlerinin öldürülmesi, karakolların, barajların yapılması, içeride ve dışarıda Kürt sorununun çözümünü engelleyecek hamleler yapılması, Güney Kürdistan'da KDP ile ilişkiler geliştirerek KDP'yi Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etme konusunda teşvik etmeleri gibi bir çok çalışma bu dönemde yürütülmüştür.

 

ORTADA GERÇEK ANLAMDA BİR SÜREÇ YOK

 

Ancak şu bir gerçekliktir: Ortada gerçek anlamda bir süreç yoktur. Önder Apo'nun ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin makul yaklaşımları, fedakarlığı vardır. Bu yönüyle süreç vardı AKP ve devlet cephesinde adımlar atılıyordu, bu nedenle süreç bozulacak diye bir değerlendirme yapmak yanlıştır. Süreç tek taraflı Kürt Özgürlük Hareketi ve Önder Apo'nun yürüttüğü süreçti. Ne devlet, ne hükümet bu süreçte ciddi bir adım atmıştır. Hatta sürecin tıkatılması ve anlamsız hale getirilmesi açısından her şeyi yapmışlardır. Bunun özellikle vurgulanması gerekir. Bu yönüyle ortada çift taraflı öyle ciddi bir süreç, adımlar yoktur ki bozulsun. Bu yönüyle süreç vardı da olumsuz etkileniyor biçimindeki değerlendirmeler çok anlamlı değildir. Kuşkusuz Önder Apo’nun başlattığı süreci anlamsız hale getirme açısından paralel devlet de birçok girişimde bulunmuştur, bulunmaktadır.  

 

AKP'nin yaklaşımından çok Kürt Özgürlük Hareketi'nin yaklaşımı belirleyiciydi. Önder Apo süreci bugüne kadar, bu noktaya kadar getirdi. Bu durum Türkiye'deki birçok gerçeği ortaya çıkardı. Gezi olaylarının durumu da bu çerçevede birçok gerçekliği ortaya çıkardı. Geri çekilmeye rağmen AKP'nin çözüm politikası olmadığı görüldü. Bu süreç içinde AKP politikasız kalınca her bakımdan hem Türkiye cephesinde hem Kürdistan cephesinde Fethullahçıların harekete geçmesi durumu gündeme geldi. Bu açıdan sürecin olumsuz etkilenmesinden çok, belki bir ihtimal AKP çözümsüz politikalarının kendisini ne hale getirdiğini, hem Türkiye'de, hem Kürdistan'da yanlış politikaların kendisini yıkılmayla, tasfiye olmayla yüz yüze getirdiğini görerek belki özeleştiri verip Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü konusunda bir adım atabilir. Bu durum hayırlara vesile olabilir. Bu zayıf bir ihtimaldir, ama AKP'nin tek kurtuluşu da budur. Ya  tasfiye olacaktır ya da bu zayıf ihtimale sarılarak, bunu tercih ederek, bu konuda cesaretli davranarak Kürt sorununun çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesi yönünde adım atacaktır. Yine cesaretli davranarak paralel devletin üzerine gidecektir. Paralel devletin üzerine gitmeyle demokratikleşme hamlesi iç içe yürürse sonuç alabilir. Yoksa sadece paralel devletin üzerine gidiyorum diyerek AKP'nin hiçbir sonuç alması mümkün değildir. Sonunda kaybeden AKP olacaktır.

 

AKP'Yİ KURTARACAK TEK YOL...

 

AKP'yi tek kurtaracak, Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümüdür. Çünkü mevcut ortamda yolsuzluklar ortaya saçılmıştır. AKP hükümetinin nasıl bir yolsuzluk iktidarı kurduğu ortaya çıkmıştır. Buna karşı toplum ve halk mücadele edecektir. Gerçek muhalif demokratik güçler paralel devletin ya da dış güçlerin yedeğine düşmeden kendi bağımsız programları temelinde harekete geçecektir. Demokrasi güçleri açısından bu hem haktır hem de gereklidir. Bu durum karşısında yapılacak tek şey özeleştiri vermek ve Türkiye'nin demokratikleşmesi doğrultusunda adım atmaktır. Şimdiye kadar girdiği ittifakların kendisini nereye getirdiğini görerek bu gerçekliği görüp topluma seslenerek, demokratik toplumun ve demokratikleşmenin önünü açarak demokratikleşme ortamında kendine de yaşam hakkı bulması yönünde adım atması gerekmektedir.

 

BELKİ SÜREÇ ÇİFT TARAFLI HALE GELEBİLİR

 

Her işte bir hayır vardır derler. Bu açıdan bu gelişmeler AKP ve süreç açısından hayırlı olabilir. Süreç tek taraflıydı, AKP açısından aslında bir süreç yoktu. Bu çerçevede belki süreç iki taraflı hale gelebilir. Bu da zayıf bir ihtimaldir. Kürt Özgürlük Hareketi kendi çizgisinde mücadele ederek sonuç almak istediği gibi, devlet ve hükümet bir uzlaşmaya yanaşırsa böyle bir çözüme de her zaman hazır olduğunu ortaya koymuştur. Artık süreç neyi gösterecek, bu Kürt Özgürlük Hareketi'nin tutumundan çok, AKP'nin bu dönemde göstereceği tutuma bağlıdır.

 

‘TÜRKİYE’Yİ DEMOKRATİKLEŞTİRECEK OLAN DEMOKRASİ GÜÇLERİDİR’

 

AKP kısa zamanda ciddi bir adım atmazsa tabii ki böyle bir ortamda Kürt Özgürlük Hareketi Türkiye'deki demokrasi güçleriyle birlikte mücadeleyi ortaklaştırarak, güçlendirerek gerçek çözüm alternatifi olan Türkiye'nin demokrasi güçleriyle demokratikleştirmeyi gerçekleştirme alternatifini güçlü bir biçimde devreye sokacaktır. Bu gerçeğin bilinmesinde fayda vardır. Zaten devletin, AKP hükümetinin geçmişten beri Kürt sorununun çözümü konusunda zihniyeti değiştirip adım atmayacağı netleşmiştir. Bu açıdan Türkiye'yi demokratikleştirmek ve Kürt sorununu çözmek esas olarak Kürt halkının özgürlük mücadelesiyle Türkiye demokrasi güçlerinin birlikte hareket etmesiyle sağlanabilir. Kürt sorununun çözümünü gerçekleştirecek de, Türkiye'yi demokratikleştirecek olan da budur. Gerçek çözümü getirecek de budur. Ama belirtiğimiz gibi Kürt Özgürlük Hareketi iki yönlü de demokratikleşmeyi ve Kürt sorununun çözmeyi denemek istemiştir. Çünkü sürekli çatışma, sürekli kavgayla değil, demokratik siyaset ve demokratik mücadele ortamında da Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünün sağlanabileceği, tüm demokratik sol güçlerin böyle bir mücadele ortamında kazançlı çıkacağını düşünerek bu tercihi de her zaman devrede tutmuştur. Ama şimdiye kadar bu tercihi ve politikaları sonucu belirli kazanımlar, belirli gelişmeler yaratsa da istediği sonuca ulaşamamıştır. Bu açıdan da gelinen aşamada Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü konusunda devletin, hükümetin ve hiçbir siyasi gücün bir projesi olmadığından tek çözüm, Kürt Özgürlük Hareketi'nin başından beri esas aldığı Türkiye demokrasi güçleriyle birlikte sorunları çözme tercihi daha aktif bir biçimde devreye girecektir. Önümüzdeki dönemin bu tür gelişmelerle şekilleneceği şimdiden anlaşılmaktadır.