KADIN
Giriş Tarihi : 06-01-2014 09:11   Güncelleme : 06-01-2014 09:11

Kalkan: Paris Cinayet ortaya çıkarsa çözümün önü açılır

KCK Yürütme Konseyi üyesi Duran Kalkan, Paris Katliamının sorumlularının ortaya çıkarılmasının Kürt sorununun çözümünü engelleyenlerin ortaya çıkarılması anlamına geldiğini belirterek “Paris katliamı, Kürt kördüğümünün kördüğüm haline getirilmiş bir olayıdır. Kördüğüm Paris katliamından çözülürse Kürt kördüğümü de çözüme kavuşturulabilir, onun önü de açılabilir” dedi.

Kalkan: Paris Cinayet ortaya çıkarsa çözümün önü açılır

 

Kürt kadın devrimciler Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in katledilmesinin yıldönümü öncesinde ajansımıza konuşan Duran Kalkan, 9 Ocak katliamının Kürt hareketine, Kürt sorununun çözümüne bir tehdit işareti olduğunu belirterek bazı çevrelerin çözümün önünü kesmek için her türlü çabayı gösterdiğini ifade etti.

 

Paris katliamının “Kürt kördüğümünün kördüğüm haline getirilmiş bir olayı” olduğunu kaydeden Kalkan “Kördüğüm Paris katliamından çözülürse Kürt kördüğümü de çözüme kavuşturulabilir, onun önü de açılabilir. Önder Apo da böyle değerlendiriyor. O bakımdan da sadece bir olay, bir katliam gibi bakmamak lazım” şeklinde konuştu.

 

Kalkan 9 Ocak katliamının arkasındaki güçler, amaçları ve Kürt sorunun çözüm süreci üzerindeki etkileri konusunda ajansımıza konuştu.

 

9 Ocak ve öncesine gidersek katliam nasıl bir süreçte gerçekleşti? Bu tarih tesadüf mü?

 

Öncelikle şehadetlerinin birinci yıldönümünde Sara, Rojbin ve Ronahi yoldaşları saygı ve minnetle anıyorum. Özlem ve amaçlarını mutlaka başarma sözümüzü bir kere daha yineliyorum. 9 Ocak katliamı gerçekten de Özgürlük Mücadelesi tarihimizin en önemli ve temel olaylarından biri. Daha şimdiden mücadele tarihinde bu biçimde yer etmiş bulunuyor. Önümüzdeki süreçte bu gerçeklik çok daha fazla açığa çıkacak ve kendini hissettirecek görünüyor.

 

9 Ocak katliamı ve bunun Paris’te olması kuşkusuz bir tesadüf değil. Bir yıl geçmiş olmasına rağmen aydınlatılamamış olması da bunu net olarak gösteriyor. Aslında aydınlatılacak bir şey yok ortada, her şey o kadar açık, net ve aydınlık ki! Fakat sorumlular açıkça ifade edilmiyor. Sözde özgürlük ve demokrasi ülkesi olarak adlandırılan Fransa yönetimi bu işin üzerine gitmiyor. Öyle anlaşılıyor ki kendisi de suç ortağı konumunda. Veya en hafifinden böyle acı bir olay üzerinden politika yapmaya çalışıyor. Politik hesaplar ve çıkarlar peşinde koşuyor.

 

9 Ocak Paris katliamının gerçekleşme durumu üzerine şunu ifade edebiliriz: Önder Apo o gün İmralı’da devlet heyetiyle görüşme halinde olduğunu ifade etti. Dolayısıyla katliamın, başlattığı yeni demokratik siyasi çözüm sürecine karşı bir saldırı olduğunu belirtti. Geçen bir yıllık süreç de bu gerçeği net bir biçimde ortaya koydu. Kürt sorununun çözümüne karşıt olan güçler nasıl ki bunun ilk adımlarını engellemek için Paris katliamını düzenledilerse, yıl boyunca da benzer engelleyici tutum ve saldırılarını hep sürdürdüler. Önder Apo bunları paralel devlet olarak tanımladı. Türkiye'de devlet gerçeği yanında paralel devletlerin de var olduğu ve bunların devlet politikası üzerinde çok güçlü etkilerinin bulunduğunu ifade etti. Şimdi bu gerçeği birçok çevre kabul ediyor. Birçok aydın, yazar bu temelde araştırma yapıp tartışma yürütüyor. Bazı önemli görüşler, değerlendirmeler de söz konusu. Fakat bu realite daha bütün boyutlarıyla aydınlatılmış olmaktan uzak. Paralel devlet hükmünü icra etmeye, süreci sabote etmeye, engellemeye devam ediyor.

 

‘HAREKETİMİZİN YÖNETİMİ TEHDİTLER ALIYORDU’

 

9 Ocak Paris katliamı Önder Apo'nun geliştirmeye çalıştığı yeni sürecin başlangıcında gerçekleşti. Onun için bir tehdit özelliği taşıdı. Ama aynı zamanda 2011-2012 Devrimci Halk Savaşının sonucunda da ortaya çıktı. Bu süreçle de bağlantılıdır. Bunu da hiçbir biçimde göz ardı etmemek gerekli. Bu süreçle bağlantılı olması itibariyle zaten savaş sürecinin gereği olarak Hareketimiz, bütün yönetimimiz bir tehdit altındaydı. Birçok çevre bunu açıktan yapıyordu. 20 PKK yöneticisi öldürülürse bu işin biteceğini ilan ve iddia edenler söz konusuydu. Yani Türkiye ortamında bu tür saldırılar, Hareketimizi ve yönetimimizi hedef alan bu tür katliam saldırıları açıktan tartışılıyordu. Olayı bunlardan kopuk ve bağımsız olarak ele almak da mümkün değil. Kesinlikle bu tartışmaların bir sonucu olarak ortaya çıktı ve bu kişiler kimlikleriyle ortada.

 

‘SUÇLULUK PSİKOLOJİSİYLE İLK GÜNDEN AÇIKLAMA YAPTILAR’

 

Katliamın hemen ardından ve herkesten önce Başbakan Tayyip Erdoğan da dahil üst düzeydeki AKP yöneticileri peş peşe açıklamalar yaptılar. Hâlbuki kendileri için bu gerekmiyordu. Daha PKK yöneticileri değerlendirmeden, hatta olay bile kamuoyu tarafından yeterince duyulmadan Mehmet Ali Şahin’in, Hüseyin Çelik’in ve benzerlerinin açıklamaları bir suçluluk psikolojisini yansıtır biçimdeydi. Hemen bunun bir iç çatışma olabileceğini lanse etmeye çalıştılar, benzer olaylar Almanya’da da olabilir dediler. Yani katliamı örgüt içi bir olay biçiminde göstermek için, farklı yönlere çekmek için yoğun bir gayret içinde oldular. Bu da elbette şüpheleri arttırdı. Daha önceki süreçte yapılan tartışmalarla bu husus birleşince bizim şüphemiz AKP hükümetine, Türk derin devletine dönük gelişti. Biz hala da bu şüphemizi koruyoruz. En azından AKP'nin bir bölümünün kesinlikle bu işin içinde olduğunu düşünüyoruz.

 

‘SON DERECE PLANLI, PROGRAMLI, ÖRGÜTLÜ BİR CİNAYET’

 

Tabii başkaları da bu katliamın içinde olabilir. Zaten bu tür cinayetleri bir tek gücün yapabilmesi zordur. Çok açık olmasına rağmen Fransa’nın olaya dair henüz yeterli bir aydınlatıcı açıklama yapmamış olması da bu durumu göstermektedir. Halbuki neredeyse suçüstü denebilecek konumda yakalanmış, cezaevinde olan insan var. Belki başka insanlar da aynı konumda olabilir. Bir yıl geçmiş olmasına rağmen o insanın konumundan bu durum rahatlıkla aydınlatılabilirdi. Türkiye'ye sık sık gidip geldiğine ve Hareketimizin içine sızdırıldığına dönük gayet açıklayıcı bilgiler de var. Aslında bunlar da bizim için son derece olayı anlama, yorumlama gücü kazandırır nitelikte. Hepsini birbiriyle bağlayabilir, olayı bu anlamda tanımlayabiliyoruz. Fakat Fransa’nın olayı resmen ilan etmemesi ve üzerine hukuk çerçevesinde gitmemesi son derece ciddi ve düşündürücü bir durum oluyor. Buradan da baktığımızda bir tesadüf olmadığı görülüyor. Bir yandan Önder Apo'nun geliştirmeye çalıştığı yeni sürecin başlangıç görüşmeleri sırasında yapılmış olması, diğer yandan Türk basınında açıkça PKK yöneticilerinin vurulması yönünde tartışmaların yapılmış olması ardından gerçekleşmesi, bir yandan bu kadar açık delillerin olmasına, tutuklu insanın bulunmasına rağmen Fransa hükümetinin olayı yeterince aydınlatıcı açıklamalar yapmamış ve hukuken suçlular üzerine gitmemiş olması gibi hususlar olayın tesadüf olmadığını, tersine son derece planlı, programlı, örgütlü yapılmış bir saldırı olduğunu gösteriyor.

 

Zamanlama bakımından belki kısa süreli kaymalar söz konusu olabilir, fakat öyle çok uzun bir kayma olduğunu, serseri bir mayın gibi patlamayı ifade ettiğini söylemek de doğru olmaz. Tersine zamanlama bakımından da öyle çok zamansız değil. Bu da rahatlıkla görülüp anlaşılıyor.

 

‘KATLEDİLEN 3 KADIN DA TESADÜF DEĞİL’

 

Zaten katledilen arkadaşlar da öyle tesadüfen saldırıya uğrayacak konumda olan arkadaşlar değil. Sara arkadaşın katledilmesi gayet açık ve anlaşılır bir durum. Partimizin kurucularından. Birinci kuruluş kongresine katılan ve hala örgütümüz içinde olan tek kadın devrimciydi. Uzun süre Amed zindanında kalmış ve direnişi temsil etmiş bir direniş sembolü. Örgüte, Önder Apo'ya, özgürlüğe aşkla bağlı. Bütün saldırılara, korkutmalara, vaatlere rağmen Önderlik ve Parti çizgisinde yürümekte, Özgürlük Mücadelesiyle yürütmekte sonuna kadar kararlı, ısrarlı bir kişilikti. Partiye bu kadar bağlı, Parti kurucularından bir kadın, aynı zamanda bir Alevi ve Dersim alanından! Birçok özelliğe sahip. Saldırılar tümüyle bu özellikleri hedefliyor. Kadın gerçeğini hedefliyor, Alevi gerçeğini hedefliyor, Dersim gerçeğini hedefliyor, bilinçli ve PKK'de ısrarlı olmayı hedefliyor.

 

Diğer arkadaşlar da benzer durumda. Rojbin arkadaş gerçekten de Özgürlük Hareketimizin Avrupa’da tanınması ve diplomasi ayağının gelişmesi noktasında son derece verimli, cesur çalışmalar yapan bir kişilik. Bütün kuşatmalara, terörist yaftası altında tecrit etme çabalarına rağmen yaratıcılığıyla, bilinciyle, girişkenliğiyle, çekiciliğiyle tüm kuşatmaları kıran bir özelliğe sahip. Dolayısıyla neyin hedeflendiği onunla da ortada.

 

Yine Ronahi arkadaş da hiçbir zayıflık, geri çekilme, tutukluk, karamsarlık belirtisi göstermeden büyük bir coşkuyla, heyecanla, tutkuyla Özgürlük Mücadelesine katılan bir militan. Kürt gençliğinin gerçek bir sembolü. Katılımıyla, heyecanıyla, çabasıyla her yerde mücadele etme özelliğiyle gerçekten de gençliğe örnek oluşturabilecek düzeyde bir gençlik militanı, devrimci militan.

 

Bütün bunların hedeflenmesi dikkat edilirse tesadüf değil. Avrupa’da böyle bir saldırı da tesadüf değildir. Denebilir ki, niye başka yerde değil de Avrupa’da bu saldırı gerçekleşti? Avrupa’da gerçekleşmesi daha mı kolaydı? Kuşkusuz olayı kolay ve zorluk bakımından ele almak çok gerçekçi olmaz. Her yerin kendine göre kolaylığı var, zorluğu var. Fakat Avrupa’da olmasının bir anlamı var. Bununla bütün Avrupa toplumları, Avrupa sistemi tehdit ediliyor. PKK'ye karşı tutum bu olacak, hiç kimse farklı politika tehdidi içine girmesin tehdidi yapılıyor. Avrupa toplumlarına PKK'ye ve Kürtlere karşıt olun, düşman olun, biz onları bu biçimde yok edeceğiz, bu denli tehlikeli insanlardır imajı verilmeye çalışılıyor. Bunların hepsi inceliğiyle düşünülmüş, hesaplanmış hususlar bizce. Bu bakımdan da nereden bakarsak bakalım 9 Ocak Paris katliamı çok bilinçli, planlı, örgütlü bir cinayet olarak ortaya çıkıyor. Belki bu dünyada binlerce yıldır yaşanmış olan her şey birer tesadüf olabilir. Eğer hepsine tesadüf diyeceksek, en son tesadüf olduğu söylenecek olay 9 Ocak Paris katliamıdır. Bunu böyle belirlemek, tanımlamak en doğrusu olacak.

 

KATLİAM ‘BU ÇÖZÜME İZİN VERİLMEYECEK’ TEHDİDİYDİ

 

 

 

ürt Halk Önderi Abdullah Öcalan katliamın ardından yapılan ilk görüşmede “bu katliam bir işarettir” demişti. Katliam neyin işaretiydi? Katliamın amacı neydi?

 

Katliam bir tehdit işaretiydi. Yani bütün kuşatmalara, engellemelere, karşıt planlamalara rağmen Kürt sorununun çözümünde, bunu demokratikleşme temelinde halkların kardeşliği temelinde gerçekleştirmede ısrar etme çabalarına karşı bir tehdit işaretiydi. Yani biz bunu yaptırtmayacağız, ne yaparsanız yapın, hangi yöntemlere başvurursanız vurun, ne kadar çaba harcarsanız harcayın sizin önünüz açık değildir, size o fırsat verilmeyecek, dolayısıyla Kürt sorununun çözümü engellenecek, bu çözüme izin verilmeyecek! Hele hele çözümün demokratikleşme ve halkların kardeşliği temelinde yapılmasına, gerçekleşmesine asla izin verilmeyecek tehdidini içeriyordu. Biz bunu anlıyoruz.

 

Kürt sorununu yaratan ve yüz yıldır var olmasına neden olan güçler şimdi Önder Apo'nun çabalarıyla, Hareketimizin ve halkımızın mücadelesiyle çözümü aranan, çözümü gündemleştirilmiş olan sorunu çözümsüz kılmak için, bu çözüm çabalarını boşa çıkartmak ve engellemek için elinden gelen çabayı harcıyorlar. Niye? Çünkü varlığını ve çıkarını Kürt sorununun üzerine kurmuş. Kürt sorununun varlığı üzerinden egemenliğini sürdürüyor, sömürü yapıyor, çıkar sağlıyor. Bu gayet açık ve anlaşılır bir durum. Bu bakımdan kapitalist modernite sisteminin tarihsel olarak gerçekleşmesi ciddi bir insanlık düşmanlığını, insanlık karşıtlığını, soykırım gerçeğini ifade ediyor; halklar karşıtlığını içeriyor. Bu noktada da en çok Kürt karşıtlığını, Kürt düşmanlığını içeriyor. Buna Önder Apo “Kürt kapanı” tanımını da getirdi. Kürdistan'ı bölen-parçalayan, bugün kırk milyona ulaşmış toplumu inkâr eden ve yok etmek için kültürel soykırım rejimini onlarca yıla yayacak şekilde sürdüren bir sistem gerçeğiyle yüz yüzeyiz. Bütün bunlar planlı, iyi düşünülmüş, belli çıkarlara bağlanmış olaylar. Öyle rastgele ortaya çıkmış, kendiliğinden oluşmuş bir durum kesinlikle değil.

 

Aslında Kürt sorununun yaratılması bir tesadüf değildir. Esas plan, proje, örgütlülük çıkar hesaplarına dayalı bu işin gerçekleştirilmesi Kürt sorununun yaratılma gerçeğinde var, özünde var. Öyle bir durum ortaya çıkartılmış ki, bu soruna dayanarak hem Kürtler etkisizleştiriliyor, sisteme bağlanıyor, hem de Kürtlere dayanılarak bölgenin bütün toplumları ve devletleri denetim altında tutuluyor. Hepsi üzerinde hem baskı uygulanıyor, sömürü uygulanıyor, hem de hepsi baskı ve sömürü uygulayanlardan medet umar hale getiriliyor. Kapan budur işte! Bir şey yapmasan da yok oluyorsun, yapmaya kalksan, mücadele etsen de yok oluyorsun! Karşıtlıkla suçlanıyorsun. Birilerinin çıkarına iş yapar olmakla suçlanıyorsun.

 

Sözde bu gerçeği en çok anladığını söyleyenlerden birisi örneğin AKP, geçenlerde yine her seçim öncesi terör örgütü ihale alır, taşeronluğuna devam eder diyordu. Hâlbuki gerçekle bunun hiçbir alakası yok. Bu, sistemin mantığı, kendisinin ruhuna kadar bağlandığı, içine girmek için can attığı sistemin mantığı bu. Bunun ne PKK ile ne de Kürtlerle ilişkisi var. Ama o Kürtleri ve PKK'yi suçluyor. Çünkü sistem öyle yaratılmış, sen onu suçlayacaksın, o seni suçlayacak! Önder Apo buna “İti ite kırdırma projesi”, “Tavşana kaç, tazıya tut projesi” dedi. Kürt’e diyor kaç seni yok edecek; Türk’e, Fars’a, Arap’a: Kürt’ü tut, tutmazsan sana bilmem ne yapar, diyor. Gerçekten anlaşılması ve çözümü çok zor bir olay. Çünkü çok karmaşık, çok iç içe geçmiş çıkarlar var; çok derin çelişkileri ifade ediyor. Adeta bir kördüğüm haline getirilmiş bir husus ve herkes de bu işle ilgili. Herkesin eli işin içinde, herkese bir çıkar dağıtılmış. Bir çelişki ve çatışma ortamı oluşturulmuş, hiç kimse iradesiyle bunun dışına çıkamıyor. Kürtler bölgenin diğer toplumlarıyla çelişki ve çatışma içinde tutuluyor, bunun üzerinden politik çıkar sağlanıyor, ekonomik çıkar sağlanıyor, tarihsel çıkar sağlanıyor.

 

Ortadoğu bu biçimde egemenlik altında tutuluyor. Ortadoğu'dan yeni bir uygarlığın gelişmesi böyle bir yöntemle engelleniyor ve böylece bunu yaratan sistem, kapitalist modernitenin küresel hegemonik sistemi varlığını ve egemenliğini buna dayandırarak sürdürüyor. Aslında tarihsel olarak misyonunu tamamlamış veya Ortadoğu'da egemenlik sürdürebilecek bir kapasiteye, kültüre, değerler toplamına sahip değil. Ortadoğu'nun tarihsel ve toplumsal kültürü karşısında çok geri, çok zayıftır. Dolayısıyla onu egemenlik altına alamaz; üzerine baskı ve sömürü uygulayamaz. O halde hegemonik olamaz, küresel bir güç haline gelemez. Küresel bir güç haline gelebilmesi için ne edip ne edip Ortadoğu'da egemenliğini kabul ettirmesi gerekiyor.

 

Kapitalizm birkaç yüzyıl içinde dünyanın her tarafına yayıldı; ama Ortadoğu'yu egemenlik altına alamadı. 19. Yüzyıl boyunca Ortadoğu'yu egemenlik altına alabilmek için bin bir türlü yol, yöntem, politika geliştirdi. İdeolojik saldırı yaptı, askeri saldırı yaptı, siyasi saldırı yaptı, herkesi birbiriyle çelişir çatışır hale getirdi, yine de sonuç alamadı, sonunda I. Dünya Savaşı gibi o güne kadar hiç yaşanmamış bir acı ve katliam olayını insanlığın başına getirdi. Öyle bir savaşla Ortadoğu'nun gücünü tüketip Ortadoğu üzerinde egemenliğini, hegemonyasını kurdu. Böyle güç tüketmeye dayalı olarak egemenlik kurmanın, bunu uzun süreye yaymanın yöntemi de Kürt sorununu yaratmak oldu. Kürdistan'ı böl, parçala, herkesin suç ortağı olduğu bir sistem içine koy! Arapları parçala, zayıfla, denetim altına al, bunları Türklerle ve Farslarla da sürekli çatıştır, ondan sonra herkes sana muhtaç olsun, güçleri tükensin, sen de egemenliğini sürdür! Ortadoğu'daki egemenlik sistemi böyle kuruldu. Kürt sorunu böyle bir sorun ve Ortadoğu'da mevcut parçalanmışlığın, gerilemenin, tarihine ters düşmenin altında Kürt sorunu yatıyor.

 

Kim ki Ortadoğu tarihiyle, toplumsal yapısıyla uyumlu hale gelmek, Ortadoğu'yu kökleri üzerinde yeniden yeşertmek istiyorsa her şeyden önce Kürt sorununu görmek zorunda. Kürt sorununu görmek ve çözmek için çalışmak zorunda. Kürt sorununu çözmeden Ortadoğu'da bir adım bile atamaz. Dahası da var, önce Kürt sorunuyla bu kördüğüm yaratılmış, ilmik örülmüş, bu yetmez, bunu çözerler kaygısıyla arkasından bir de İsrail sorunu, Arap-İsrail çelişkisi, Filistin sorunu yaratılmış. O da işin üzerine tuz biber eker gibi bir özellik taşıyor. Böylece Ortadoğu'da hegemonya kurulmuş. İşte Kürt sorunu böyle bir sorun. Buradan politik, ekonomik her türlü çıkar sağlanıyor. Hak etmediği halde bazı egemenlikler kendini insanlık tarihiyle eş hale getiriyor, dünyaya egemen kılıyor. Şimdi esas böyle bir sorunun varlığı ve ona dayalı çıkar sağlama durumudur. Paris katliamı böyle bir sorunun mantığına uygun, özelliğine uygun gerçekleşen bir katliamdır.

 

90 YILDIR KATLİAMLAR SÜRÜYOR

 

Sadece Paris katliamı değil ki! Özel olarak 90 yıldır, genelde iki yüzyıldır Kürtler dört bir yanda, Kürdistan'ın içinde de böyle katliamlara, soykırımlara tabi tutuluyorlar. Milyonlarca şehit verdiler bu katliamlarda. 19.yüzyılda Osmanlı ve İran imparatorluklarının saldırtılması sonucunda. 20.yüzyılın ilk çeyreğinde, I. Dünya Savaşı kapsamında. Ardından I. ve II. Dünya Savaşları arasında, II. Dünya Savaşı içinde oluşturulan bu sistem temelinde Kürdistan'a yöneltilen saldırıların katliamcı karakteri temelinde sayısız katliam ve soykırımlar yaşamış Kürt toplumu. Bu, hep Paris katliamı gibi gizli olmuyor ki! Birçok yerde açıktır, alenidir. Dünyanın hiçbir yerinde yaşanmadığı kadar böyle bir katliam sürecinde Kürt Önderleri idam edilmişlerdir. Şeyh Saitler, Seyit Rızalar, İsmail ağalar, Qazi Muhammedler, Barzaniler katledildiler.

 

Önderler katledilmiş, direnenler katledilmiş, halk üzerinde en vahşi soykırımlar uygulanmış. Paris katliamı bunun bir parçası, benzeri. PKK'ye dönük saldırılar da zaten bundan kopuk değil. Zindandaki saldırılar, dağda gerillaya dönük saldırılar, özellikle Önder Apo üzerinde geliştirilen saldırılar hiç de farklı özellik taşımıyor. Hepsi de aynıdır, benzerdir.

 

Uluslararası komplo gerçeğini hatırlayalım, 9 Ekim komplosu, 15 Şubat komplosu, komployu yürüten güçler inkar etmiyorlar ki, açıkça itiraf ettiler. Önder Apo bunu net söyledi zaten. Katliamı yapan güçler uluslararası komployu gerçekleştiren güçlerdir, dedi. Bu doğru tespittir. Fakat içinde daha başka kim, ne kadar var, ne kadar rol oynadığı, rollerin bu katliamda nasıl karıldığı, paylaşıldığı orası ayrı bir konu. Esas olayın aydınlatılması bunların açığa çıkarılmasını ifade ediyor. Burası daha netleşmemiş, açığa çıkarılmamış. Ama amaçlanın ne olduğu burada çok açık. İşte böyle bir sorunun çözülmemesi, devam etmesi ve bu soruna dayalı olarak egemenlik sürdürme, ekonomik siyasi çıkar hesapları nedeniyle bu katliam yapıldı. Bunu yapan güçler kesinlikle böyledir.

 

Kürt sorununun demokrasi ve kardeşlik temelinde çözülmesini, böylece Kürtlerin, onunla birlikte Türk, Arap, Fars halklarının bir güç haline gelmesini, Ortadoğu'nun tarihsel kökleri üzerinde yeni bir demokrasi olarak yeşermesini istemeyen güçler var. Bundan çıkarları bozulan, buna karşıt olan, varlığını buna karşı mücadeleye, savaşa bağlamış olan güçler var. Bu gerçeği iyi görelim. İşte o güçler Paris katliamını da yapan güçlerdir.

 

‘PARİS KATLİAMI HAKİ KARER’İN KATLEDİLMESİYLE BENZERDİR’

 

Daha PKK bir propaganda grubuyken Haki Karer yoldaşı da benzer bir biçimde katlettiler. O katliam Antep’te gerçekleşti. Antep, Kürdistan’la Türkiye arasında çok önemli bir iletişim kenti konumundaydı. O da ciddi bir provokasyondu. Benzer özellikleri olan bir saldırıydı. Dikkat edilirse mücadele tarihimizde benzerleri var ve bu Kürt sorunun mantığıyla, gerçeğiyle bağlantılı, Kürt sorununu yaratan güçler tarafından yapılıyor. Kürt sorununu daha karmaşık, derin hale getirmek, çözümsüz kılmak için bunları yapıyorlar. Buradan çıkan sonuçları da daha derin anlayarak Kürt sorununu çözmenin yol ve yönteminde daha çözümleyici, derin hale gelme, Kürt sorununu çözme iradesini, mücadelesini daha güçlü, daha ekili bir biçimde geliştirme kalıyor. Bunları anlayarak, bunları aşan, dolayısıyla Kürt sorununun çözümünü imkan dahilinde kılan bir süreci geliştirebilmek gerekiyor.

 

‘BÜTÜN HAREKETE MESAJ VERİLMEK İSTENDİ’

 

 

 

Paris’te farklı çalışmadan ve farklı kuşaktan üç kadın militan katledildi. Bu katliamlarla Kadın Özgürlük Mücadelesine nasıl bir mesaj verilmek istendi?

 

Katledilen yoldaşların o biçimde bir araya gelişleri nasıl gerçekleşti, bu bir tesadüf müydü, orası belki değerlendirilebilir. Bu konuda bizim kanaatimiz şu, olayı yapanlar tarafından fırsat kollanıyordu. Harekete kendi amaçları doğrultusunda ağır bir darbe vurma planlanmıştı. Bunu yapmakla görevli olanlara da bu plan özümsetilmiş ve böyle bir talimat verilmişti. Dolayısıyla hep fırsat kollandı, sonuçta ifade edildiği gibi üç kadın devrimci farklı görevler yürütüyor, özgürlük mücadelemizin kırk yıllık tarihinde tüm toplumu içine alan kuşakları temsil eden devrimciler bir araya gelmiş bulunuyor. Bunu bir fırsat ya da kendi amaçları için daha elverişli bir ortam, bir fırsat olarak gördükleri anlaşılıyor. Öyle değerlendirerek bu katliamı yaptılar, düğmeye bastılar. Zaman olarak da, hedefler olarak da amaçlananı kendileri açısından yeterli gördüler.

 

Zamanlamasını belirttik, Önder Apo'nun çabalarına verilmiş mesaj var. Kürt sorununu çözümsüz kılma mesajı var. Yönetimimiz üzerinde tehdit oluşturma mesajı var. Aynı zamanda özellikle kadın yoldaşların seçilmiş olmasından kadın özgünlüğünü içeren bir mesajı var. Çünkü başka hedeflere dönük saldırılar da yapabilirlerdi. Nitekim yapmaya çalıştılar da. O süreçte gerçekleşen sadece Paris katliamı değil. Kandil’de, başka yerlerde birçok katliam denemesinin, girişiminin olduğunu biliyoruz. Türk basını yönetici çevreleri bunu da söylediler, bu tür beklenti içinde olduklarını ortaya koydular. Hükümete danışmanlık yapan bazı kişiler özel timlerin her tarafa salındığını televizyonlardan söylediler. Tayyip Erdoğan’ın danışmanlarından Cüneyt Zapsu vardı, televizyonda açıkça bunları söylüyordu. Kanal D’de konuştu, kulaklarımızla duyduk, dinledik. Bu doğrultuda birçok çaba harcadılar. Bir kısmını biz açığa çıkardık. Bazı girişimler başarısız kaldı.

 

Sonuçta 2013 Ocak’ında Paris’te Sara, Rojbin ve Ronahi yoldaşları kıstırıp katliamı gerçekleştirdiler. Öyle değerlendirmemiz gerekli. Şunu ifade etmek istiyorum, hedef sadece onlar değildi ve onlar sadece o anda hedeflenmediler. Uzun bir süredir hedefteydiler, ama tam saldırının kimlere karşı, nasıl bileşime karşı yapılması gerektiği konusunda hep bir fırsat kollama yapıldı. Sonuçta bu üç yoldaşın bir arada olması kendi amaçları açısındydclan uygun ve yeterli görüldü ve katliam gerçekleştirildi. Böylece aslında hareketin geneline verilen mesaj var, Önderliğe verilen mesaj var. Kadın, özgürlük çizgimizi temsil ediyor, Önder Apo’ya senin çizgin zafer kazanamayacak tehdidinde bulunulmuş olunuyor. Hareketimiz açısından kadın militanlığı oldukça gelişti, gerillada yer ediyor. Paris’te en eski kurucu kongreye katılmış Sara yoldaşı katlederek aslında bütün hareketi bu biçimde iliklerine kadar sarsmak, acı yaşatmak istediler. Yaşar Büyükanıt eskiden söylüyordu, şimdi Abdullah Gül de söylüyor, misliyle ödeteceğiz, daha ağır acılar yaşatacağız diyorlar. Bu katliamla benzer bir sonucu almak istediler.

 

 

 

‘KADIN MİLİTANLIĞINDAN ÇOK KORKUYORLAR’

 

 

 

Bununla birlikte özgür kadın hareketimiz ciddi biçimde tehdit edilmek istendi. Kadın militanlığı güçlü bir gelişme göstermiş, belli ki kendilerini çok zorluyor. Böyle bir katliamla korkutmak, ürkütmek, zayıflatmak, dağıtmak, kadın militanlığını geriye çekilir kılmak istediler. Çok önemli bir amaçları buydu. Bu gösteriyor ki kadın özgürlük çizgisinde, kadın Özgürlük Mücadelesinden çok korkuyorlar, çok zarar görüyorlar. Mücadele onları can evinden vuruyor. Gerçek zalimliklerini, katliamcı yüzlerini, vahşetlerini açığa çıkarıyor. Mısır Firavunlarından, Urfa Nemrutlarından daha zalim olduklarını gösteriyor. Onun için Önder Apo'nun geliştirdiği kadın özgürlük çizgisinden ve onun örgüte ve eyleme dönüşmesinden çok korkuyorlar. Gericiliğin, erkek egemen devletçi sistemin en çok korktuğu şey kadın özgürlük çizgisi ve hareketi oluyor. Onu bu biçimde etkileyerek, korkutup ürküterek zayıflatmayı hedeflediler.

 

 

 

Fakat umutları kursağında kaldı. Değil öyle bir zayıflama, geri çekilme, tam tersine şehit yoldaşlara sahip çıkma temelinde kadın Özgürlük Hareketi çok daha gelişti, çok daha militanlaştı, cesaret ve fedakarlığını çok daha arttırdı. Ulusal düzeyde olduğu kadar uluslararasılaştı. Kürt özgür kadın hareketini ve genel Özgürlük Hareketimizi bütün insanlığa, dünyanın dört bir yanına yayma gücünü gösterdi. Böylece katliamla amaçlanan boşa çıkartılmış, başarısız kılınmış oldu. Bunu çok açık ve net bir biçimde söyleyebiliriz. Bunu en iyi de kadın yoldaşlar hissediyorlar, duyuyorlar, anlıyorlar. Bu temelde hem bilinçleri hem de öfke ve kinleri daha çok artmış, pekişmiş bulunuyor. Bu anlamda da genelde özgürlük mücadelemizi, özel olarak kadın Özgürlük Mücadelesini çok daha güçlü ve örgütlü bir biçimde geliştiriyorlar.

 

 

 

‘YENİ HESAPLAR VAR’

 

 

 

İlk günden bu yana katliamla ilgili Türk devleti işin içinde dediniz. Katliamın arkasındaki güçler kimler olabilir? Devlet içindeki ‘karanlık’, paralel devlet olarak tanımlanan güçler mi? Hükümet böyle bir suikastten habersiz olabilir mi?

 

Elimizdeki bilgiler somut olarak bu düzeyde. Şimdiye kadar daha fazla bilgiye ulaşma imkanımız olmadı. Eldeki bilgilerle yorum yapıyoruz. Bu yorumların doğru olduğuna inanıyoruz. Öyle yanlış olduğu kanaatinde kesinlikle değiliz. Fakat eksiklikler olabilir biçiminde endişemiz var. O bakımdan da değerlendirirken ihtiyatlıyız.

 

Tabii şu tanımlamalar önemli ve olayı aydınlatıcı nitelikte. Bu tanımları Önder Apo yaptığı ve işin merkezinde durduğu için, hareketi temsil ettiği için harekete yönelen saldırının nereden geldiğini ve ne anlam ifade ettiğini herkesten daha iyi Önderlik anlıyor. Dedi ki, uluslararası komployu yapan, beni buraya getiren güçlerle Paris katliamını yapanlar aynı güçlerdir. Biz de uluslararası komployu yapan güçlerin kim olduğunu biliyoruz. Bu bilinmeyen bir durum değil.

 

Kürt sorununun çözümünü istemeyen paralel devlet güçleri var, dedi. Böyle bir süreçte onları da tanımladı. Lobiler üzerinde durdu. Özellikle bazı lobilerin son dönemde daha çok aktifleştirilmiş olmasına dikkat çekti. Zaten belirttim İsrail’in kuruluşu II. Dünya Savaşı ardından tıpkı Kürt sorunuyla Ortadoğu'da yaratılanın daha zayıf düzeydeki bir benzeri olma özelliği taşıyor. Bir Emeni soykırımı var, Rum katliamı var. I. Dünya Savaşı Anadolu’da, Ortadoğu'da soykırımları gündeme getiren bir savaş oldu. O zaman da birçok güç çatıştırıldı, birbirine katlettirildi, bu Ortadoğu sistemi, ulus-devlet despotizmi, kapitalist modernitenin Ortadoğu hakimiyeti böyle kuruldu. Bu gayet açık, net açığa çıkmış gerçekler. Şimdi bu lobiler yeniden hareketlendiriliyorlar. Birçok görüşmeler var, vaatler var, yeni hesaplar gündeme getiriliyor.

 

Önder Apo niye illa Yunanistan eliyle kaçırıldı, Türkiye'ye teslim edildi? Niye bu illa Yunanistan zemininde yapıldı? Rusya’ya gitmişti, Avrupa’ya gitmişti, dikkat edin kuşatıldı, döndürüldü, ilk başta Yunanistan’a gitmiş olmasına rağmen tekrar Yunanistan’a getirildi ve Kenya’da Yunanistan elçiliğinde olay sonuçlandırıldı. Bunun bir anlamı vardı. Komployu planlayan, yürütenler baştan bu işin orada olmasını planlamışlardı. Bundan hiçbir kuşkumuz yok. Onunla sözde fayda sağlıyorlardı. Türk-Yunan ilişkileri düzelecekti. NATO’nun güneydoğu kanadı güçlenecekti. Türkiye devleti, hükümetleri de öyle sandılar. Yunan hükümeti de öyle sandı. Hani, ortada bir gelişme var mı? Hayır, kimse kazanmadı. Ne Yunanistan kazandı, ne Türkiye! Başkaları kazandı. Onları da kullandılar, hem de çok kötü bir biçimde kullandılar!

 

 

 

‘FRANSA’NIN EN AZINDAN BELLİ GÜÇLERİ İÇİNDE’

 

 

 

Benzer durumlar yaşanıyor. Paris katliamını da benzer durumda görmek lazım. Bir yıldır Türkiye-Fransa ilişkilerinde değişiklikler ne kadar oldu gözlemek lazım. Dendi ki hükümet değişikliği nedeniyle ilişkiler değişiyor. Hayır, neredeyse Türkiye ile Fransa çatışma konumundaydı. Ama Paris katliamı üzerinden öyle bir karşıtlık ortadan kalktı. Artık Türkiye'de ne hükümet ne de çeşitli çevreler Fransa ile bir çatışma içindeler. Kendilerinin Avrupa Birliğinin girişi önünde Fransa’nın engel olduğunu söylemiyorlar. Önce hep söylüyorlardı. Demek ki bazı pazarlıklar burada da döndü, yapıldı. Nasıl ki uluslararası komplo Yunanistan zemininde, onların eliyle yaptırtıldıysa, Sara yoldaşların katliamının da Paris’te olması benzer özellik taşıyor. Çünkü onlar da Paris’te değil, Avrupa’nın diğer ülkelerinde kalıyorlar. Geçici bir süreliğine Paris’e gelmişler ve Paris’te katliam yaparak oradan bir şeyler sağlanmak istendi. Güya Türkiye-Fransa ilişkilerinde değişiklikler yapılmak istendi. Böyle hesaplar var.

 

Bu bakımdan olayın içinde Fransa’nın en azından belli güçleri vardır, Türkiye'nin belli güçleri var. Onları yönlendiren küresel sistemin önde gelen aktörleri var. Bunu kabul etmemiz lazım. Diğer türlü de zaten böyle bir olayın gerçekleşmesi ve bir yıl geçmiş olmasına rağmen bu konumda tutulması mümkün olmazdı. Eğer çok iyi örgütlenmeseydi ikinci gün ipliği pazara çıkardı. Bakın, hiçbir bilgi çıkıyor mu dışarıya, sızıyor mu? Sadece Fransız yönetimi zamanı gelince açıklayacağız diyor, tepkileri bununla dindirmeye çalışıyor, o kadar! Zaman ne zaman gelecek belli değil. Yıl geçmiş, mahkeme açılması gerekiyordu, niye açılmıyor? Mahkeme daha ne zamana açılacak? Bir hukuk sistemi var, hiç onlardan söz bile edilmiyor.

 

 

 

‘KONUŞTURSUNLAR ÖMER GÜNEY’İ BİR YILDIR NE DEDİ?’

 

 

 

Biz açıklamalarından dolayı AKP hükümetinin, yöneticilerinin olayla bağı konusunda kuvvetle şüphe taşıdık. Yönetim olarak bunları biraz değerlendirmeye çaba harcadık. Çeşitli arkadaşlar değerlendirmeler yaptılar, yönetimimiz değerlendirme ve açıklamalar geliştirdi. Önder Apo bu değerlendirmeleri reddetmedi. Dedi, mümkündür, olabilir, ama bu tür değerlendirmeler yaparken dikkatli olmak lazım, yeterince veri toplamak gerekli. Böyle kolay, ucuz yaklaşımlarla olmaz. Elbette doğruydu, biz ona katılıyoruz.  Fakat tabii ki AKP'nin yaşadığı telaş kendisinin suçlu konumunu açıkça gösteriyordu. Derler ye, minareyi çalan kılıfını hazırlarmış. Suçu işleyen, onu amacı doğrultusunda başkalaştırmaya çalıştı. AKP hükümeti, yöneticilerinin tutumu kesinlikle öyleydi. Hem darbeyi vurdular, hem de bizi yanıltmaya, hedef şaşırtmaya yöneldiler. Biz öyle hemen söylenenlerle aldanacak, ucuz söylemlerle sağı solu suçlayacak durumda değildik, değiliz. Önce de öyleydik, şimdi de tutumumuz böyledir. Ama belirtilen çevrelerin, güçlerin şu ya da bu düzeyde payı kesinlikle var. Yoksa kim yaptı? Herhalde bir deli çıkıp yapmadı! Konuştursunlar Ömer Güney’i, niye konuşturmuyorlar? Niye susturdular? Nereye sakladılar? Nerededir? Gerçekten tutuklu mudur? Ne işle uğraşıyor? Bir yıldır ne yaptı? Kime, ne söyledi? Nasıl yaşıyor? Kim besliyor? Bunlar açığa çıksın. Yani bu sorulara verilecek cevaplar bile böyle bir olayın ayrıntılarını ortaya çıkartmak için yeterlidir.

 

 

 

‘KOMPLO DEVAM EDİYOR’

 

 

 

Ancak dikkat edilirse koskoca Avrupa sistemi, Fransa hükümeti, devleti bunları yapmıyor, yapamıyor güya! Kim inanır buna? Hiçbir inandırıcılığı yok. Dolayısıyla şunu görüyoruz; komplo devam ediyor, Kürdistan'a saldırı devam ediyor, Ortadoğu'ya saldırı devam ediyor. Ortadoğu'dan demokratik çıkışı engelleme çabaları sürüyor. Kapitalist modernite sistemine karşı Ortadoğu'da bir demokratik modernite alternatifinin çıkış yapması engellenmek isteniliyor. Özellikle de Kürt sorununun çözümüne, Kürdistan özgürlük devrimine dayalı olarak bir demokratik Ortadoğu çıkışından korkuluyor. Kapitalist modernite sistemi buna karşıttır. Herkes bunu iyi bilmeli. Dolayısıyla da bunu engellemek için her türlü saldırıyı yapıyor. Elinden gelen her türlü çabayı harcıyor. Bütün kozlarını, piyonlarını devreye koyuyor, harekete geçiriyor, piyasaya sürüyor.

 

Paris katliamı da, benzer birçok olay da bu temelde yaşanıyor. Sadece Paris katliamı mı, Avrupa’da ne kadar katliam yapıyorlar! O kadar dernek basıyorlar, o kadar tutuklu var, televizyon kapattırıyorlar, hala kapatmakla uğraşanlar var. Kürt halkının sesini kısmak, özgürlük arayışlarını boğmak için küresel kapitalist sistem milyonlarca dolar harcıyor. Gece gündüz durmadan çaba harcıyor. ABD’li yöneticiler bunu açıkça söylüyorlar. Avrupa’da PKK'ye karşı mücadeleyi biz yönlendiriyoruz diyorlar. Televizyonların kapatılışını, PKK'nin mali kaynaklarının üzerinde baskı oluşturulmasını biz sağlattık diyorlardı. Bunu Türkiye yönetiminin kendilerine destek verilmediği yönündeki eleştirilerine karşı ABD yöneticileri, Türkiye'deki elçileri açıkça söyledi. O halde Paris katliamına da destek verdiler mi? Ben soruyorum, anlamak istiyorum. Paris katliamının neresinde duruyorlar mesela? Niye susuyorlar, açıklasınlar, gerçek yüzlerini ortaya koysunlar. Değilseler, değiliz desinler. Payları varsa açıklasınlar yiğitçe. Zaten uluslararası komploda görüş açıklamadan geri durmadılar, biz yaptık dediler, bazı kişiler bu işi nasıl yaptıklarını da övüne övüne anlatmaya çalıştılar. Artık kimin hesabına çalışıyorlar, bu tür olaylardan ne tür kazançlar sağlıyorlar, bu Kürt karşıtlığı, Kürt düşmanlığı kendilerine ne kazandırıyor, onlar bizden daha iyi biliyorlar. Belli ki çok kazandırıyor ki, bu kadar gözü kara, gözü dönmüş bir saldırı içindedirler.

 

Olsun, biz bu saldırılardan korkmuyoruz, ürkmüyoruz. Zaten böyle zor olduğunu, çatışmalı olduğunu bilerek böyle bir mücadeleye girdik. Bu hareket bu temelde oluştu. Binlerce şehit de verdik. Bedel ödemekten de korkmadık, çekinmedik. Şimdiye kadar olduğu gibi şimdi de bedel ödemekten çekinen konumda kesinlikle değiliz. Ama kırk yıllık mücadele birçok gerçeği aydınlattı. Herkesin ne mal olduğunu, ne tür çıkarlar sağladığını, kimin nerede durduğunu ve kimlere hizmet ettiğini epeyce gösterdi. Bundan sonra da bu mücadele devam edecek ve benzer aydınlatmayı daha derin bir biçimde yapacak. Herkesin gerçek yüzünü açığa çıkaracak, maskesini düşürecek, nerede duruyor, ne kadar özgürlükçü, ne kadar demokrat, ne kadar özgürlük ve demokrasi düşmanı karşıtı olduğunu bütün insanlığa gösterecek.

 

 

 

‘EVET FRANSA’NIN SUSKUNLUĞU SUÇ ORTAKLIĞIDIR!’

 

 

 

Fransa katliamla ilgili soruşturma açtı. Bir kişinin tutuklanması dışında, soruşturmayla ilgili Kürtleri tatmin edecek hiçbir açıklama yapılmadı. Kürt kadınlarının eylemlerinde dediği gibi  “Fransa’nın suskunluğu suç ortaklığı” anlamına mı geliyor?

 

 Evet, o anlama geliyor. O görüşleri doğrudur, yerindedir. Israr etmek kesinlikle gerekir. Özellikle şehit yoldaşların aileleri de bu konuda ilk andan itibaren endişelerini, şüphelerini ortaya koydular. Fransa yönetiminden olaya hemen açıklık getirmesini istediler. Getirmeyince, suskunluğu yeğleyince hükümet, bu sefer “Sosyalizm bu mudur, Fransa adaleti ve özgürlüğü bu mudur, Fransız devriminden bunlar mı kaldı?” diye sorular sordular, sorguladılar. Onlar doğru tutumlardı, yerinde sözlerdi. Şimdi Kürt kadınları gerçeği daha derinden hissederek olayın takipçisi oluyorlar. Her gün olay kapsamında eylem halindeler, tartışma içindeler. Olayı çok önemsiyorlar. Kendilerinin varlığına ve özgürlüğüne yöneltilmiş bir saldırı olarak görüyorlar. Dolayısıyla Paris katliamını aydınlatma ve hesap sorma mücadelesi varlık ve Özgürlük Mücadelesi anlamına geliyor. Bunun için de tüm güçleriyle çaba harcıyorlar. Doğaldır, haklıdırlar. Böyle bir çaba içerisinde açığa çıkardıkları gerçekler var. Fransa yönetiminin tutumundan kuşkulanıyorlar. Bu kuşku yerindedir. Dahası, ulaştıkları değerlendirme de yerindedir. Eğer Fransız yönetimi olayın içinde değilse açıklayıp mücadele etmeli, hukuku işletmeli.

 

Fakat şöyle de olabilir, ben endişe duyuyorum. Ne kadar içinde, ne kadar dışında bilemiyoruz. Bunun üzerinden politika yapmak, çıkar sağlamak istiyor da olabilir. Bu da ucuz bir yaklaşımdır ve Avrupa politikacılığında bu tür yaklaşımlar da var. Onu gördük, tanıdık. Avrupa politikacılığı böyle bir olay olmuş, burada şu kadar adaletsizlik var, haksızlık var, şu kadar kötülük var, ben hakkı, adaleti ortaya çıkarayım biçiminde yaklaşmıyor. Bu olay elime geçmiş, acaba ben bu olaydan nasıl faydalanabilirim, buna dayanarak ekonomik-politik çıkar nasıl sağlayabilirim hesabı yapıyor. Her türlü olaya yaklaşımları böyledir. Paris katliamı da büyük bir olay! O halde böyle büyük bir olaya dayanarak daha çok ekonomik ve siyasi çıkar elde edebilirim hesabı yapıyor. Bu suskunlukları, bildikleri halde olayın üzerine gitmemeleri, olayı açıklamamaları buradan da kaynaklanıyor olabilir. Bu da bir ihtimal, diğeri de bir ihtimal. Bana göre ikisi de doğru, her ikisi de işin içinde var. İki boyutu da görelim. Onlar da bilerek her iki boyut üzerinden de hareket ediyorlar.

 

Tutuklanan kişi hakkında hiçbir bilgi yok. Gerçekten ne yaptılar, ne yapmadılar bilinmiyor. Tutuklu mudur, başka yerde midir, ifadeleri neyi içeriyor, neler söyledi, neler söylemedi! Öyle anlaşılıyor ki bu konuda avukatlara da herhangi bir bilgi vermiş değiller. Hiçbir açıklık getirmediler. Aileler bu kadar sorguladığına göre, kadınlar bu kadar sorguladığına göre demek ki herhangi bir bilgi alamamışlar. Diğer yandan bir bilinmezlik, karanlık bir durum söz konusu. Mahkeme de edilmiyor. Nasıl ki, AKP yetkililerinin olayın hemen ardından hiç kimse kendilerine bir şey sormadan yaptıkları açıklamalar şüphe uyandırdıysa, Fransız hükümetinin geçen bir yıl içerisinde olayı açıklamayan tutumu da aynı oranda şüphe uyandırıcıdır.

 

 

 

‘PARİS KATLİAMI DOSYASI AVRUPA DOSYASIDIR’

 

 

 

Cansız, Şaylemez ve Doğan’ın avukatı AP Kürt Konferansı’nda “Paris Katliamı bir Avrupa dosyasıdır, Avrupa sorunudur” dedi. Avrupa ülkelerinin sorumluluğu ne?

 

Şehit yoldaşların aileleri doğru yolda. Bu sorgulamayı devam ettirmeleri yerindedir. Çözümü de oradan bulabilirler. Çünkü somut olan alan orası. Onun dışında somut çözüm bulacakları yer yok. Türkiye'nin böyle somut sorumlu tutulabilmesi mümkün değil. Öyle bir sorumluluğu kabul edecek durumda değil. Kendileri açısından da öyle değil. Onlar açısından da sorumluluk Avrupa’nın üzerinde. Rojbin arkadaş Avrupa vatandaşıydı, Avrupa’da okumuştu, Avrupa hukukuna göre çalışıyor ve yaşıyordu. Güvenliğinden Fransa devleti her Fransız vatandaşına dönük ne kadar sorumluysa Rojbin arkadaş için de o kadar sorumludur. Diğer arkadaşlar da mülteciydiler. Ronahi arkadaşın da benzer konumu var. Sara arkadaş da mülteciydi, uzun süredir oturum almış konumdaydı. Ailesi onlarca yıldır o alanda yaşıyor. Kendisi de uzun süreler hep o alanda kalmıştı. Dolayısıyla ailelerin çözümü Avrupa sistemiyle aramaları, orayı sorgulamaları doğaldır, doğrudur, yerindedir. Avrupa Parlamentosunda söyledikleri söz, yaptıkları değerlendirme de doğrudur.

 

Onun dışında da özellikle Rojbin arkadaşın babasının tutumu yerinde ve sorgulayıcı, Fransa yönetiminden çözüm isteyici düzeydedir. Çünkü o sisteme bu kadar hizmet etmiş, çalışmış, oranın bir vatandaşı konumunda. Hakkını arıyor. Öyle bir hak araması içinde olması doğaldır. Bu kadar ciddi bir olay olmuş, bu olay kapsamında hak aramasın da daha nerede arasın, nasıl arasın? Paris’te olmuş bir olay, bunu Fransa yönetimi, devleti, Avrupa sistemi açıklamasın da kim açıklayacak? Türkiye mi aydınlatacak, Ortadoğu mu, başka yer mi? Hayır, sorumlu Avrupa’dır. Dolayısıyla elbette Paris katliamı dosyası bir Avrupa dosyasıdır. Avrupa’nın dışında olayın içinde olan güçler vardır, olabilirler. Türkiye gibi, başka yerler gibi! Ama bunların var olması dosyanın Avrupa dosyası gerçeğini olmasını ortadan kaldırmaz. Esası, merkezde olanı Avrupa’dır.

 

Unutmayalım Avrupa desteği olmadan yalnız başına Türkiye'nin bunu bu biçimde yapabilmesi, öyle bir katliam işleyebilmesi mümkün değildir. Farz edelim ki işledi, o zaman Fransa, Almanya, Belçika niye susuyor? Hepsi biliyor. Fransa istihbaratı ortak çalışıyor, biz de bunun tanığıyız. Nasıl oluyor ki PKK aleyhine olunca ortak çalışıyorlar, bir araya geliyorlar, devletler yok Avrupa Birliği var; ama bir Kürt’e, bir PKK’liye saldırı olmuş, katliam uygulanmışsa ortada Avrupa Birliği hukuku kalmıyor, hatta devletler de kalmıyor!

 

Sorumluluk içine girmiyorlar. Sorumluluklarından kendilerini azat ediyorlar. Böyle olmaz tabii. Bu nedenle de bu olayın aydınlatılmasından genelde Avrupa, özelde Fransa devleti sorumludur. Aydınlatmadıkları müddetçe olay üzerlerine kalacak, suçlu duruma düşecekler, suç ortağı olacaklar. Gittikçe bu aydınlatma durumu uzarsa o zaman daha fazla sorumluluk kendilerine binecek. Yani sadece suç ortağı konumuna düşmek değil de, olayın tam suçlusu konumuna düşmek de gündeme gelebilir. İş bu kadar ciddidir.

 

Bu bakımdan da mevcut sorgulamayı sürdürmek, derinleştirmek gerekiyor. Sadece itham etmek, soru sormak, onlardan cevap istemek de yetmeyebilir. Tam tersine araştırmak da lazım. İncelemek, bilgi toplamak da gerekiyor. Paralel bir soruşturmayı aileler, avukatlar yürütebilirler. Şimdiye kadar yürüttüklerinden elde ettikleri sonuçları toparlayıp ortak değerlendirmeye tabii tutabilirler. Bunlar yapılması gereken çalışmalar. Yani hep istemek değil de, aydınlatmaya çalışmak da lazım. Öyle olursa olay daha erken açığa çıkarılır ve aydınlatılır.

 

 

 

‘SADECE ÇARŞAMBALARI DEĞİL SÜREKLİ BİR MÜCADELE GEREKLİ’

 

 

 

Kürt kadınları bir yıldır her Çarşamba katliamın aydınlatılması talebiyle alanlardalar. Kürt halkının özelde Kürt kadınlarının katliamın aydınlatılması için yürüttüğü mücadeleyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Avrupa’daki Kürdistanlılara nasıl bir çağrınız var?

 

Bu mücadeleyi önemsiyoruz, gösterilen çabaları değerli buluyoruz. Hepsini selamlıyoruz da, başarı dileklerimizi ifade ediyoruz. Özellikle kadınların kar-kış, soğuk-sıcak demeden zor koşullarda uzak yerlerde böyle bir mücadelede ısrarlı olmaları, olayın peşini bırakmamaları gerçekten de anlayışlarıyla, duyarlılıklarıyla bağlı, olayda kendilerini görüyorlar. Saldırıyı kendilerine görüyorlar, aydınlatılmasından kendi özgürlüklerini görüyorlar. Çünkü Sara arkadaş, Rojbin arkadaş, Ronahi arkadaş sıradan kişiler değil, her birinin Kürdistan Özgürlük Mücadelesi içinde, Kürt kadının Özgürlük Mücadelesi içerisine çok önemli yeri var, konumu var. Önder Apo dedi kadın özgürlüğü Sara’nın yaşamıdır, mücadelesidir, onun hikayesidir. Dolayısıyla kadın özgürlük çizgisinin yaratılmasında, temsilinde olduğu kadar, özgür kadın mücadelesinin birikimi, ortaya çıkardığı büyük bir gelişmeyi, özgürlük şekillenmesini de ifade ediyor. Bu temelde hem hareketimiz hem de özgür kadın hareketi doğru anlamaya ve sahiplenmeye çalışıyor. Bunun için ne kadar mücadele edilse yerindedir. Kesinlikle sonuna kadar duyarlı olmak gerekli.

 

Zayıf, zaman zaman değil, güçlü ve sürekli bir mücadele de gerekli. Sadece Çarşambalar da değil. İşte şimdi yıldönümüne gidiliyor, yıldönümünden önce, sonra bir ay itibariyle her günü, her anı bu olayın gerçeğinin açığa çıkartılması, sorumlularından hesap sorulması için mücadele sürecine dönüştürelim. Hem Avrupa’daki tüm yurtsever halkımız, özellikle de kadınlar ve gençler böyle bir mücadeleyi sonuna kadar sahiplensin ve yürütsünler. Bu temelde kesinlikle sonuç çıkarılabilir, sonuç alınabilir.

 

Bu noktada şunu söyleyebilirim: yürütülen mücadele anlamlı, değerli, yerinde ve sonuç alıcı olabilir; ama daha çok zengin kılmak, sürekli kılmak, daha da geliştirmek gerekiyor. Yetersizliği varsa aşılması gerektiği söylenebilir. Onu da en iyi mücadeleyi doğrudan yürüten insanlar bilir. Avrupa’daki Kürt kadınları, Kürt kadın hareketi, Avrupa’da mücadele yürüten Kürt yurtseverleri bu durumu daha iyi değerlendirecek, anlayacak, çözümleyecek konumdalar. Yeterince eleştirel-özeleştirel sorgulama yaparak başarılar kadar, hata ve eksiklikleri de bulup gidermeyi, bu temelde Paris katliamına karşı yürütülen mücadeleyi daha geniş, daha derin, daha zengin yöntemlerle süren ve sonuç alan hale getirebilirler. Bunu da büyük bir duyarlılıkla kesinlikle yapmalılar. Yaparlarsa sonuç alınabilir. Öyle sonuç alınmaz, olay kapandı, devletler şöyle davranıyor diye herhangi bir yılgınlığa, geri çekilmeye kesinlikle düşmemek lazım. Sonuna kadar ısrarlı olmak, dirayetli olmak, iddialı olmak, olayın üzerine gitmek gerekli. Bu konuda en küçük bir yılgınlık kesinlikle olmamalı. Özellikle birinci yıldönümünü kesin aydınlatılma ve hesap sorulma süreci haline getirmek için el birliğiyle topyekun bir direniş içerisinde olmalıyız.

 

 

 

‘PARİS’İN AYDINLATILMASI KÜRT SORUNUNUN AYDINLATILMASIDIR’

 

 

 

Ama bunu zengin de kılmalıyız, araştırmalar yapalım, bilgileri toplayalım, bilgi değerlendirme merkezlerimiz olsun. Bu temelde sorularımızı daha yetkin soralım. Aynı zamanda eylem biçiminde de zenginlik önemli. Sürekli olan eylemler olur, destek eylemleri olur, demokratik kitle eylemliliğini başta Fransa olmak üzere Avrupa’nın her alanında geliştirmek lazım. Avrupa’da Kürt kadınları nerede varsalar, Kürt yurtseverleri nerede bulunuyorlarsa el birliği ederek kesinlikle bu katliamın hesabını sormalılar. Çünkü bu sadece bir olayın aydınlatılması değil, Kürt sorununun aydınlatılması olacak. Kim Kürt sorununun çözümünü engelliyor? Dolayısıyla bu sorunu yaratanlar kimler? Bu sorun üzerinden rant elde edenler, siyasi, ekonomik çıkar sağlayanlar kimler? Bunlar açığa çıkacak. Bir yerde Kürt sorunu çözülecek.

 

Paris katliamı, Kürt kördüğümünün kördüğüm haline getirilmiş bir olayıdır. Kördüğüm Paris katliamından çözülürse Kürt kördüğümü de çözüme kavuşturulabilir, onun önü de açılabilir. Önder Apo da böyle değerlendiriyor. O bakımdan da sadece bir olay, bir katliam gibi bakmamak lazım. Dar, hukuksal olay olarak kesinlikle görmemek gerekir. Siyasi olaydır, tarihsel olaydır; çözümü, Kürt sorununun çözümünün önünü açacak, Kürt sorununun çözüm yolunu aydınlatacaktır. Böyle görerek, buna inanarak, bu temelde eylemleri planlayıp örgütleyerek mücadeleyi geliştirmek gerekli. Diğer yandan Sara, Rojbin ve Ronahi yoldaşlar, onların izinde böyle bir mücadele yürütmeyi fazlasıyla hak ediyorlar. Yaşamlarıyla, taşıdıkları kimlikle böyle bir çözüm gücüne sahip durumdalar. O bakımdan da bu yoldaşlara sahip çıkmak, onların anılarına doğru yaklaşmak demek kesinlikle Kürt sorununun çözümünü de ifade edecek olan, Paris katliamını aydınlatma ve hesabını sorma mücadelesine aktif katılmayı gerektiriyor.

 

Tabii bu mücadele sadece dışımızdaki güçlerden hesap sorma, o temelde aydınlatma mücadelesi de olmamalı. Kendimizi de sorgulamalıyız. Bu konuda eleştiri kadar özeleştirel yaklaşıma da ihtiyaç var. Kendimize de sorular sormalıyız. Neden düşmanın planlarını önceden fark edemedik? Neden yeterince tedbir almadık? Neden kendimizi savunamadık? Niye öz savunmamız yok, bu kadar saldırıya açığız, bu kadar kapsamlı görev başında olan insanlarımız düşmanın tuzağına bu kadar düşüyor? Bu konuda bireysel duruşumuz nasıl? Örgüt sistemimiz ne durumda? Ne kadar disiplinliyiz, örgütlüyüz? Ne kadar güvenlik sistemimiz var, ne kadar değil? Bunların hepsini sormak ve cevaplamak lazım. Bu temelde her bir arkadaş tüm alanlardaki örgütlerimizin sorgulanması ve yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Demek ki eksiklikler olmuştur. Düşman bu kadar sızıp en eski yoldaşımızı böyle vahşice katledecek kadar ulaşabiliyorsa, burada kendi eksikliklerimizi görmeliyiz. Bireysel eksikliklerimizi, örgütsel eksikliklerimizi görmeliyiz. Hata ve yaşam tarzımızdaki zayıflıkları, düşman saldırılarına zemin sunan durumları görmeli ve düzeltmeliyiz.

 

 

 

‘SALDIRI SADECE SİLAHLA OLMAZ’

 

 

 

Bu konuda sadece silahlı saldırıyı da bir silahlı saldırı olarak görmemek lazım. Her zaman silahlı saldırı olmaz. Silahlı saldırıya karşı tedbir almak, bu saldırının arkasındaki güçlerin hareketimize, halkımıza, bize karşı yönelttiği saldırıların hepsine karşı tedbir almak anlamına gelmiyor. Bir sefer silahla saldırırsa, on sefer siyasi saldırır, yirmi sefer diplomatik saldırır, bin sefer de ideolojik saldırır. Unutmayalım ki bunu yapan güçlerin arkasındaki sistemin bize dönük her gün, her saat ideolojik saldırıları var. Meşru Savunma, öz savunma, askeri olduğu kadar siyasi olmalı, örgütsel olmalı, ideolojik olmalı, felsefi olmalı. Her bakımdan kendimizi yenilemeliyiz. Donatmalıyız, yeniden yapılandırmalıyız. Çok daha bilinçli, duyarlı, örgütlü ve disiplinli hale getirmeliyiz.

 

Sara, Rojbin ve Ronahi yoldaşların anılarına sahip çıkmak, onların izlerinde yürümek, onların özlem ve amaçlarını başarmak kesinlikle böyle mümkün olur. Bunu da Avrupa’daki tüm yoldaşlar başta Kürt kadınları, kadın Özgürlük Mücadelesini yürüten yoldaşlar olmak üzere tüm halkımız, tüm Kürt yurtseverleri kesinlikle yapmalı. Böylece büyük bir ders çıkartma, kendimizi bireysel ve örgütsel bakımdan yenileme yaşanır. Paris katliamının dersleri bizde böyle bir gelişmeye de yol açmalı. Bunlar olursa hem katliamdan çıkartılan derslerle kendimizi yenilemiş, Önderlik çizgisini daha iyi özümsemiş, partileşmeyi disiplinli, örgütlü çalışır hale getirmeyi daha güçlendirmiş oluruz, hem de olayı aydınlatacak demokratik bir mücadeleyi çok daha etkili ve güçlü bir biçimde geliştirebiliriz.

 

Bu temelde katilleri nefretle lanetliyorum. Kahraman şehitlerimizi; Sara, Rojbin ve Ronahi yoldaşları, onların şahsında tüm Özgürlük Mücadelesi şehitlerimizi saygı ve minnetle bir kez daha anıyorum. Özlem ve amaçlarını başarma, izlerinden yürüme sözümüzü bir kez daha yineliyorum. Tüm Kürt kadınlarını, Avrupa’daki halkımızı, gençleri Paris katliamını daha doğru ve derinden anlamaya, onun derslerini çok yönlü ve derinlikli bilince çıkararak kendini Önderlik ve Parti çizgisinde yenileyip yeniden yapılandırmaya, Paris katliamını aydınlatma ve bunun hesabını sorma amaçlı demokratik mücadeleyi her alanda güçlü bir biçimde geliştirerek sonuç almaya çağırıyorum.belirti

 FIRATHABER