DÜNYA
Giriş Tarihi : 10-09-2014 05:57   Güncelleme : 10-09-2014 05:57

Murat Karayılan: Hpg Yaşam Hakkı İçin Rol Üstlenmiştir

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, Kürdistan Halk Savunma Güçleri’nin tüm parçalarda Kürt halkının kazanımlarını ve bölge halklarını savunmak için büyük bir rol üstlendiğini söyledi. Karayılan bu güçlerin tek amacının, "insani görevlerin yerine getirilmesi ve insanın yaşam hakkının savunulması" olduğunu kaydetti.

Murat Karayılan: Hpg Yaşam Hakkı İçin Rol Üstlenmiştir

Halk Savunma Güçleri (HPG) bünyesinde faaliyet yürüten Apollo Akademiler Komutanlığı’na bağlı Şehit Mahir Akademileri’nde askeri tekniğe dönük hakimiyet sağlamayı ve profesyonel gerillayı yaratmayı amaçlayan Şehit Bahtiyar Suikast Okulu, Şehit Mahmut Afarof Orta Silah Okulu ve Şehit Şiyar Ağır Silah Okulu 2014 bahar-yaz devreleri bir törenle sonlandırdı.

 

Törene PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, Halk Savunma Merkez Karargah Komutanlığı Üyeleri Delal Amed ve Ali Kıçi, Apollo Akademiler Komutanlığı Üyeleri Orhan Cihat ve Aze Malazgirt’in yanı sıra birçok komutan ve gerilla katıldı.

 

Tören, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nde yaşamını yitirenlerin anısına düzenlenen tören ile başladı. Törende bir konuşma yapan PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, okulların rolü, misyonu ve içinde bulunulan siyasal süreci değerlendirdi.

 

Son süreçte özellikle paramiliter güçler eliyle Kürdistan halkına dönük saldırıların bütün halkları hedeflediğine dikkat çeken Karayılan, bölge halklarının ve Mezopotamya’nın zenginliklerinin savunulmasının insani ve ahlaki bir görev olduğunun altını çizdi.

 

Kürdistan Halk Savunma Güçleri’nin bölgedeki bütün halkları savunma görevini yerine getireceğini belirten Karayılan, “Bölgemiz Ortadoğu çok önemli bir dönemden geçmektedir. Şu an büyük bir savaş yaşanmaktadır. Aynı zamanda Kürdistan halkının özgürlük mücadelesi de tarihi bir döneme girmiş bulunmaktadır. Kürdistan halkının ve bölge halklarının bu dönemde, her dönemdekinden daha fazla savunmaya ihtiyacı vardır. Çünkü uluslararası ve bölgesel bir konsept temelinde, çetelerin eliyle bölge halklarına ve Kürdistan halkına dönük bir saldırı söz konusudur. Bu saldırılar halkımızın bütün değerlerini hedeflemekte ve demokrasi ile özgürlük perspektifini tersyüz etmeyi amaçlamaktadır. Bölge halkının geleceğini karartmak istemektedirler. Bölgemiz şu an böylesi kirli bir saldırıyla karşı karşıyadır. Bu saldırıya karşı Kürdistan halkının, bölge halklarının ve Mezopotamya’nın zenginliklerinin savunmasını yapmak, insani ve ahlaki bir görev olduğu gibi, aynı zamanda ulusal-demokratik bir görevdir” dedi.

 

 

 

Bu saldırılar karşısında Kürdistan Halk Savunma Güçleri’ne önemli görevler düştüğüne dikkat çeken Karayılan,  "Rojava (Batı) Kürdistan'a dönük saldırıların şiddetlendiği, Güney Kürdistan’a dönük saldırıların ise geliştiği bu dönemde Kürdistan Halk Savunma Güçleri, diğer parçalarda olduğu gibi Güney Kürdistan’da da Kürt halkının kazanımlarını, değerlerini ve bölge halklarını savunmak için büyük bir rol üstlenmiştir. Kürdistan Halk Savunma Güçleri bununla tek bir şeyi amaçlamaktadır; o da Kürt halkının kazanımlarının ve değerlerinin savunulması, insani görevlerin yerine getirilmesi ve insanın yaşam hakkının savunulmasıdır. İster Kürt olsun ister Türkmen, ister Asuri-Süryani olsun isterse Arap ya da farklı bir halk; çetelerin saldırılarıyla karşı karşıya kalmış herkesin savunulması için Kürdistan Halk Savunma Güçleri üzerine düşen görevlerin gereklerini yerine getirecektir” şeklinde konuştu.

 

'AMAÇ, YAŞAM HAKKINI SAVUNMAK'

 

Şengal’de gelişebilecek bir soykırımın önünün alınmasında HPG’nin büyük bir rol ve misyon üstlendiğini dile getiren Karayılan, Şengal’e müdahale etmekteki amaçlarının yaşam hakkını savunmak ve Kürt halkının değer yargılarına sahip çıkmak olduğunun altını çizdi.

 

Bugün bu görev yerine getirilmemiş olsaydı, çetelerin Şengal’de on binlerce insanı katledeceğini ve içinde bulunduğumuz yüzyılda şimdiye kadarki en büyük soykırımı gerçekleştireceğini belirten Karayılan, HPG güçlerinin insani görevlerini yerine getirmeye devam edeceğini vurguladı.

 

'SAVAŞIN NİTELİĞİ GELİŞECEK'

 

Ortadoğu’da ve Kürdistan’da yaşanan bu savaş ortamında Şehit Mahir Akademileri’nin büyük bir rol ve misyon üstlendiğini söyleyen Karayılan, savaşın başarıyla yürütülebilmesinde uzmanlaşma ve profesyonelleşmenin olmazsa olmaz kabilinde bir gereklilik olduğunu ifade etti.

 

Böylesine "önemli bir dönemde" Şehit Mahir Akademileri’ne bağlı Şehit Bahtiyar, Şehit Mahmut Afarof ve Şehit Şiyar okullarının başarılı bir şekilde eğitim devrelerini tamamlamasının ve kapanışlarını yapmasının bir güçlenme ve gelişme yaratacağına inandığına değinen Karayılan, şöyle devam etti: “Çünkü şimdi savaşlarda en çok ihtiyaç hissedilen şeylerden birisi de teknik hakimiyeti olan profesyonel askeri yakalamak ve uzmanlaşmayı derinleştirmektir. Gerillada uzmanlaşmanın gelişmesi ve profesyonel gerillanın yaratılması yolunda bu okullarımızın önemli bir rolü vardır. Pratiğe gidecek olan bu her üç devre de savaşta kaliteyi geliştirecek, derinleşmeyi yaratacak ve profesyonelliği güçlendirecektir. Bu temelde donanan Kürdistan özgürlük gerillaları, sürece daha aktif katılacak ve savunma görevini daha da başarılı bir şekilde yerine getirecektir. Bu her üç okulun öğrencilerinin bu tarihi dönemde rollerini oynayacaklarına, savunma savaşının niteliğinin geliştirilmesinde ve bu savunma savaşında Kürt halkının başarı sahibi olmasında üzerine düşen görevleri yerine getireceklerine olan inancımız tamdır."

 

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan’ın konuşması ardından okullardan mezun olan gerillalara diplomaları dağıtılırken, tören, okullar bünyesinde hazırlanan kültürel etkinliklerle son buldu.

 

KUZEY KÜRDİSTAN, TÜM KÜRDİSTAN'IN YARISI KADARDIR

 

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, tören ardından okul boykotu çağrısını da değerlendirirken, inkar ve asimilasyon politikalarına değindi.

 

“Bölgede oluşan yeni koşullar kendisiyle birlikte Ortadoğu’nun bütün sorunlarını da gündeme getirmiştir. Bu sorunlardan en önemli ve temel olanı ise şüphesiz Kürt sorunudur. Bugün Kürt ve Kürdistan sorunu her zamankinden daha fazla gündemdedir. Uluslararası hegemonik güçler bölgeyi yeniden dizayn etmek istiyorlar. Çünkü şu an bölgede mevcut olan sistem onların da ihtiyaçlarına cevap olmuyor. Ama biz Kürt halkı olarak eskiden beri bu sisteme karşıyız. Son 91 yıldır Kürt halkı her fırsat bulduğunda bu sisteme karşı başkaldırmış ve direnmiştir. Niye? Çünkü bu sistem Kürt halkını inkar etmiştir. Eğer bölge yeniden dizayn edilecekse, o zaman Kürt halkının da bir yerinin olması gereklidir. Kürt halkı, geçen 91 yılda geliştirdiği direnişle bölgede bir irade ve hakikat olduğunu ispat etmiştir. Nasıl güneş bir hakikatse, Ortadoğu bölgesinde Kürt halkının iradesi ve varlığı da bir hakikattir. Biz Kürt sorununun her parçada sınırlara karışılmadan çözülmesini istiyoruz. Kuzey Kürdistan, tüm Kürdistan’ın yarısı kadardır. Kuzey Kürdistan’da çözümün gelişmesi, bir bütün olarak Kürt sorununun da çözüldüğü anlamına gelecektir. Doğru, şuan Rojava ve Güney’de elde edilmiş bir statü vardır ama gerekli olan kökten bir çözümün gelişmesidir. Günümüzün siyasi gelişmelerini doğru okuyanlar Kürt sorununun çözüm zamanının geldiğini göreceklerdir. Bu dönem artık Kürt sorununun çözüme kavuşacağı dönemdir. Hak yerini bulacak, bu topraklarda Kürt halkı da kendi kendini yönetecek; özünde bir soykırım olan asimilasyona son verilecektir.”

 

SADECE DİYALOG DEĞİL; PRATİK ADIM

 

Mart 2013'te başlayan demokratik çözüm sürecine işaret eden Karayılan, şu mesajları verdi: "Bilindiği gibi Önder Apo 2013 Newroz çağrısıyla yeni bir dönemi başlattı. Yalnızca Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de Kürt sorununun çözümü değil, Ortadoğu’nun tüm sorunlarının çözümü açısından bir perspektif ve çağrıydı. Biz bugün de bu çağrıya bağlıyız. 2013 Newrozu’nda başlayan ateşkes süreci tek taraflı, zahmetli ve sorunlu olsa da bugüne kadar devam etmiştir. Süreç artık çok önemli bir noktaya gelip dayanmıştır. Türkiye’de ve Kuzey Kürdistan’da Kürt sorununun çözümüne dönük olarak tartışılması gereken şeyler, Oslo sürecinden bu yana, özellikle de son 2 yıldır Önder Apo’nun İmralı’da yürüttüğü tartışmalarla çokça dile gelmiştir. Şimdi sıra, adım atma sürecine gelmiştir. Bu tartışmalar adımın nasıl atılması gerektiğine dönük bir netleşme yaratmıştır; bunu artık herkes bilmektedir. Bundan sonrasında herhangi bir pratik adım atmadan, yalnızca diyalogla süreci devam ettirmeye çalışmanın bir anlamı yoktur. Çünkü konuşulması gereken her şey konuşulmuştur. Ayrıca Türkiye’de bir çok şey değişmiştir; Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılmıştır, yeni hükümet ve başbakan belirlenmiştir. AKP artık devlete tam olarak yerleşmiş ve her şeye hakim durumdadır. Ne yapacaksa şimdi yapmalıdır. Pratik adımlar atmasının önünde engel olabilecek herhangi bir gerekçe kalmamıştır.

 

Şimdiye kadar geçen süreçte çerçeve yasası denilen düzenleme dışında herhangi bir şey yapılmış değildir. Yetersiz de olsa çözüm sürecinin yasal çerçevesi ortaya konulmuştur; şimdi de pratik gerekliliğin gündeme girmesi gerekmektedir. Eğer gündeme girmezse bu süreç artık yürümez. Çünkü bir yandan da sürecin gerekliliklerini ihlal söz konusudur; karakol, kalekol ve askeri yol ile barajların yapımıyla devletin savaş hazırlıkları devam etmektedir."

 

TÜRK DEVLETİ’NİN KÜRTLERE KARŞI DURUŞU DEVAM EDİYOR

 

Gündemdeki bir çok konuyu değerlendiren Karayılan şöyle devam etti: "Kuşku duyulacak daha birçok husus vardır: Örneğin, şu an NATO’ya bağlı 10 devletten oluşan bir IŞİD’e karşı mücadele platformu oluşturulmakta. Türkiye de bu 10 devletin içerisinde yer almakta. Ama Türkiye’nin aktif olmayacağını, pasif bir konumda yer alacağını belirtiyorlar. Bu, Türkiye’nin esas olarak ne için bu platformun içerisinde yer aldığını daha iyi ortaya koyuyor. Türkiye, PKK’nin eline silah geçmemesi için bu sürecin dışında kalmak istemiyor. Yeni Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ağzından baklayı çıkardı; açıkça teröristlerin (yani PKK’nin) eline silah geçmesini istemediklerini belirtti. Peki terörist kimdir? Şimdiye kadar IŞİD’in eline geçen silahlar kimin yoluyla gitmiş? IŞİD’i kim silahlandırmış? Rojava Devrimi’ni tasfiye etsin diye her türlü desteği sunan kimdir? Bunların hepsi artık tüm kamuoyu tarafından bilinen şeylerdir. Şu an IŞİD’e karşı savaşan güçlere silah yardımı yapılması tartışması söz konusu. Türkiye ise kılıcını çekmiş ve ‘PKK’nin eline silah geçmesin’ diyor. Tamam, iyi de hani biz barışacaktık! Hani aramızda bir çözüm süreci vardı! O zaman bu uluslararası düşmanlık ne anlama geliyor!

 

Şu an en önemli konuların başında Türk devletinin uluslararası düzeyde de Kürt Özgürlük Hareketi’ne ve Kürt halkına karşıtlığını durdurmamış olması gelmektedir. Ancak sadece uluslararası alanda değil, ülkenin içinde de Kürtlere karşıt bir duruş vardır. Bakın, 3 Eylül günü Antalya’da Mahir Çetin isimli Batmanlı bir Kürt genci sokakta dövülerek katledildi. Yani karşıtlığın durdurulması için bir çaba yoktur. Gerek diplomatik, gerekse de toplumsal ve askeri olarak bir karşıtlık devam ettirilmektedir. Bu bizde büyük bir şüphe oluşturuyor.

 

İMRALI KOŞULLARI AŞILMALIDIR

 

Yeni kurulan hükümet açıkladığı programında çözümü geliştireceğini belirtti. Eğer bunda gerçekten samimilerse, o zaman Kürtlere ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yapılan düşmanlığa son vermeleri gerekmektedir. Ve artık pratik adımlar atılmalıdırlar. Bunun için öncelikle çözümün yol haritasının hemen netleştirilmesi gerekmektedir. Demokratik müzakere heyeti oluşturulmalı ve izleme heyeti kurulmalıdır. İlkeler paketi açıklanmalıdır. Tabii ki Kürt tarafının baş müzakerecisi olarak Önder Apo’ya artık çalışma imkanları oluşturulmalıdır. Sekreterlerinin devreye girmesi gerekmektedir, danışmanlarının olması lazımdır. Yani müzakerelerin ve çözümün gelişmesi açısından artık İmralı koşullarının aşılması gerekiyor.

 

Eğer Kürt halkı ve Türk devleti bu önemli dönemde gerçekten bu sorunu çözecekse, o zaman ciddi adımların atılması gerekmektedir. Şüphesiz bu adımlardan en önde geleni de artık Önder Apo’nun birinci muhatap olarak rolünü oynayabilmesi için bizimle ve gerekli her yerle diyalog yapabilmesinin koşullarının oluşturulmasıdır. Kimse bunu artık göz ardı edemez. Kürt halkı, Başkan Apo’yu Önderliği olarak görüyor. Eğer sen bir halkla barış yapmayı istiyorsan, onun önderini zindanda tutamazsın. Bunun önünün açılması gerekiyor. Yani acil olarak gerekli olan şeyler bunlardır. Bunun için daha fazla zaman kaybedilmesine gerek yoktur; en hızlı bir şekilde adımların atılması gerekmektedir. AKP hükümeti bu konuda bir ciddiyeti taşıyorsa, bilmeli ki artık sadece konuşmayla ve lafla sürecin devamı mümkün değildir; pratik adımların atılması dönemi başlamak zorundadır.

 

HALKIMIZ KENDİ SİSTEMİNİ İNŞA ETMELİ

 

Tabii ki halkımız da bu süreci dikkatle takip etmelidir. Sadece izlememeli, üzerine düşen görevleri tamamıyla yerine getirmelidir. Şimdi eğer biz Kürdistan’da artık Kürtçe eğitim görülmesini istiyor ve anadilde eğitimin meşru bir hak olarak resmi olmasını talep ediyorsak, o zaman bu evrensel hakkın Kürdistan’da da yaşam bulması için gerekli çabaları göstermeliyiz. İşte KCK yönetimi okulları bir haftalığına boykot etme çağrısı yaptı. O zaman kimse gitmemelidir. Türk devletinin de, herkesin de Kürt halkının, çocuklarının anadilde eğitim görmesini istediğini bilmesi gerekiyor. Bu bizim bir hakkımızdır; insan olmaktan gelen bir haktır. Bu yüzden kimse oraya buraya çekmemeli. Her Kürt ve Kürt dostu, yönetimimizin yaptığı ve bir çok demokratik-siyasi kurumun da desteklediği bu çağrıya göre hareket etmeli ve çocuklarını okula göndermemelidir. Böyle bir tutum aynı zamanda çözümü dayatan bir duruştur.

 

Elbette sadece okul boykotu değil, yapılması gereken başka görevler de vardır: Öncelikle kendi demokratik sistemini inşa görevi vardır; artık Kürt halkı kendini yönetmeli ve halk olarak kimseden bir şey beklemeden gerekli olan şeyleri kendisi yapmalıdır. Bunun zamanı gelmiştir. Artık toplumun da inisiyatifli olması ve beklentiye girmeden çözüm adımlarını atması gerekmektedir. Kendisi çözüm sistemini kurmalı ve yaşamsallaştırmalıdır. Şu an böylesi önemli ve herkesin görevlerinin olduğu önemli bir dönemin içinde bulunmaktayız.

 

ÇÖZÜM KONUSUNDA ÇARESİZ DEĞİLİZ

 

 

Hareket ve halk olarak, çözümü tek hedef olarak olmazsa olmaz kabilinde önümüze koymuş, bir tutumu sürdürmek durumundayız. Muhataplarımız da bu gerçeği iyi bilmeli. Kürt halkı ve Kürdistan Özgürlük Hareketi artık olmazsa olmaz bir şekilde çözümü esas alıyor ve biz bunu diyalog yöntemiyle yaşama geçirmek istiyoruz. Fakat eğer böyle olmazsa da çaresiz değiliz. Bugün bölge kaynıyor ve herkes kendi hakkını arıyor. Kürt halkı da artık ayaklar altında ezilmeyecektir. Türk devletinin ve tüm ilgili güçlerin bu gerçeği iyi bilmesi gerekiyor. Yani Kürt halkının farklı seçenekleri de vardır. Biz tek bir seçeneğe mahkum değiliz; seçeneklerimiz vardır. Ama biz birinci tercihimizi dile getiriyoruz. Eğer bu olmazsa biz de zorunlu olarak farklı yöntem ve yollar ararız. Bu nedenle herkes bilmeli ki bu dönem tarihi önemde bir dönemdir. Artık her şey bu dönemde netleşmek durumundadır. Önümüzdeki gün ve haftalar, netleşmenin yaşanacağı gün ve haftalarıdır. Tamamen bir netleşmenin yaşanması gerekiyor. AKP hükümeti bunu doğru anlamalı, Kürdistan’da çözüm adımları atmalı, Türkiye’de demokratikleşmeyi geliştirerek demokratik cumhuriyeti bir gerçeğe dönüştürmeyi hedeflemelidir. Aksi taktirde, yani ülkeyi demokratikleştirmezse kendisi de tehlikelerle yüz yüze kalacaktır. Çünkü çözüme ve Türkiye’nin demokratikleşmesine karşıt olanlar da vardır. Elbette onlar da sadece izlemiyorlar, kendi açılarından çeşitli çabalar sergiliyorlar. Bu konuda esas olarak temel görev Türkiye demokrasi güçlerine düşmektedir. Kürdistan ve Türkiye’deki tüm demokrasi ve barış yanlısı güçleri, Türkiye’nin demokratikleştirilmesi ve Kürt sorununun çözümü sürecinin başarısı için ciddi çabalar içerisine girmelidir. Kimsenin bu dönemde izleyici olarak kalma lüksü yoktur. Sorumlu tüm kesimlerin büyük çabalar içinde olması gerekmektedir. ‘Bölgemiz Ortadoğu’nun içinde olduğu bu fırtınalı dönemde sorunları nasıl çözebiliriz, Türkiye’yi nasıl demokratikleştirebiliriz ve Kürt halkını da nasıl özgürlüğe taşırız’ın çabasına girmek herkesin temel bir görevidir. Şartlarımız bugün sorunun çözümü için her dönemdekinden uygundur. Eğer böyle olmazsa ve bu olumlu koşullar değerlendirilmezse, süreç tıkanır ve herkes kendi yolunda gider."