GÜNCEL
Giriş Tarihi : 13-01-2015 02:01   Güncelleme : 13-01-2015 02:01

BUGÜN ÖZGÜR BASIN DİYENLERİN ROLÜNÜ BİZ BİLİYORUZ

“KCK” adı altında AKP hükümeti tarafından 14 Nisan 2009 tarihinde startı verilen siyasi soykırım operasyonlarının, 20 Aralık 2011 tarihindeki adresi özgür basın kurumları oldu. Aralarında DİHA, Özgür Gündem ve Azadiya Welat Gazeteleri, Fırat Dağıtım Şirketi’ne “KCK Basın Komitesi” adı altında yapılan operasyonda 46 gazeteci gözaltına alındı. Gazetecilerin gözaltına alınması ile birlikte hükümete ve Gülen Cemaati’ne yakınlığıyla bilinen Star, Zaman, Sabah gibi gazeteler ve Samanyolu gibi televizyon kanallarında soruşturmanın ayrıntılarına ilişkin bilgiler çarpıtılarak, “Terör Press”, “KCK’ya basın darbesi”, “KCK’nın talimatlarını nasıl aktarıyorlardı”, “KCK’da medyaya şafak baskını” ve “KCK’nın talimatlarını alt yazıyla geçmişler” gibi başlıklarla servis edildi. Haberlerde gözaltındaki gazeteciler, “Türk- Kürt ayrışması ve çatışma çıkarma amaçlı yayınlar yapmak”, “Örgüte katılım ve finansal destek propagandası yapmak”, “Örgütten para almak”, “Örgüt emriyle haber yapmak” gibi ithamlarla suçlandı. Hızını alamayan yandaş medya soruşturma konusu olmamasına rağmen gazetecilerin örgüte, “Eylemleri yayın kurulu toplantısından önce yapın ki gündem olsun, haberlere yetiştirebilelim” diyerek haber yaptıklarını dahi iddia etti.

BUGÜN ÖZGÜR BASIN DİYENLERİN ROLÜNÜ BİZ BİLİYORUZ

 

 

Yandaş basının tutumu

 

O dönem ne yargı ne de hükümet tarafından “soruşturmanın gizliliği ilkesi” dillendirilmezken, gözaltındaki gazetecilerin dahi ifade işlemleri sırasında görmedikleri polis tarafından tamamen hayali bir kurguyla hazırlanmış “KCK Basın Komitesi Şeması” yandaş basına servis edildi. Yandaş basın ise, henüz gazeteciler tutuklanmadan çarşaf çarşaf bu listeyi yayınlayarak, “İşte KCK’nın basın şeması” başlıklarıyla haber yapıldı.

 

Gözaltına alınan gazetecilerden 36’sı tutuklandı

 

Gözaltına alınan gazetecilerden 10’u serbest bırakılırken, 36 Kürt gazeteci ise mahkeme tarafından tutuklandı. Tutuklanmanın üzerinden 6 ay geçtikten sonra hazırlanan 800 sayfalık iddianamede, gazeteciler hakkında ‘Örgüt yöneticisi olmak’ ve ‘Örgüt üyesi olmak’ iddialarıyla hapis cezaları istendi. Gazatecilerin haber toplantıları, haber için muhabirlerle yapılan telefon göşmeleri, yayınlanan haberler, muhabirlerin haber için takip ettiği eylemler suç delili olarak iddianamede olduğu gibi yer aldı.

 

29 ay sonra tahliye edildiler

 

Kürt gazeteciler çıktıkları her duruşmada, mahkemenin keyfi tutumundan kaynaklı bir türlü tahliye edilmedi. Duruşmalarda Kürtçe savunma talepleri yerine getirilmeyen ve savunmaları da alınmayan gazeteciler, iki yıldan sonra tahliye edilmeye başlandı. Tutuklu kalan son 7 gazeteci de, 29 ayın ardından tahliye edildi. Mahkeme, son olarak 46 Kürt gazetecinin tutuksuz yargılandığı dava dosyasını, özel yetkili mahkemeleri kapanmasına dair yasal değişiklikteki “özel yetkili mahkemelerin kapatılmasından sonra dosyaların bulundukları yerden itibaren yetkili ve görevli mahkemelerde devam edeceği” maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğunu belirterek, Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi.

 

Yargılamanın her aşaması skandal

 

Dava avukatlarından Ramazan Demir, “KCK Basın Komitesi” adı altında yapılan operasyon dosyasında, gözaltına alınanlar hakkında oluşturulan sözde delillerin mesleki faaliyetler kapsamında yapılan çalışmalar kapsamında oluşturulduğunu kaydederek, “Neresinden tutsanız elinizde kalacak dosyalar. Polisinin, savcısının, hakiminin ayrı ayrı rezilce çalıştığı dosyalar. Soruşturma ve yargılamanın her aşamasında bunu onların yüzüne vurduk. Bugün artık yargılama daha ‘normal’ mahkemelerde devam ediyor. Hala devam ediyor olması bile başlı başına bir sorun zaten ama yargılamanın başından beri talep ettiğimiz işlemler, 3. yılın sonunda dinlenilmeye ve kabul edilmeye başlandı. Bu taleplerimizden biri olan Anayasa’ya aykırılık hususları bu şekilde kabul görüp yargılama usulü boyutuyla artık Anayasa Mahkemesi gündeminde” diye aktardı.

 

Basına baskı sürüyor

 

KCK operasyonları kapsamında gözaltına alınan ve tutuklanan gazeteciler tahliye edilirken, 21 Kürt gazeteci ise bugün hala cezaevinde bulunuyor. AKP hükümetinin Kürt, sol, sosyalist ve kendisine muhalif olan basın organlarına yönelik baskı politikaları sürerken, en son Adana’da Azadiya Welat Gazetesi dağıtımcısı Kadri Bağdu “kimliği belirsiz kişilerce” katledildi. Demir, “KCK Basın Komitesinden gazetecilerin tutuklu olduğu zamanlarda yayınlanan raporlarda Türkiye gazeteciler için en tehlikeli ülkeler arasında sayılıp dünyanın en büyük açık cezaevi olarak tanımlanmıştı. Süreç içerisinde kısmi tahliyeler olmuş olsa bile bu olgu basına baskı ve sindirme boyutuyla halen devam etmektedir” dedi.

 

Hükümetin tetikçi medyası

 

Demir, AKP ve Gülen Cemaati arasında devam eden çekişmelere de dayanarak, “Aslında bugünlerde olup bitenler bize oldukça tanıdık. KCK operasyonları devam ederken bize ve müvekkillerimize uyguladıkları muameleye şu an birebir kendileri maruz kalıyor. Hükümetle cemaatin mutlu mesut bir şekilde devletin bütün imkanlarından faydalanarak Kürtler ve diğer muhalif gruplara acımasızca saldırdıkları zamanlardı. Biz avukatlar olarak soruşturma dosyasının yüzünü dahi göremezken, onlar kendi yayın organlarında dosyalardaki deliller üzerinden düşmanca yayınlar yapıyorlardı. Onların o gün yaptıkları şey en doğru tabirle hükümetin tetikçiliğiydi. Bugün artık kendileri bu namlunun ucunda. Eğer o günlerde gerçekten özgür basın faaliyeti yürütüp bu operasyonlara tepki gösterselerdi, bugün hükümet onları bu kadar kolay hedef alamayacaktı. O gün ‘bunlar gazetecilik faaliyetinden dolayı’ alınmadılar diyenler, bugün aynı argümanına maruz kalıyorlar. Yaptıkları haberlerin mağduru insanlar, o günleri unutmadılar” dedi.

 

‘Özgür basın’ gelenektir

 

“Özgür basın susturulamaz” sözünün sadece bir slogandan ibaret olmadığını söyleyen Demir, “Bir gazetecilik geleneğinin tespitidir aynı zamanda. Nitekim onlarcasını katledip yüzlercesini cezaevine atmasına rağmen bu gelenek o sloganda hayat bulmaya devam etmektedir. O yüzden herkesin harcı değil bu slogana layık olmak, gazete binasından canlı yayında şov yaparak gözaltına alınanların hele hiç değil” ifadesinde bulundu.

 

21 gazeteci daha içeride

 

KCK operasyonları kapsamında gözaltına alınan, 29 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen gazeteci Ertuş Bozkurt ise, KCK operasyonlarının ardından Türkiye’de gazetecilerin tutuklanmadığı algısının yaratılmak istendiğini, ancak cezaevlerinde bugün 21 Kürt-sol-sosyalist gazetecinin tutuklu olduğunu hatırlattı. “Devlet artık öldürmüyor, tutukluyor” söyleminin yalan olduğunu söyleyen Bozkurt, “Daha geçenlerde arkadaşımız Kadri Bağdu şehit edildi. Türk devleti, Kürt basına yönelik öldürme politikasından hiçbir şey kaybetmedi. Sol-sosyalist medyaya da aynı uygulamaları uyguluyor. Hatta son dönemde Kemalist medyaya kendi dışında kalan cemaat medyasına da uygulamaları var. AKP ve Türkiye devleti gittikçe otoriter baskıcı bir yapıya doğru gidiyor” dedi.

 

‘AKP adım atmak zorunda kaldı’

 

29 ay tutukluluğun ardından  tahliye edilmelerinin AKP’nin demokratikleşmesinden değil, Kürt hareketinin ve demokratik çevrelerin göstermiş olduğu direnişin sonucu olduğunu söyleyen Bozkurt, “AKP hükümetinin politikaları altüst oldu. Bir manevra olarak belki bazı adımlar atmak zorunda kaldı, ancak bu adımların hiçbir yasal dayanağı yok. Gözaltı ve tutuklamaları elinde Demokles’in kılıcı olarak tutuyor. AKP anti demokratik politikalarından bir şey kaybetmiş değil” ifadesinde bulundu.

 

 

Özgürlük bedelsiz olmaz

 

 

AKP tarafından cemaat medyasına yönelik gerçekleştirilen operasyonun ardından cemaat medyası tarafından yıllardır Kürt, sol ve sosyalist basın tarafından kullanılan “özgür basın susturulamaz” sloganının kullanılmasını eleştiren Bozkurt, “Özgür basınının özgür olabilmesi için geçmişte bir mücadele vermesi gerekiyor, belli bir bedel vermesi gerekiyor. Özgürlük bedelsiz olmaz hiçbir zaman. ‘Özgür basın susturulamaz’ sloganı cemaate yakışmıyor. Bu slogan Kürt basınıyla bütünleşmiştir, bu dünya kamuoyunda da biliniyor. KCK operasyonları gerçekleştiğinde bugün kendine ‘özgür basın’ diyenlerin, nasıl rol aldığını biliyoruz, bu operasyonları nasıl şekillendirdiğini biliyoruz. Bu sloganı kullanmaları kendilerini komik kılıyor. Bugün polis medyası rolündeler. ‘Polis basını susturulamaz’ deselerdi, daha yerini bulurdu. Bugünkü tutumları bile özgür basınla alakaları olmadığını çok iyi ortaya koyuyor” şeklinde konuştu.