SİYASET
Giriş Tarihi : 20-05-2015 02:36   Güncelleme : 20-05-2015 02:36

Pervin Buldan Kandil görüşmesini ve süreci değerlendirdi

(DİHA) - Kandil'de KCK yetkilileri ile gerçekleştirdikleri toplantının ardından DİHA'nın sorularını yanıtlayan İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan görüşmenin ayrıntılarına ve sürece dair önemli değerlendirmelerde bulundu. HDP'nin il binalarına dönük saldırıları Kandil yolunda öğrendiklerini ve KCK yetkililerinin saldırılarla ilgili büyük öfke duyduklarını belirten Buldan, KCK yetkililerinin AKP'nin sadece çözüm sürecini değil seçim sürecini de tehlikeye soktuğunu belirterek, provokasyonlara karşı uyarıda bulunduklarını belirtti. AKP'nin seçim sonrasında savaş hazırlığında olduğunu belirten Buldan, Cumhurbaşkanı'nın tavrını HDP'nin yükselişi ile birlikte başkanlık projesinin tehlikeye girişinin değiştirdiğini söyledi.

Pervin Buldan Kandil görüşmesini ve süreci değerlendirdi

 

Hükümetin çözüm sürecini dondurmasının ardından 5 Nisan'dan bu yana PKK Lideri Öcalan ile görüşmeleri de engellenen İmralı Heyeti sürecin geldiği aşamayı değerlendirmek amacıyla KCK yetkilileri ile yaptıkları toplantının ardından yaptığı açıklamada, AKP'nin tutumunun süreci bitirme ve savaşı başlatma tutumu olduğunu kaydetti ve yaklaşık iki buçuk yıldır devam eden çözüm sürecinde kalıcı bir barışın sağlanması açısından önemli bir aşamaya gelindiğini belirterek, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetinin müzakere masasını devirmeye çalışmadan hemen önce gelinen aşamayı da 5 maddede sıraladı. Heyet içerisinde yer alan HDP İstanbul milletvekili adayı Pervin Buldan sürecin geldiği aşama, 7 saat süren KCK yetkilileri ile yapılan görüşmelerde hangi gündem maddelerinin nasıl ele alındığına dair DİHA'nın sorularını yanıtladı. 

 

*Siz Kandil yolunda iken partinizin Adana ve Mersin il binalarında eş zamanlı bombalı saldırılar gerçekleşti. Bu saldırıları nasıl öğrendiniz, KCK yetkilileri ile yaptığınız görüşmede bu saldırıların hedefi ve kimler tarafından organize edildiği noktasında nasıl yorumlar yapıldı?

 

Parti binalarımıza saldırıları Kandil'e giderken yolda öğrendik. KCK yetkilileri ile yaptığımız görüşmede de yapılan saldırılara dönük bir gündem maddemiz vardı.  Zaten gittiğimiz zaman KCK yetkililerinin de hem yapılan saldırılara hem de çözüm sürecine ilişkin bir açıklaması vardı. KCK yetkilileri yapılan saldırıların, seçim süreci başladığı günden itibaren HDP'nin seçim bürolarına, il ve ilçe örgütlerine yapılan saldırıların, AKP hükümetinin olumsuz söylemlerinden, özellikle Cumhurbaşkanı başta olmak üzere Başbakan ve tüm hükümet yetkililerinin yaptıkları açıklamalardan kaynaklı olduğunu ifade ettiler. Aynı zamanda bu saldırıları barışa ve demokrasiye yapılmış birer saldırı olarak gördüklerini ifade ettiler. Dolayısıyla barışa ve demokrasiye yapılmış olan bu saldırıların altında hem Cumhurbaşkanı'nın hem de hükümet yetkililerinin açıklamalarının etkili olduğunu ifade ettiler. KCK yetkilileri bu konuda bir an önce bu saldırıların durması gerektiğini, saldırılarla birlikte başta Cumhurbaşkanı olmak üzere tüm hükümet yetkililerinin barışa sahip çıkmaları gerektiğini ifade ettiler. Saldırılarla bir yere varılamayacağını söylediler. Seçim sürecinde böylesi provokasyonların yaşanabileceği uyarsında bulundular. Ama her koşulda kendilerinin ve demokrasi güçlerinin bu saldırılar karşısında kenetlenmesi gerektiğini ve saldırılara asla zemin verilmemesi gerektiğinin de altını çizdiler.  

 

*Peki KCK yetkilileri önümüzdeki süreçte yaşanabilecek olası saldırılar noktasında neler söyledi bu noktada uyarılar oldu mu?

 

Genel itibariyle Cumhurbaşkanı, Başbakan ve hükümet yetkililerinin HDP'yi hedef gösteren bu tür açıklamaları yapmazlarsa, bu tür saldırıların da gerçekleşmeyeceği yönünde beyan ettiler. Çünkü yapılan saldırıların arkasında seçimleri sabote etme, seçimlere güvenlikli bir şekilde girilmemesi yönünde bir çağrışım olduğu ifade edildi. Dolayısıyla seçim güvenliğini aslında başta hükümetin gündemine alması gerektiğini, demokratik bir yarışın ortaya koyulması gerektiğini ifade ettiler. Her vatandaşın can güvenliğinden hükümetin sorumlu olduğunu söylediler. 

AKP hükümeti başta barış ve müzakere süreci olmak üzere seçim sürecini de tehlikeye atan girişim ve söylemlerle müzakere ve seçim sürecini tehlikeye sokuyor. Bu tür provokasyonların 7 Haziran tarihine karşı da gelişebileceği uyarısında bulundular.  

 

*Pervin Hanım aslında "AKP seçim sürecini de tehlikeye sokuyor" diye ifade ettiniz. Seçimleri bir bütünen iptal edebilecek gelişmelere dönük iddialar ve yorumlar da var.  Eş Başkanınız Demirtaş da "Her türlü çılgınlığa başvurabilirler" diye sık sık ifade ediyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

 

Aslında bu saldırganlıkların altında yatan sebepleri biraz açmak gerekiyor. Sonuçta bu bir demokrasi yarışı. Ama bugün AKP hükümetinin ne yazık ki MGK ile birlikte bir savaş kararı aldığının altını çizmek gerekir. Savaş kararı ile birlikte HDP'yi Meclis'e sokmama gibi bir girişim var ne yazık ki. Seçim sonrasında HDP'nin Meclis'te olmaması Türkiye açısından büyük bir kayıp olacaktır. Bununla birlikte de başta Türkiye olmak üzere komşu ülkelerle de bir savaşın kapımızda olduğunu ifade etmek lazım. AKP hükümetinin, hem Türkiye'de bir iç savaşın başlaması hem de başta Suriye olmak üzere komşu ülkelerle de bir savaş hazırlığına tamamen kendisinin yoğunlaştığını ifade edebiliriz. Çünkü AKP'nin söylemlerinden böylesi bir karar aldıklarının ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Ama Türkiye başta kendi içerisindeki toplumsal barış olmak üzere tüm Ortadoğu ülkeleriyle bir barışı yakalamak zorundadır. Yoksa başta seçim süreci olmak üzere yaşanacak olan süreçlerin hepsi risk altındadır. Ama AKP'nin tutumundan söylemlerinden ne yazık ki biz seçim sonrası bir savaş hazırlığının yapıldığını görebiliyoruz. 

HDP'nin Meclis'e girmesiyle birlikte tüm bunlarının önünün kesilebilmesi için HDP'nin parlamentoya girmesi şart olarak görüyoruz.

 

*PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın çabasıyla gelişen bir süreç var, Öcalan'ın tarihi Newroz çağrıları var, sizin heyet olarak hem hükümet hem İmralı'da görüşmeleriniz, Dolmabahçe mutabakatı gibi süreçte bir çok şey yaşandı. Ne oldu da Cumhurbaşkanı, hükümet siyaset değişikliğine gitti? Sizin az önce ifade ettiğiniz "Savaş kararını" aldıran sebepler nelerdi? Kandil'de yaptığınız toplantıda bu konu nasıl değerlendirildi?

 

Aslında Dolmabahçe Sarayı'nda deklare edilen 10 maddelik mutabakatın Türkiye açısından bir demokrasi manifestosu olduğunun altını çiziyoruz. İki buçuk yıllık süreç içerisinde diyalog sürecinden bir an önce çıkılıp müzakere sürecine geçilebilmesi açısından deklare edilen 10 maddenin önemli bir gelişme olduğunu ifade ediyoruz. Çünkü o deklarasyon hem sayın Öcalan'ın hem Kandil'in hem de hükümet yetkililerinin ortak mutabakatıydı ve birlikte irade beyanı ortaya konuldu. Ve hükümet yetkilileri de sayın Öcalan'ın hazırlamış olduğu bu 10 maddenin altına imzalarını attılar. Fakat Dolmabahçe toplantısından hemen sonra Cumhurbaşkanı'nın yaptığı açıklamalar bu süreci boşa çıkartmak ve süreci sahiplenmemek gibi bir tutum ortaya çıkarttı. 

 

Yaptığı açıklamayla birlikte hem Dolmabahçe'deki görüntünün uygun bir görüntü olmadığı yine aynı zamanda İmralı Adası'nda bir masanın kurulmadığı ve mitinglerde Kürt sorununun olmadığı yönünde beyanlarda bulundu Cumhurbaşkanı. Seçim sürecinde AKP'nin oylarının düşüşte olması HDP'nin ve demokrasi güçlerinin oylarının yükselişte olması dolayısıyla Cumhurbaşkanı bir tavır değişikliği içerisine girdi. Çünkü onlar 400 milletvekili ile birlikte parlamentoda başta başkanlık sistemi olmak üzere yeni anayasa ile birlikte bir yığın değişiklik yapmayı hedefliyorlardı. Bunun için de HDP'nin meclise girmesini istemiyorlar. Kendi çoğunlukları ile başkanlık sistemi, yeni bir anayasa ve Türkiye'yi tek tipleştiren bir yönetimle yönetme talepleri var. Cumhurbaşkanı'nın tavrındaki değişikliğin altında bu sebeplerin olduğunu düşünüyorum. Cumhurbaşkanı için HDP'nin  Meclis'e girmesi büyük bir tehlike olarak algılanıyor. 

 

 

*Peki hükümet yetkilileri ile görüştüğünüzde nasıl bir tablo var. Süreç donmuş, fakat hala "süreç devam ediyor" şeklinde açıklamaları var hükümetin.

 

Hükümet yetkilileri hem bizimle yaptıkları toplantılarda hem de kamuoyuna yaptıkları açıklamalarda bu sürecin kamuoyuna mal olduğunu ifade eden beyanlarda bulunuyorlar. Yaptığımız görüşmelerde de bu sürecin devam ettiğini kendi cephelerinden hiçbir aksaklığın yaşanmadığını ifade ediyorlar ama somut herhangi bir adım atılmadığı için biz çözüm sürecinin şu anda dondurulmuş olduğunu ifade edebiliriz.  Başta hükümet yetkilileri olmak üzere çözüm süreci içinde yer alan Yalçın Akdoğan da olmak üzere yapılan her görüşmede çözüm sürecinin devam edeceğine dair hükümetin ve devletin bu konuda kararlı olduğu yönünde söylemleri var.  Fakat  bunun  pratikte karşılığı yok. Sadece söylemde bunun topluma mal olduğunu ifade ediyorlar. Ama somut adımlar atılmayan bir sürecin ilerleme şansının  olmadığını düşünüyoruz. Dolayısıyla çözüm süreci dondurulmuş durumda.  Cumhurbaşkanı da yaptığı mitinglerde  bunu beyan ediyor. Fakat hükümet yetkilileri kendi iradeleri olmadığı için Cumhurbaşkanı ne söylese onun söylediğini söylemek zorunda kalıyorlar. Ama hükümet yetkililerinin Cumhurbaşkanı'nın söylemi dışında bu sürece sahip çıkmaları gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü Meclis bünyesinde kurulan bir çözüm kurulu var bu kurulda hükümet yetkilileri de var. Ama ne yazık ki süreci sabote eden, HDP'yi hedef haline getirmeye çalışan açıklamalarla süreci ne yazık ki provokasyon hazırlığı içinde olan bir kesime zemin olarak sunmaktadırlar. Bunun doğru olmadığını ve bu tutumdan bir an önce vazgeçilmesi gerektiğini düşünüyoruz. 

 

*Süreç hükümet tarafından tıkanmış ve dondurulmuş bir durumda . Bununla birlikte PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşmeniz de 5 Nisan'dan bu yana gerçekleşmiyor. KCK "Öcalan'a tecrit bizim için savaş gerekçesidir" diye değerlendirilmişti. KCK yetkilileri ile yaptığınız görüşmede bu konu nasıl ele alındı?

 

Dün KCK yetkilileri ile İmralı heyeti olarak 7 saatlik bir toplantı gerçekleştirdik ve toplantının bir gündem maddesi de sayın Öcalan'a uygulanan tecritti. Yaklaşık 1 buçuk aydır sayın Öcalan ile görüşmeler kesildi. KCK yetkilileri kendi açılarından bu durumun kabul edilemez bir durum olduğunu, sayın Öcalan'ın başta avukatları olmak üzere İmralı Heyeti ve başka kesimlerle acilen görüşmeler yapması gerektiğini ifade ettiler. Sonuçta başlatılan bir süreç var ve bu sürecin artık müzakere sürecine geçmesi gerektiğini de ifade ettiler. Fakat tecridin kendileri açısından bir savaş gerekçesi olduğunun altını çizdiler. Şu an bir seçim süreci olduğunu ve seçimlere çok kısa bir süre kaldığını ifade ederek seçimlere kadar bekleyeceklerini ifade ettiler. Yapılabilirse seçim öncesinde ama hükümet bu konuda adım atmazsa seçimlerden hemen sonra sayın Öcalan ile heyetlerin tekrar adaya giderek görüşmelerinin başlatılması gerektiğini ifade ettiler. Hükümetin bu konuda barış ve müzakere sürecini sabote eden yaklaşımlarının aslında kendileri açısından da dikkat çektiğini, keşif uçaklarının çok yoğun bir şekilde Kandil üzerinde uçtuğunu yine kırsal bölgelerde gerillaların toplu olarak bulunduğu alanlara obüs ve havanlarla atışların yapıldığını ifade ettiler ama tüm bunlara rağmen bir çatışmasızlık süreci olduğundan kaynaklı  ve sayın Öcalan'ın başlatmış olduğu barış ve müzakere sürecinin arkasında olduklarından kaynaklı bu süreci sabote etmemek adına onlara karşılık vermediklerini ifade ettiler. Ama seçimden hemen sonra bir adımın atılması konusunda bir beklentilerinin olduğunu da önemle ifade ettiler. 

 

Muhtemelen seçimler sonrası onlar da kamuoyuna bir açıklama yapacaklardır. Hem çözüm süreci hem sayın Öcalan'la yapılacak olan görüşmelerin tekrar başlamasına ilişkin görüşlerini tekrar paylaşırlar. 

 

*Öcalan'ın Newroz çağrısında KCK'ye yaptığı kongre toplama çağrısı da sürecin dondurulması ile KCK'nin gündeminden şimdilik çıkmış gözüküyor. Kandil toplantısında bu konuya ilişkin ne tür değerlendirmeler yapıldı?

 

Görüşmede önemli bir gündem de PKK'nin kongresini toplama meselesi oldu. KCK yetkilileri bu konuda sayın Öcalan'ın görüş ve düşüncelerinin arkasında olduklarını ifade ettiler. Hükümetin adım atmamasından kaynaklı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaptığı açıklamalara istinaden kongreyi toplama kararını durdurduklarını ifade ettiler. Başta İzleme Heyeti olmak üzere çözüm sürecini ilerletecek tüm mekanizmaların bir an önce devreye girmesi gerektiğini söylediler. Bugün eğer İzleme kurulu kurulursa, sayın Öcalan ile görüşmeler gerçekleşirse KCK'nin kongreyi toplayacağını ve silahsızlanma yönünde kararlarını alacaklarını ifade ettiler. Her şeyin AKP'nin atacağı adımlarla bağlantılı olduğunun altını çizdiler. Kendileri açısından, sayın Öcalan'ın çağrılarının gerçek anlamda arkasında olduklarını ve hiçbir şekilde o görüşten aksi bir şey çıkmayacağını ifade ettiler. KCK yetkilileri hazırlıklarını yapmışlar aslında ve hükümetin atacağı adımlarla birlikte kongrelerini toplayabileceklerini ve kararlarını alabileceklerini ifade ediyorlar. İzleme Kurulu başta olmak üzere, Hakikatleri Araştırma Komisyonu gibi adımların hayata geçmesi ile birlikte PKK'nin kongreyi toplayıp silahsızlanma yönünde kararlarını alabileceğini ifade ettiler. Ama her şeyin hükümetin atacağı adımlarla bağlantılı olacağını söylediler.

 

*İzleme Kurulu dediniz. Aslında daha önce bu konuda isimlerin de belirlendiği ve mutabakata varıldığı ve İmralı'ya gidecekleri basına yansımıştı. Durum sanki netleşmişti. Ne oldu peki?

 

İzleme Kurulu ile ilgili hem hükümet yetkilileri ile hem de sayın Öcalan ile yaptığımız görüşmelerde isimler netleşti. 10'a yakın asil ve yedek olmak üzere iki ayrı liste oluşturuldu. Bu listenin içerisinde akademisyenlerin ve aydınların olduğunu yine Akil İnsanlar'dan isimlerin olduğunu daha önce de ifade etmiştik. Bu isimler bir şekilde basına sızdırıldı. Bu sızdırmanın da özellikle bizim tarafımızdan yapılmadığının da altını çizmek isterim. Bu isimlerin kamuoyuyla paylaşılması ile birlikte Cumhurbaşkanı'nın bir vetosu gerçekleşti. Cumhurbaşkanı bu izleme kurulu içerisinde kendi istediği isimler olması konusunda bir diretme içine girdi. Bazı isim değişiklikleri yapmak istedi fakat biz Cumhurbaşkanı'nın değil hükümetle sayın Öcalan ile yapılan toplantılarda ortaya çıkan listenin ve isimlerin bu mekanizmada yer alması gerektiğini ifade ediyoruz. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı'nın bu konudaki tutumu ile birlikte ne yazık ki devreden çıkarılmış olarak gözüküyor. Oysa isimler net. Kimlerden oluşacağı, kaç kişiden oluşacağı hem hükümetle hem sayın Öcalan ile paylaşılan isimler var. 

 

Şimdiye kadar İzleme Kurulu'nun çoktan gitmiş olması gerekirdi. Normalde hükümetle yaptığımız görüşmelerde Newroz'dan hemen sonra İzleme Kurulu'nun adaya gitmesi konusunda bir mutabakat sağlanmıştı. Ve biz Newroz'dan hemen sonra yine hükümet yetkilileri ile yaptığımız görüşmelerde İzleme Kurulu'nun acilen adaya gitmesi, sayın Öcalan ile görüşmelerini başlatması gerektiğini söyledik. Çünkü biz İzleme Kurulu'nun adaya gidip görüşmeleri başlatmasını aynı zamanda müzakereye geçiş tarihi olarak kabul ediyoruz. Sayın Öcalan da böyle ifade ediyor.

Çünkü Dolmabahçe'de deklare edilen 10 madde, İzleme Kurulu şahitliğinde tartışmaya açılacak. Fakat Newroz'un üzerinden 3 ay geçmesine rağmen İzleme Kurulu adaya gitmedi Bu mekanizma devreye girmedi. 

 

*Hükümetle sürece ilişkin son görüşmeleriniz de 20-25 Nisan'da gerçekleşti. Bu görüşmelerde ne konuşuldu?

 

Biz daha çok kırsal alanlarda yaşanan çatışmaları konuştuk. Çünkü Roboski başta olma üzere bir çok provokasyonun yaşandığı bir süreçte hükümetle görüşmeyi gerçekleştirdik. Bütün bunların sürece zarar verdiğini ve bu provokasyonlara zemin hazırlamamak için başta İzleme Kurulu olmak üzere tüm mekanizmaların bir an önce devreye girmesi bizim de adaya gitmemiz yönünde bir talepte bulunduk. Aynı zamanda yine seçim sürecinde alanlarda başta Cumhurbaşkanı olmak üzere tüm yetkililerin yaptıkları açıklamalara dikkat etmeleri gerektiğini, sonuçta hepimizin hassasiyeti olduğunu ve yapılan hakaretlerin bizleri rencide ettiğini, bunu kabul etmediğimizi ifade ettik. Hükümet yetkilileri de kendi açılarından sürecin devam etmesi gerektiğini ifade ettiler. En kısa zamanda sayın Öcalan ile görüşmelerin yapılabileceğini söylediler. Heyetin gidişi ile ilgili bir sakınca olmadığını söylediler. Fakat o görüşmeden sonra yaptığımız başvuruya olumlu ya da olumsuz bir cevap verilmedi. Görüşmelerimiz durmuş noktada. Çünkü onların gündeminde şu anda seçim var. Barış ve müzakere sürecini gündemlerinden çıkarmış durumdalar. Ama bizim öncelikli gündemimiz barış ve müzakere sürecidir.  

 

*KCK yetkilileri ile yaptığınız görüşme hangi çağrıları içeriyordu?

 

7 saatlik toplantı içerisinde KCK yetkililerinin ifade ettiği şey barış ve müzakere sürecinin seçim sürecine kurban edilmemesi gerektiği yönündeydi. AKP'nin barış ve müzakere sürecini gündeminden çıkardığını fakat hem HDP'nin hem demokrasi güçlerinin barış ve müzakere sürecine sahip çıkmaları gerektiğinin altı önemle çizildi. Sayın Öcalan ile görüşmelerin yapılmamasının kabul edilebilir bir durum olmadığı ve şu anda sayın Öcalan'ın bir tecrit içerisinde olduğu ifade edildi. Seçim sürecini kendilerinin koruyacağını ifade ettiler. Seçim sürecinin önemli bir süreç olduğunun da altı çizildi. Yapılan saldırılar karşısında büyük bir öfke duyduklarını ifade ettiler. Çünkü biz oradayken HDP il binalarına bombalı saldırılar gerçekleşmişti. Bu saldırıların da kabul edilemeyeceğini ifade ettiler.