SİYASET
Giriş Tarihi : 16-10-2015 11:08   Güncelleme : 16-10-2015 11:08

Baluken: Ankara katliamı AKP’nin ateşkese savaş ile cevap veriyor

AKP, hükümetinin Ankara katliamındaki rolünün açık olduğuna vurgu yapan HDP Amed Milletvekili İdris Baluken, katliamın zamanlamasına da dikkat çekerek “Ankara katliamı KCK’nin ateşkes kararına, AKP’nin savaş ile cevap vermesidir” dedi.

Baluken: Ankara katliamı AKP’nin ateşkese savaş ile cevap veriyor

AKP, hükümetinin Ankara katliamındaki rolünün açık olduğuna vurgu yapan HDP Amed Milletvekili İdris Baluken, katliamın zamanlamasına da dikkat çekerek “Ankara katliamı KCK’nin ateşkes kararına, AKP’nin savaş ile cevap vermesidir” dedi. Ateşkes kararına rağmen AKP’nin operasyonları sürdürdüğünü hatırlatan Baluken, halkın öz yönetim ilanlarını da desteklediklerini kaydetti.

 

Seçim çalışmalarına ilişkin de bilgi veren Baluken, AKP’nin her gün katliamlara imza attığı bir süreçte tüm seçim çalışmalarını iptal ettiklerini paylaştı.

 

HDP Amed milletvekili ve İmralı heyeti üyesi İdris Baluken, Ankara katliamı, KCK’nin ateşkes kararı, öz yönetim ilanları ve seçimler konusunda ANF’nin sorularını yanıtladı.

 

Ankara’da barış isteyenlere yönelik katliamı nasıl değerlendiriyorsunuz, katliamın ardından hükümetin açıklamalarını ve katliamda ki rolüne ilişkin neler söyleyeceksiniz?

 

Tabi patlamanın olduğu ilk dakikadan itibaren AKP hükümetinin yaklaşımı AKP devletinin girdiği tutum açısından önemli ipuçları veriyor. Patlamanın hemen ardından alana ambulanslardan önce TOMA’lar, coplu ve gaz bombası ile müdahalede bulunan polisler gönderildi. Bu durum açıktır ki oradaki bilançoyu ağırlaştırdı. Ben bir hekim olarak o görüntüleri izlediğimde dehşete kapıldım. Orada açık bir şekilde sanki yaralanmış, kurtulma ihtimali olan insanların ölmesi için bilinçli bir farklı planlama devreye girmiş gibi bir görüntü ortaya çıkıyor bu tabi Diyarbakır’da da öyleydi, İstasyon Meydanı’nda elli metre ötemizde bomba patladığında da hepimiz ambulansların gelmesini beklerken birden bire gaz bulutlarının arasında kalmıştık. Bu AKP’nin bu katliam ile ilgili hangi pozisyonda olduğunu, sorumluluğun ne derecede olduğunu ortaya koyması açısından son derece önemlidir. Tabi diğer taraftan hükümet yetkilileri ve Başbakanın ortaya koyduğu yaklaşımlar ve kamuoyuna sunmuş olduğu söylemler tarihi itiraf niteliğindedir. İstifa etmesi gereken İçişleri Bakanı, Başbakanın çıkıp bu katliamın üstünü örtmeye yönelik, farklı adreslere işaret ederek algı operasyonları yapması bu konuda içerisine girdikleri panik ve korku havasını gösteriyor. “Güvenlik zafiyeti yok” diyorlar. Bunu belki şöyle değerlendirmek gerekiyor, “Bir güvenlik yoktu ki bir güvenlik zafiyeti olsun.”

 

Bunların güvenlikten anladığı şey; oraya giden yüzbinlere müdahale etmenin koşullarıdır. Yani ‘oraya giden kitlelere nasıl müdahale ederiz’, güvenlik olarak gören bir anlayış bir zihniyet var, dolayısıyla kitleleri korumaya yönelik bir güvenlik algısı olmayanlar orada bir güvenlik zafiyeti olmadığını ısrarla savunuyorlar. Bu başlı başına tabi ki tarihe kara leke olarak geçecek bir durumdur. Diğer taraftan Davutoğlu’nun yapmış olduğu “Bu ve benzeri canlı bombaların listesi elimizde ama bunların tutuklanması ile ilgili biz eylem yapmasını bekleriz. Eylem yapmadan hukuk gerekçesi ile bizim onları tutuklamamız mümkün değildir” söylemi, bu güne kadar ortaya koyduğumuz tezleri doğrulayan bir söylemdir. Bizde söylüyoruz; evet, devlet bu canlı bombaları biliyor, nerede kaldıklarını tespit ediyor, bunların eylem yerine gelinceye kadar bütün süreçlerini takip ediyor ama müdahale etmiyor. Kolaylaştırıcı rol oynuyor, yol açıyor, zemin hazırlıyor. Diyarbakır’da iki gün önce oraya bombayı koyanın otel odasında polis tarafından hal hatırının sorulması, daha sonra da oradan çıkarak Diyarbakır’daki patlamayı gerçekleştirmesi bütün bunların tesadüf olmadığını gösteriyor.

 

Diyarbakır’daki saldırıyı araştırmış olsalardı Suruç katliamı olmayacaktı. Bütün bunlar işte Davutoğlu, tarafından adeta itiraf edilmiş oluyor. Diyarbakır, Suruç ve Ankara katliamları ile ilgili süreçlerin birbiri ile ilişkili olduğu, bunlara devlet tarafından göz yumulduğu ve eylem gerçekleştikten sonra belli süreçlerin geliştirilmek istendiği en üst düzeyde Başbakan tarafından dile getirilmiş oldu. Tabi burada şöyle bir ironi var; yani Başbakanı kimler canlı bombanın eylem yaptıktan sonra yakalanabileceğine ikna etmiş ise gerçekten tarihi bir felaket tablosunu da önümüze getirmiş demektir. Bu durumda Başbakan ya kendi muhakeme yeteneğini gözden geçirmeli, ya, yine bir hekim olarak söylüyorum, hızla bir IQ testi yaptırmalıdır, ya da kendisini bu kadar yanlış yönlendiren kişileri çıkıp kamuoyuna açıklamalıdır.

 

Canlı bomba eyleminden sonra bir eylemcinin tutuklanma ihtimali ile ilgili Başbakanın bir cümle kullanmış olması bile istifa gerekçesidir. Demek ki siz o zaman Diyarbakır’da, Suruç’ta katledilen yüzlerce insanın bilerek ya da bilmeyerek faili pozisyonuna düşüyorsunuz. Önleyebilecek durumdayken, tamamen muhakeme gücünüzün yetersizliğinden ötürü böyle bir katliamın müsebbibi oluyorsunuz.

 

Bu yaklaşımların tamamının tabi biz Türkiye halkları tarafından sorgulanacağını düşünüyoruz. Kan akmaması için, barış için, anaların gözyaşları dökülmesin diye Ankara’ya giden insanların katledilmesi açık bir insanlığa karşı suçtur. Barış iradesine karşı işlenmiş suçtur.

 

Katliama rağmen KCK, çatışmasızlık kararını ilan etti. Aradan geçen sürede AKP ve devletin hava saldırıları ve imha operasyonları ise hiç durmadı, bunu nasıl yorumlarsınız?

 

Zamanlama açısından sorgulanması gerekiyor. KCK’nin “Tek taraflı çatışmasızlık” kararını deklare etmesinden hemen sonra yapılıyor bu katliam. Bu katliamla eş zamanlı olarak Diyarbakır, Sur’da sokağa çıkma yasağı ardından sivil katliamları gerçekleştiriliyor, Mardin Dargeçit’te, Nusaybin’de hakeza sivil katliamları devreye sokuyorsunuz. Cenazelerin yerde olduğu bir saatte, yüze yakın cenazenin Ankara’da beklediği bir saatte Lice’ye katliam operasyonları yapıyorsunuz.

 

Ateşkes pozisyonunu almış olan gerillaya yönelik imha operasyonları yapıyorsunuz. Bütün bu yaklaşımlar, bu güne kadar savaş sürecini kimin başlattığını, kimin sürdürdüğünü ve bu boyuta getirdiğini ortaya koyması açısından son derece önemlidir.

 

Tabi demin ifade ettiğim gibi onlar insanlığa karşı işlenmiş suçlar olduğu için de bunların hesabı mutlaka sorulacaktır.

 

Aslında KCK’nin kararı katliamdan bir gün önce Sayın Remzi Kartal, tarafından kamuoyuna duyuruldu. Ateşkes tavrının konacağı belirtilmişti, bir kaç gün öncesinden de KCK’li yetkililerin açıklamalarında Ankara’dan gelen ateşkes çağrılarına kayıtsız kalınmayacağı ortaya konulmuştu. AKP, tam o güne denk getirerek aslında barış ve demokrasiyi istemediğini, savaştan yana bir irade ortaya koyacağını ilan etmiş oldu. Sizin de dediğiniz gibi hala operasyonel süreçlerin devam etmesi, halen sivil halka yönelik katliamların devam ediyor olması, Erdoğan ve AKP’nin bu kaos ortamı ile seçime gitmek istediğini ya da seçimi ertelemek istediğini ortaya koyuyor. Burada her iki ihtimali de değerlendirmek gerekiyor. AKP, bugüne kadar uyguladığı politikalarla, Erdoğan’ın çözüm masasını devirip savaş politikasını devreye koyması ile birlikte tarihi bir düşüş yaşıyor. 7 Haziran’da bu tarihi düşüşün ilk sonuçları ile karşılaşmıştı, şimdi önüne gelen veriler bu düşüşün daha da hızlandığını gösterince AKP savaş ve kaos ortamının devam etmesinden yana bir siyasi karar aldı. Çünkü AKP, demokratik bir seçim ortamında bu hezimetin karşısında çıkacağını net olarak görüyor.

 

Bu açıdan iki ihtimal üzerine yoğunlaşmış durumdalar; ya kaos ve savaş ortamında seçim hileleri hazırlamak, 1 Kasım’da AKP aleyhine ortaya çıkması beklenen iradeyi kendi lehine çevirmek, ya da bu çatışmayı bir iç savaş boyutuna getirerek seçimleri iptal etmek üzerine çalışıyorlar.

 

Ankara katliamı böyle bir şeyi amaçlıyordu. Seçimin 1 Kasım’dan bir yıl sonraya ertelenmesini amaçlıyorlar. Tüm demokratik kamuoyunun buna karşı dikkatli olması gerekiyor. Tabi biz KCK’nin tüm bu saldırılara rağmen ortaya koyduğu ateşkes iradesini değerli buluyoruz. Ankara’daki barış ve demokrasi şehitlerinin barış ve demokrasi mirasına denk düşen bir tutumu ortaya koymaları tabi ki çok değerli.

 

Bu karar bize, topluma da çok ağır sorumluluklar yüklüyor. KCK bu ateşkes kararını, bu kadar ağır provokatif bir saldırıya rağmen, eğer bu çatışmasızlık pozisyonunu şehitlerimizin mirasına vermiş olduğu öneme atfen devam ediyorsa, burada hepimize düşen bu ateşkes kararını gözümüz gibi korumaktır. Demokratik tepkileri en üst seviyeye çıkarıp AKP üzerinde mutlaka baskıyı oluşturmak ve bu süreci sandığa yükseltmemi gerekiyor. Bu seçimler barış duruşu ile savaş duruşunun oylanması da olacaktır.

 

AKP, seçimlerden yüksek bir oy alarak çıkarsa, bu savaş politikasının halklardan onay aldığını düşünerek, saldırılarını daha fazla arttıracaktır. Fakat AKP iktidarının bu savaş politikalarına karşı barışı ve demokrasiyi kendine dert edinmiş olan HDP’nin eli güçlenirse AKP istese bile savaş çıkartma fırsatını yakalayamayacaktır.

 

Halkın öz yönetim ilanlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

AKP uzun zamandır gündemde olan savaş politikalarını ve işlediği savaş suçlarını Kürt halkının ilan ettiği öz yönetim isteğini gerekçe göstererek maskelemek ve meşru kılmak istemektedir. Ortadoğu’da taşların yerinden oynadığı yeni arayışların olduğu bir zeminde Kürt halkının kendi statüsüne dair yani arayışlar içinde bulunup kardeş halklarla birlikte bu arayışın mücadelesini vermesi kadar doğal bir durum olamaz. 7 Haziran seçimden sonra HDP’ye yüksek oy çıkan bölgelere AKP hükümeti tarafından açık bir savaş ilan edilmişti. Halka yönelik her türlü şiddet saldırılarının olduğu bu dönemde halkımız AKP’nin bu saldırılarına karşı kendini savunabilmek için öz yönetimini ilan etmiştir. HDP olarak halkımızın öz yönetim mücadelesini sonuna kadar destekleyip gerek Türkiye gündeminde gerekse dünya gündeminde bu arayışların meşru bir zemin bulaması için siyasi ve diplomatik alanlarda üzerimize düşeni yerine getireceğiz. HDP olarak anayasa uzlaşma komisyonunda öz yönetim ilamlarını demokratik özerklik adı altında bir çözüm önerisi olarak meclise taşımaktayız. Halkımızın büyük bedeller vererek ilan ettiği öz yönetimlerinin bir neticeye varabilmesi için 1 Kasım seçimleri kilit rol oynamaktadır. Bütün Türkiye halklarında beliren bir öz yönetim algısının sadece Kürt halkına mal edilmesi AKP hükümetinin 7 Haziran seçimlerinde bir darbe barajını yerle bir eden 6 milyonluk bir kitlenin iradesine saldırısını meşru kılmak için oynadığı kirli bir oyundan başka bir şey değildir.

 

Tüm bu saldırılar altında seçime de hazırlanıyorsunuz, nasıl bir seçim stratejisi izleyeceksiniz?

 

HDP olarak 7 Haziran öncesindeki gibi bir seçim havası içerisinde değiliz. AKP hükümeti, 7 Haziran seçimleri sonrasında tüm Kürdistan’da gerçekleştirdiği katliam ve kırımlarla tüm coğrafyayı kan gölüne bulayıp her gün Kürdistan’ın bir ilçesinde sokağa çıkma yasağı ilan ediyor, her gün onlarca insanımızın cenazelerini omuzlamamıza sebep oluyor. Bu şartlarda hiçbir şey olmamış gibi bir seçim kampanyası yürütmemiz imkansız. HDP olarak bizim şu an ki önceliğimiz AKP hükümetinin halkımıza karşı yürüttüğü bu katliam politikalarını bertaraf edip halkımızın iradesinin en doğru şekilde sandıklara yansımasının sağlamaktır. 1 Kasım, seçimleriyle ilgili net olarak söyleyebileceğim şeylerden biri şudur ki: Gerek Türkiye’de gerekse Kürdistan’da halklar yaşanan bu katliamların cevabını AKP zihniyetini sandığa gömerek verecektir.