SİYASET
Giriş Tarihi : 14-06-2016 12:55   Güncelleme : 14-06-2016 12:55

HDP’lı YILDIRIM 724 Sayılı Yasa tasarısında yapılan değişiklilerle sordu

Haber Merkezi Gaphaberleri.com

HDP’lı YILDIRIM 724 Sayılı Yasa tasarısında yapılan değişiklilerle sordu

HDP Adıyaman Milletvekili Behçet YILDIRIM 724 Sayılı Yasa tasarısında yapılan değişiklilerle ilgili Muhalefet Şerhi ektedir.

 

Aile Sağlık Çalışma komisyonu üyesi olan HDP Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım'ın 724 Sayılı Yasa tasarısında yapılan değişiklilerle ilgili Muhalefet Şerhi ektedir.

TBMM SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANLIĞI’NA

 

1/724 Esas Numaralı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile ilgili muhalefet şerhimiz aşağıdaki gibidir. Bilginize sunarız. 14.06.2016

 

Behçet YILDIRIM Adıyaman Milletvekili            

 

Hükümet tarafından 31.05.2016 tarihinde 1/724 esas numarasıyla Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuna havale edilen tasarı, 09.06.2016 tarihinde üyesi olduğumuz komisyonda görüşülmüştür. Tasarının tüm maddelerine muhalefetimiz söz konusudur.

 

Kanun tasarısının 1nci maddesinde; Devlet memurlarına otuz yılın üstündeki hizmetleri için emekli ikramiyesi ödenmesi ile ilgilidir. Tasarıya göre; 30 yıldan fazla hizmet süresi olup da fazla süreler için emekli ikramiyesi almayanlara, alamadıkları ikramiyeler verilecektir. Bunun için tasarının yasalaşması sonrasında 1 yıl içinde başvurmak yeterli olacaktır. 7500 liraya kadar olan kısım başvurudan itibaren ilk 3 ay içinde, kalan kısım ise faiziyle birlikte 2017 yılının aynı ayı içinde ödenecektir. Tasarıya göre; ikramiye farkı ödemeleri, görevden ayrıldıkları tarihteki katsayılar esas alınarak ödenecektir.

1976 yılından bu yana memurlara 30 yılın üzerindeki çalışma süreleri için emekli ikramiyesi ödenmemekteydi. Memurların açtığı dava üzerine SGK ve hükümetin itirazına rağmen memurlar haklı bulundu. Memur emeklilerinin dava sayısı 40 bini aşınca SGK’ nın artan masrafların dikkat çekti en az 400 bin emeklinin de dava açacağının belirlenmesi üzerine AKP hükümeti zorunlu olarak çıkarttığı bu yasayı müjde diye verip halkı gene kandırmıştır.  Mahkeme kararına istinaden Bakanlar Kurulu’nca TBMM’ye sevk edilen Kanun tasarısına göre, 30 yıldan fazla hizmet süresi olan tüm emekli kamu personelinin emekli ikramiyeleri ödenecektir.

Hak edişler ve enflasyon

Fakat düzenleme kamuoyuna emekli memurlara ikramiye müjdesi olarak lanse edilirken yasa tasarısında yer alan ayrıntılarda adalet göz ardı edilmekte ve emekli memurlara haksızlık yapılmaktadır.  Devletin kendi alacağı olduğundan ilk günden işlettiği yasal faiz uygulamasını emekliye geriye dönük emekli ikramiyesi hesaplamasında kapsam dışında tutarak sadece ödeme yapmaya başladığı günden hesaplayacak olmasının geçmişe dönük hak edişleri enflasyon karşısında yok edeceği bir gerçektir. Örneğin 2000 yılında emekli olan bir memur o günkü katsayıya göre sadece 1000 TL alacakken bugünkü katsayısından hesaplama yapılsa bu miktar 10 Bin TL’nin üstüne çıkacaktır. Ortaya çıkan bu haksızlığın mutlaka giderilmesi gerekmektedir. On yıl önce emekli olan vatandaşlara emekli ikramiyesi yasal faiziyle ödenmelidir. Emekli ikramiyelerinin ödenmesinde emekli olunan tarihteki memur katsayısının esas alınmasının haksızlığa neden olacağı aşikârdır. Aradan geçen yıllardaki enflasyonun hesaba dâhil edilmeli veya bugünkü katsayıdan ödeme yapılmalıdır ki haksızlıklar ortadan kalksın.

Kanun tasarısının 2nci maddesinde; Tasarıyla daha önce sadece ihalelere katılmak suretiyle eğitim ve danışmanlık hizmeti verebilen İŞKUR’a projelere ve programlara da katılmak suretiyle yurt içinde veya uluslararası düzeyde kurum ve kuruluşlara münferiden veya iş birliği yaparak eğitim ve danışmanlık hizmeti verebilme imkânı sağlanmaktadır. Bu eklenen hükümle işbirliği içinde olunacak ulusal ve uluslararası kuruluşlar, işbirliğinin kapsamı ve şartları belirlenmemiştir. Yapılacak bu düzenleme ile İŞKUR'un Suriyeli mültecileri çok-uluslu firmalara kiralamalarını sağlayacak bir aracı kurum gibi çalışması amaçlanmaktadır aynı tasarı Özel İstihdam Büroları kapsamında da getirilmiş,  itirazlara binaen geri çekilmişti. Esas itibariyle İş-Kur’ un da özel istihdam büroları gibi “işçi kiralama” yetkisi veren bir düzenlemedir.  Ayrıca dünya ölçeğinde milyarlarca dolar ciroya ulaşmış ve piyasada tekelleşmiş durumdaki çok uluslu işçi kiralama şirketleriyle özellikle Suriyeli mülteciler üzerinden “insani yardım fonlarının” kara-kazanca dönüştürülme girişimidir.  Diğer yandan iş Kur bu düzenleme sayesinde Türkiye’de geçici ya da daimi çalışma hakkı kazanmış mültecileri “işe alıştırma” adı altında kısa süreli eğitimler yoluyla ucuz emek olarak piyasaya sürecektir.

 

Kanun tasarısının 3ncü maddesinde; İŞKUR'a AB'den gelen fonların "özel hesap" adı altında nereye harcanacağının hesabı sorulamaz şekilde muhasebeleştirilmesini öngörüyor. Bu Özel Hesap yaklaşımı anayasanın bütçe şeffaflığı ve hesap verilebilirlik ilkesine aykırıdır. Bütçede asli unsur olan hesap verilebilirlik ve şeffaflık ilkesine aykırı bir uygulamadır. Herhangi bir kurumun bütçesine aktarılan bir bütçenin dönem sonunda gider kalemleri içerisinde gösterilmemesi paranın nereye harcandığının bilinmemesi anlamına gelmektedir. Aktarılacak paralar bu kurumların gelirlerine eklenmeli, harcamaları belli olmalı ve denetlenmelidir. Devletin kendi muhasebe standartları ve mali denetim sistemine uygun olarak denetimlerinin gerçekleşmesi gerekir. Bu uygulama bir nevi örtülü ödeneğe tekabül etmektedir. Aktarılan bütçenin hesaplarda görünememesi için rant dışında hiçbir gerekçe gösterilemez.

 

Özellikle AB uyum programı çerçevesinde Türkiye’ye aktardığı kaynakların önemli bölümünü proje karşılığı hibe şeklinde yapmaktadır. Hibeler aracılığıyla hükümete yakın dernekler, vakıflar, sendikalar kısaca bu kıvamdaki sivil toplum kuruluşları bu hibelerle ihya olmuş durumda. Artık bu alanda işlerliği olan bir sektör, hatta “endüstri” oluşmuş durumda. Bu sivil toplumlara devlet memurları da katılacak ve sektör genişleyerek devam edecek, hatta bu hibeler çok üst düzey siyasi makam ve görevlilerin himayesindeki vakıflar devlet yöneticileri aracılığıyla tekel konumuna dahi geçecekler. Çünkü bu kaynakların kullanımında denetiminde iyi-kötü ayakta kalmış tek denetim olan TBMM denetimi de ortadan kaldırılmaktadır.

Ayrıca Kamu kurumlarının TBMM denetimi dışına çıkarılması Anayasa’ya aykırıdır. Bu düzenleme 1980’li yılların fon ekonomisini ve kamu kaynaklarının verimsiz kullanımı ve çarçur edildiği dönemleri akla getirmektedir.

 

Kanun tasarısının 4ncü maddesinde; İşverene geriye dönük teşviklerden yararlanma imkânı tanımaktadır. Ancak işverene yeterince teşvik verilmekte ve prim indirimi yapılmaktadır. Örneğin işverenin sorumluluğu olan SGK işveren primleri konusunda devamlı kamu desteği alınmaktadır. 2008’den beri süren SGK prim indirimi ile işverenin devletten aldığı miktar 42 milyar TL’dir. Önümüzdeki sene alacakları da dâhil edildiğinde işverenler, asgari ücret artışının kendilerine olan maliyetinin neredeyse 3 katına yaklaşan desteği hâlihazırda almışlar ve almaya devam edeceklerdir. Ayrıca 2016 başında yine sermayenin aslî sorumluluğu olması gereken asgari ücret artışının %40’ı kamu kaynaklarından, yani emekçilerin vergilerinden karşılanması kararlaştırılmıştır.

 

Türkiye’de şirketler zaten doğru düzgün vergi ödememektedir. kar payı, faiz ve kira geliri gibi sermaye geliri elde edenlerden toplanan gelir vergisinin toplam vergi gelirleri içindeki payı sadece %1 civarındadır. Kurumlar Vergisi resmi oranı %20 olmasına rağmen, Türkiye’nin en büyük bankaları ve şirketlerince efektif olarak bu verginin oranı %1-2’lere hatta binde oranlara kadar gerilemiştir. Dolayısıyla yapılması gereken, sermaye kesimini kamu kaynakları ile daha fazla desteklemek değil, bu kesime yüksek ve sıkı vergi uygulamak ve elde edilecek gelirlerle işçilerin çalışma şartları iyileştirmektir.

 

Kanun tasarısının 5nci maddesinde; tehlikeli işlerde çalışan emekçilerin mesleki yeterlilik belgesi alma zorunluluğunu 2016 yılı sonuna ertelenmesi söz konusudur. Bu tasarı ile sürenin uzatılmasının bir anlam teşkil etmemektedir. Asıl yapılması gereken mesleği yeterlilik eğitimlerinin; kamu ve işçi güvenliği lehinde tüm kurumlarda aynı derecede ve kalitede olması ve hem eğitim hem de uygulama denetlenebilirliğinin bağımsız kurumlarca şeffaf bir şekilde yapılmasının sağlanmasıdır. Yoksa yeterlilik eğitimi veya belgesi veren kurumlar birer piyasa aracı haline gelecektir.

 

5544 sayılı Meslekî Yeterlilik Kurumu Kanunu’nun ek 1’inci maddesinde değişiklik yapılmasıyla tehlikeli ve çok tehlikeli işlerde mesleki yeterlilik belgesi zorunluluğunun sektöre daha iyi anlatılarak iş yerlerin de faaliyetlerinin devamının sağlanması, işçilerin istihdam sorunu yaşamaması ve işverenlerin cezai müeyyidelere maruz kalmaması için mevcut maddesinde geçiş sürecinin yeniden düzenlenmesi amaçlandığı belirtilmiştir. Bunun özcesi işverene verilen imtiyazlara sahip çıkmaktır. Tasarıyla mesleki yeterlilik belgesi zorunluluğu kapsamında getirilen cezai müeyyideler belli bir süre ertelenmektedir. Bu erteleme “işçinin istihdam sorunu yaşamaması” başlığı altında işverene ceza kesilmemesi anlamını taşımaktadır. Ayrıca iş bu tasarı ile bütçeye de herhangi bir yük getirilmeyeceği de belirtilmiştir. Nitekim tasarılara “maddi getiriler” tarafından bakmak işçinin hak ihlallerini görmezden gelmektir.

 

Türkiye’de meslek standardının belirli bir standardının olmaması hem iş kalifikasyonun eksik kalmasının ve bu konuda yetersiz bir çalışma ortamının doğmasının nedenidir. Sadece 40 meslekte değil, esasen bütün üretim sektörlerinde bu meslek standartlarının Avrupa normlarında olduğu gibi olması gerekmektedir. Bu hem kamu güvenliği açısından hem de işçi güvenliği açısından elzemdir. Meslek standardı yaratabilmek için hem fırsat eşitliği hem de belirli normlarda kural ve kaideler belirlenmelidir. Suistimale yer vermeyecek liyakat ölçüleri olmalıdır.

 

Mesleki yeterlilik belgesi çalışma alanları dikkate alındığında, hem çalışanların kendi sağlığı hem de toplum sağlığı için önemli ve riskli faaliyet alanları olduğu ve bu erteleme tasarısı ile birlikte iş cinayetlerini artıracağı aşikârdır. En fazla iş cinayetinin olduğu iş kolu inşaat iş kolunda; 2014 yılında 29 bin 699 kaza, 404 sürekli iş göremezlik, 501 iş cinayeti gerçekleşmiştir. 2015 yılında ise İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin verilerine göre 426 işçi iş cinayetinde hayatını kaybetmiştir. Sadece yasa yapmakla işler çözülmemekte uygulamada da ciddiyetle yürütme gerekmektedir.

 

Başka bir sıkıntı ise Mesleki Yeterlilik Kurumuyla ilgilidir. Sayın Bakan’ın verdiği rakamlara göre; bugüne kadar 56 bin kişiye Mesleki Yeterlilik Kurumu mesleki yeterlilik belgesi almıştır ve Bakanlık bu sayının 2016 yılının sonuna kadar 300.000 kişiye ulaşmasını hedeflediğini belirtmiştir. Bu hedef gerçekçi değildir, muhtemelen yasa süresi dolduğunda tekrar süre uzatması istenecektir. Bu da tasarı hazırlanırken günün ihtiyaçlarının üstünü kapatmaya yönelik olduğunun uzun süreli ve hak temelli olmadığının bir kanıtıdır. Bu tasarı maddesiyle yapılmak istenen sorunu sadece ötelemektir.

 

Tüm bunlara ek olarak; mesleki yeterlilik sınav hizmetlerinin kamu eliyle yapılması gerekmektedir

 

 

Yukarıda sıraladığımız sebeplerle Kanun Tasarısına mevcut hali ile karşı olduğumuzu arz ederiz.