ASAYİŞ
Giriş Tarihi : 20-08-2016 10:18   Güncelleme : 20-08-2016 10:18

Köşe yazıları ile 'Devletin birlik ve bütünlüğünü bozmak'tan tutuklandı

DİHA:ÇAĞDAŞ KAPLAN Özgür Gündem gazetesi Yayın Danışma Kurulu üyesi edebiyatçı Aslı Erdoğan'ın "Devletin birliği ve bütünlüğü bozmak" iddiasıyla tutuklanmasının gerekçelerinden biri de yazarın sokağa çıkma yasağının devam ettiği Kürt kentlerinde yaşananları işlediği yazıları oldu. Erdoğan'ın bu yazılarının tutuklanmasına gerekçe yapılması ise tıpkı gazeteyle dayanışma için genel yayın yönetmenliği görevini üstlenen Fincancı, Nesin ve Önderoğlu'nun tutuklanmasında olduğu gibi Türk aydınına "Kürtlerin yanında durma" mesajını içeriyor.

 Köşe yazıları ile 'Devletin birlik ve bütünlüğünü bozmak'tan tutuklandı

Mahkeme kararı ile 16 Ağustos'ta kapatılıp, binası mühürlenen Özgür Gündem gazetesinin diğer çalışanları ile birlikte gözaltına alınan Yayın Danışma Kurulu üyesi ve yazarı Aslı Erdoğan, dün çıkartıldığı mahkemece "Örgüt üyeliği", "Örgüt propagandası" ve "Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak" iddiasıyla tutuklandı. 

Kaleme aldığı 7 kitabı bulunan, bunlardan bazıları ise 15 dile çevrilen yazar Erdoğan'ın tutuklanma gerekçeleri ise, gazetenin Yayın Dayanışma Kurulu'na yer alıp, sokağa çıkma yasağının ilan edildiği Kürt kentlerinde yaşananları köşe yazılarına taşıması oldu. Erdoğan'ın gazetede yayınlanan "Bu senin baban", "Ayların en zalimi", "Bir delinin tarih okumaları" ve "Faşizmin güncesi" başlıklı yazıları hakkında mahkeme; "Sanki orada sivil vatandaşların öldürüldükleri ya da işkence edildiklerinin iddia etmenin devletin bütünlüğünü bozmaya yönelik bir faaliyet olduğu ve silahlı terör örgütünün bu şekilde propagandasının yapılarak örgüte üye olma suçunun da unsurlarının oluştuğuna dair kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu bu suretle şüphelinin üzerine atılı devletin birliğini ve ülkenin bütünlüğünü bozmak ve silahlı terör örgütüne üye olma suçları bakımından kuvvetli şüphe altında bulundukları kanaatine varılmıştır" değerlendirmesinde bulundu.

Tutuklan aydınlara verilen mesaj aynı: Kürtlerin yanında durma

Erdoğan'ın kaleme aldığı yazıları ve Yayın Danışma Kurulu'nda yer alması nedeniyle tutuklanmasıyla verilen mesaj, gazeteyle dayanışmak amacıyla başlatılan "Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği" kampanyasına katılan isimlerden olan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, yazar Ahmet Nesin ve Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu'unun tutuklanmasıyla aynı. O mesaj ise şu; Kürtlerle ve Kürt basınının yanında durma. 
Mahkemenin, Aslı Erdoğan'ın sorumluluk düzeyiyle sembolik olan Yayın Danışma Kurulu'nda yer alışını, "PKK üyeliği"ne delil yapması da bunun kanıtı.
Erdoğan'ın "Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak" iddiasıyla tutuklanmasına gerekçe yapılan yazılarında yer alan ise Kürt kentlerinde yaşananlara dair gazete haberlerinden tanık anlatımlarından, ailelerin açıklamalarından, yetkililerin demeçleri ve duvar yazılarından yaptığı alıntılardı. 

"Devletin bütünlüğünü bozduğu" iddia edilen o yazılardan bazı bölümler ise şöyle: 

*29 Mart 2016 tarihli "Bu senin baban" başlıklı köşe yazısı

"Alıntılamayı sürdürüyorum: Gazete haberlerinden, tanık anlatımlarından, ailelerin açıklamalarından, yetkililerin demeçleri ve duvar yazılarından...'Diyarbakır'ın Sur ilçesinde sokağa çıkma yasağı 96. gününe girerken, ilçe tank ateşiyle aralıksız şekilde dövüldü... Hafta başında ilçeden çıkan 19'u çocuk - biri Elif Su adlı bebek - 44 kişi hala gözaltında... İdil'de sokağa çıkma yasağı 19. gününe girdi.' (6 Mart) 'Yüksekova'da okullarda karargah kuran Özel Harekat, tahtalara yazdıklarını sosyal medyada paylaştı: 'Güzel günler göstermeye geldik'...  'Ezan dinmez, bayrak inmez'... 'Fetih, 2016 Mart' (6 Mart)

'Üç bodrumda yaralı halde onlarca insanın yakıldığı, çoğunun teşhis edilemeden Kimsesizler Mezarlığı'na gömüldüğü... Aralarında çocuk, bebek ve yaşlıların da bulunduğu 300 kadar can kaybı... Enkazın altında cenazeler bulunduğu, insan vücut parçalarının çıktığı, vücut bütünlüğü olmayan, kolları bacakları kopmuş, başı alınmış, ikiye ayrılmış cesetler olduğu...' 'Haber verdiler, 60 kişiyi yakmışlar, bir süre inanmadık. Sonra gittik. baktık.  Beş kilo, kemik - et, çözemedik, verdiler.  Bu senin baban, dediler' 

*8 Temmuz 2016 tarihli "Ayların en zalimi" başlıklı köşe yazısından;

" (30 Mayıs, Evrensel)  Nusaybin'de sokağa çıkma yasağı ve abluka 76. gününde... YPS'nin silahlı güçlerini çektiğini açıklamasının ardından bombalama ve operasyon şiddetlenerek devam ediyor, tank ve top ateşinin yoğunluğu artıyor. Mahallelerden tahliye edilen 42 kişiden 24'ü tutuklanırken, pek çok sivile işkence yapıldığına dair tanıklık var. "Çıkanlar sivil, çoğunun yaşı küçük. Şefkatli bir mizansen sergilendi, ama sonrada işkenceye maruz kalmışlar, aileleri gözaltında kafalarının, kollarının kırıldığını gördü.''

'Şırnak obüslerle vuruluyor, 76. Gününde bombardıman aralıksız sürerken, birçok ev ateşe verildi'

DBP Şırnak İl Yöneticisi Hurşit Külter'in akıbeti belirsizliğini koruyor. Valilik Külter'in gözaltına alınmadığını açıklarken, özel harekatçıların twitter hesabından TEM'de tutulduğu belirtildi. Sosyal medya üzerinden kuzenini soran Mahmut Külter'e, BÖF  Tweet_Guneydogu hesabından gelen yanıt:

SENDEMİ GELDİN GUNDİ @KULTERMAHMUT RAHAT OL
HURŞİT TEMCİ ABİLERİNİN KUCAĞINDA ŞORTLAN DA BİRAZ TERLETTİK
AMA ŞİMDİ  İYİ GERİLME  SIRANI BEKLE (28 Mayıs 17:11)

Bir ay sonra, 30 Haziran: Lice'de başlayan askeri operasyonda 19 köy ve 58 mezrayla bağlantı koptu. İHD sivillerin hayatından endişe ettiklerini, her yerin yangın yeri olduğunu bildirdi. Hurşit Külter'den 41 gündür haber alınamıyor. "Ölü ya da sağ versinler oğlumu. Ne yaptılar ona?''

Son sayfa haberi: Wan Büyükşehir Belediyesi, Gever'de evcil hayvanların tedavisi için çalışıyor. Sokak hayvanlarının çoğunda yanık izleri tespit edilirken, açlık ve salgın hastalık riski baş gösterdi. Fotoğrafta, moloz yığınına dönüşmüş bir eve sığınan kapkara burunlu bir sokak köpeği var, sığındığı yerde, pencerenin altında, devrilmiş dolapla bir iskemle arasında ölmüş. Yara, kan yok, kısmen yanmış olabilir. Lime lime beyaz bir perde sallanıyor pencerede, Haziran güneşi, bütün şefkati ve görkemiyle artık rengi bile kalmamış köpeğin üzerinde parıldıyor."

* 17 Haziran 2016 tarihli "Bir delinin tarh okuması" başlıklı yazısından;

"Nasıl demeli, 'paradigma' yalın ve açıktı o zamanlar, herkesçe kabul edildiğinden gerçeğe tıpatıp uyuyordu. Tarihçilerin başlangıcı üzerine fikir birliğine varamadıkları o 'homojen' çağda (80'ler sonu, 90'lar) söz gelimi 'Kürt meselesi' yoktu, çünkü henüz 'Kürt' yoktu. Dilleri dönmediği için Türkçeyi katır kutur eden kimi aşiretler epeydir biliniyordu, bunlar dağlı, şalvarlı, silah tutkunu ve feodaldiler. Kenan Evren fotoğraflarının duvarları terk ettiği günlerde, pek de inmedikleri dağa çıkmış, fırsat buldukça bebek katlediyorlardı, ama bu mesele 'en geç yaz sonunda' bitecekti. Gücümüzü hazmedemeyen Batı basınında 'tuhaf' haberler yayımlanıyordu: Şehirler ablukaya alınıp günlerce taranıyor, cenaze kalabalıklarına ateş açılıyor, insanlar kaybediliyor, zihinsel engelli bir çocuk üç renkli bileklik taktığı için bir panzere bağlanıp sürükleniyordu. Hakikaten tuhaftı haberler... Ermeniler gündemden çıkmıştı, biliyorduk ki, çeteleriyle yakıp yıktıktan sonra Türklere zarar verebileceklerinden umudu kesmiş, toplu halde bu topraklardan çıkıp gitmişlerdi. Aslında bu ülkeyi sevmeyen herkese de aynısı tavsiye ediliyordu.

… 2016'da, uzaklarda bir cenaze töreninde, bir haham Türkiye'ye Kürtleri öldürmeye son vermesini söylüyor, bu cümle ana akım medyada 'tuhaf konuşma' başlığıyla veriliyordu. ABD'nin beyaz bir sarayı varsa bizim çok renkli bir sarayımız vardı, bütün dünya farkındaydı, ondan bundan emir, talimat, ahlak dersi aldığımız günler çok gerilerde kalmıştı!" 

DİHA