12 Eylül darbecileri, milletin kendisini korusun diye emanet ettiği silahı millete çevirmiş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kapatmış ve Anayasayı rafa kaldırmıştır. Siyasi partilerin kapısına kilit vurulmuş, mallarına el konmuş, Başbakan ve bakanlar dahil birçok siyasetçi yargılanarak zindanlara atılmıştır.
Darbe bilançosu ağırdır:
-
650 bin kişi gözaltına alındı.
-
1 milyon 685 bin kişi fişlendi.
-
210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
-
7 bin kişi için idam cezası istendi, 517 kişiye idam kararı verildi, 50’si asıldı.
-
30 bin kişi işten atıldı, 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.
-
3 bin 854 öğretmen, 120 öğretim görevlisi ve 47 hâkimin görevine son verildi.
-
400 gazeteci hakkında 4 bin yıl hapis cezası istendi, 3 bin 315 yıl fiili ceza verildi.
Bütün bu darbeler, demokrasiye ve hürriyetlere karşı yapılmıştır. Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandıran, ülkeyi maddi ve manevi kalkındıran demokratlara karşı girişilmiştir. Amaç, milletin “Büyük Türkiye” idealini gerçekleştirmesini engellemek olmuştur.
Örneğin, 1965-1971 yılları arasında Adalet Partisi iktidarında, Süleyman Demirel’in başbakanlığı döneminde enflasyon yüzde 5’e kadar düşmüş, kalkınma hızı yüzde 7’ye ulaşmış, Türkiye Japonya’dan sonra en hızlı büyüyen ikinci ülke haline gelmiştir. Ancak bu başarılar, darbecilerin hedefi haline gelmiştir.
Bir darbeci generalin itirafıyla, “şartların olgunlaşması” için bir yıl boyunca anarşi körüklenmiş, kardeş kardeşe kırdırılmıştır. Dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter’a, CIA ajanı Paul Henze tarafından “Bizim çocuklar başardı” denilerek haber verilmesi, darbenin arkasındaki küresel hesapları da ortaya koymaktadır.
Eğer demokrat kadrolara bu darbeler yapılmasaydı, Türkiye bugün çoktan Avrupa Birliği üyesi olabilir, dünyanın önde gelen 5-6 sanayi ülkesinden biri haline gelebilirdi.
Millet olarak ortak paydamız demokrasimize sahip çıkmaktır. Merhum Alparslan Türkeş’in de dediği gibi:
“En kötü iktidar, en iyi darbeden daha iyidir.”
Mustafa Polat
Şanlıurfa Demokrat Parti İl Başkanı


