Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Kurum'un konuşmasında satır başları şu şekilde:
''Tabii ki bugün aslında bu işin öznesi, burada bizlerle birlikte olan kıymetli büyükelçilerimiz, sevgili dostlar. Ben de Türkiye Cumhuriyeti ve COP31 Başkanlığı adına, Sayın Cumhurbaşkanımız adına hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama başlarken ifade etmek isterim ki biliyorsunuz, Girne-Mersin seferini gerçekleştiren yolcu gemisinin Kıbrıs açıklarında alabora olması nedeniyle gerçekten büyük üzüntü yaşıyoruz. Kazada hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına, sevenlerine başsağlığı diliyorum. Kayıp vatandaşlarımıza bir an önce sağ salim ulaşılmasını da yürekten temenni ediyorum.
Ayrıca biliyorsunuz, günlerdir kalbimiz binlerce kilometre ötede atıyor. Nepal’de yaşanan yıkıcı sel felaketi hepimizi derinden sarstı. Hayatını kaybeden tüm canlarımızın acısını yüreğimizde yaşıyoruz. Dostlarımızın acısını tüm kalbimizle Türkiye olarak paylaşıyoruz.
Çok acı bir tecrübe. İşte bu acı tecrübeler bugün hepimize aslında çok önemli dersler veriyor, çok sarsıcı bir gerçeği de aslında yeniden hatırlatıyor: Doğanın dengesi bozulduğunda, haritalara gururla çizdiğimiz sınırların asla hiçbir anlamı kalmıyor. Sel suları sınır sormuyor, kasırgalar kontrolümüzden geçiyor, iklim öfkesi hiçbir diplomatik kuralı da tanımıyor. Çevre krizi sınırları aşıyor olsa, biz de sınırları aşan bir iradeyi hep birlikte göstermek zorundayız.
Tam da bu nedenle diyorum ki iklim adaleti, bu zorlu yolculukta bizim yegâne pusulamız olmaya devam edecektir. Bu küresel fırtınada hiçbir sorumluluğu, hiçbir suçu olmayan Afrika ülkelerinin, küçük ada devletlerinin en ağır bedeli ödemesine asla göz yummayız, yummayacağım. COP31 masasında biz sessiz yığınların sesi ve kırılgan coğrafyaların en gür sesi olacağız.
İşte bu derin aciliyet ve adalet hissiyle bugün Ankara’dayız. Bir aradayız. Aslında bu kötü gidişatı değiştirecek kararlılığı hep birlikte göstermek üzere buradayız.
Şundan, değerli arkadaşlar, hiçbir şüpheniz olmasın ki biz buraya sıradan bir takvim üzerinden geçmeye gelmedik. Bu, bizim asla devlet disiplinimize, devlet duruşumuza, dış politika bakışımıza, benim şahsi olarak da çalışma anlayışıma asla uygun değil. Lojistik detayları, otel rezervasyonlarını ya da standart konferans prosedürlerini konuşmaya niyetimiz yok. Bunu başta ifade edelim.
Gelecek nesillere, henüz doğmamış torunlarımıza bırakacağımız dünyanın geleceğine hep birlikte dokunmak için geldik. Evet, geleceğe dokunmak. Antalya’ya da işte COP31’e uzanan bu zorlu gelecek yolculuğunu üç sarsılmaz sütunun üzerine inşa ettik.
Kıymetli Cumhurbaşkanı Yardımcımız ifade ettiler: Diyalog dedik, uzlaşı dedik ve işin sonunda diyalogla, uzlaşıyla oluşturduğumuz kararları aksiyonla neticelendirelim dedik.
Önce birbirimizi gerçekten, yargılamadan dinleyeceğiz. Sabırla, kapalı kapılar ardında diplomatik manevralar yapmayı bir kenara bırakıp masada açık yüreklilikle konuşacağız. Sonra ortak zeminimizi büyüteceğiz ve unutmayacağız ki farklılıklarımız bizim zayıflığımız olamaz. Farklılıklarımız bizim en büyük zenginliğimizdir.
En sonunda da o kağıt üzerinde, işte süslü cümleleri eyleme, icraata, fabrikaya, insan hayatına, tarlaya kazandırmış olacağız ki en kıymetli olanı da bu diye düşünüyorum.
Çok açık ve net söylemeliyim ki artık sadece aksiyon almak zorundayız. Evet, çok kıymetli, çok değerli kararlar alınmış bugüne kadar. Yani 80’in üzerinde eylem var, karar var ama artık bu kararları neticelendirmek, eyleme dönüştürmek zorundayız.
Dünyanın masa başında sürekli yeni hedefler üretmeye ihtiyacı yok. Dünyanın yegane ihtiyacı, o hedefleri tarlada, sanayide ve şehirde eyleme dönüştürecek sarsılmaz bir iradedir.
Biz tarihe 'uygulama COP’u' olarak geçmeye geliyoruz. Bütün diplomatik kapasitemizi, birikimimizi, tecrübemizi uygulamadaki engelleri yırtıp atmak için kullanacağız. Hep birlikte kullanacağız.
Bu aksiyon ruhunu kavramak için gelin hep birlikte 2015 yılındaki o tarihi dönüm noktasına dönelim...''
Hibya Haber Ajansı

