Her yıl Mayıs ayının ikinci pazar günü, dünyanın dört bir yanında kutlanan Anneler Günü… Kimileri için neşe, çiçekler, kahvaltı sofraları, sarılmalar ve mutluluk dolu anlar demek. Ama kimileri için bu gün, kalpte sızlayan bir boşluk, gözlerde dalıp giden bir hasret demek...
Ben o “eksik kutlayanlar”dan biriyim…
Annemizi 1982 yılında kaybettik. Daha çocukken annesizliğin ne demek olduğunu iliklerimize kadar hissettik. 9 kardeştik biz… Her birimiz ayrı ayrı onun eksikliğiyle büyüdük. Her başarılı adımımızda “Keşke annemiz görseydi” dedik. Her zorlukta “Annemiz olsa böyle olmazdı” dedik. Çünkü bir anne yalnızca doğurmaz… Sarar, sarmalar, yetiştirir, yön verir, dua eder, ağlamamıza bile dayanamaz.
Bu satırları yazarken, yıllar geçse de unutulmayan o sıcak elleri hatırlıyorum. Gözlerinde şefkat vardı, sesinde huzur…
Bazı insanlar büyür ama içindeki çocuk hep “anne” diye ağlar. Bizimki öyle oldu işte.
Anneler Günü denince aklımıza sadece yaşayan anneler gelmemeli. Aramızdan ayrılmış ama hayatımıza yön vermiş, yüreğimizde iz bırakmış tüm anneler de bu günün başkahramanıdır. Mezar taşlarıyla konuşan, rüzgâra gözyaşıyla seslenen, içinden sessizce “Seni çok özledim anne” diyen herkesin Anneler Günü’dür bugün…
Bugün çiçek alamıyoruz belki… Elini öpemiyoruz, başımızı dizine koyamıyoruz… Ama dua ediyoruz:
“Allah’ım annemize rahmet eyle. Mekânı cennet, makamı âli olsun. Bizleri ona layık evlatlar eyle…”
Ve sesleniyoruz:
Ey annemiz, sen gittin ama biz hep seninle yaşadık. Varlığınla büyüdük, yokluğunla olgunlaştık. Şimdi bu kalabalık dünyada bir yanımız hep eksik… Çünkü sen yoksun.
Bu Anneler Günü’nde; hayattayken annesinin kıymetini bilenlere ne mutlu… Vefat etmiş annelerimizin ise ruhu şâd olsun. Onları unutmayalım, dualarımızda eksik etmeyelim.
Unutmayın, bir annenin yokluğu sadece evin değil, kalbin de ışığını söndürür…
