Son günlerde sosyal medyada yeniden dolaşıma giren bir paylaşım, Kürtçe üzerinden önemli bir tartışmayı gündeme taşıdı. Paylaşımda Prof. Dr. Celal Şengör’e atfedilen, “Kürtçe için dünyada varlığını sürdüren en eski dil diyebiliriz. Arapça ve Farsçadan çok eski bir dildir. Bilimsel çalışmalar ve dillerin kökenine baktığımızda, Kürtçe tüm dillerin anası olarak karşımıza çıkıyor. Bu yüzden kıymetini bilelim bu dilin” ifadeleri yer alıyor. Bu sözlerin aynı biçimde aktarıldığı bir arşiv kaydı da bulunuyor.
Ancak burada asıl üzerinde durmamız gereken mesele, bu sözlerin kimin tarafından söylendiğinden çok bir dilin toplumlar için ne ifade ettiği olmalıdır.
Çünkü dil yalnızca kelimelerden oluşmaz.
Dil; annenin çocuğuna söylediği ilk ninni, dedenin torununa anlattığı hikâye, bir halkın ağıdı, türküsü, duası, atasözü ve hafızasıdır.
Bir dil kaybolduğunda yalnızca kelimeler kaybolmaz. O dili konuşan insanların geçmişten bugüne taşıdığı kültürel hafızanın önemli bir bölümü de sessizleşir.
Kürtçe konusunda bilim ne söylüyor?
Burada önemli bir ayrımı yapmak gerekiyor.
Kürtçenin “dünyanın en eski dili” veya “bütün dillerin anası” olduğu şeklindeki ifade, modern dilbilimin genel kabulü olarak değerlendirilmemelidir. Kürtçe, Hint-Avrupa dil ailesinin İranî kolunda yer alan bir dil grubudur. Farklı lehçeleri ve tarihsel gelişim süreçleri vardır.
Dolayısıyla Kürtçenin binlerce yıllık bir coğrafyanın dil miraslarından biri olması başka bir şeydir; “bütün dillerin anası” olduğunu söylemek başka bir şeydir.
Bu ayrımı yapmak, Kürtçenin değerini azaltmaz.
Tam tersine, bir dili savunmak için bilimsel olarak tartışmalı iddialara ihtiyaç olmadığını gösterir.
Kürtçenin değerini kanıtlamak için onu Arapçadan, Farsçadan, Türkçeden veya başka herhangi bir dilden üstün ilan etmeye gerek yoktur.
Çünkü diller arasında “üstünlük” yarışması yapmak, aslında dilin kendisine de haksızlıktır.
Kürtçe de bu coğrafyanın kadim hafızalarından biridir
Anadolu, Mezopotamya ve İran coğrafyası, insanlık tarihinin en önemli kültür merkezlerinden biridir.
Bu topraklarda yüzyıllar boyunca farklı halklar yaşamış, farklı diller konuşulmuş ve birbirlerinden kelimeler almışlardır.
Kürtçe de bu büyük tarihsel ve kültürel havzanın önemli dillerinden biridir.
Bugün milyonlarca insanın konuştuğu Kürtçe; edebiyatı, sözlü kültürü, şiiri, müziği, dengbêjlik geleneği ve farklı lehçeleriyle başlı başına büyük bir kültürel mirastır.
Bu nedenle Kürtçeye saygı göstermek, herhangi bir siyasi görüşü desteklemek anlamına gelmez.
Bir dili yaşatmak, bir halkın kültürünü ve hafızasını korumasına saygı göstermektir.
Dil üzerinden kavga etmek yerine birbirimizi anlamalıyız
Türkiye'nin en büyük zenginliklerinden biri, farklı kültürlerin ve dillerin aynı coğrafyada yüzyıllardır bir arada bulunmasıdır.
Türkçe bizim ortak iletişim dilimiz olabilir.
Ama bu, başka dillerin değersiz olduğu anlamına gelmez.
Kürtçe konuşan bir insanın Kürtçesini sevmesi ne kadar doğal ise, Türkçe konuşan bir insanın Türkçesini sevmesi de o kadar doğaldır.
Arapça, Farsça, Süryanice, Lazca, Çerkesçe ve bu coğrafyanın diğer dilleri de aynı şekilde kültürel zenginliğin parçalarıdır.
Bir dili sevmek, başka bir dili düşman görmek zorunda değildir.
Asıl mesele de burada başlıyor.
Bilim insanlarının sözleri de sorgulanabilir
Prof. Dr. Celal Şengör’e atfedilen sözler sosyal medyada büyük ilgi görüyor. Ancak bir bilim insanının söylediği ileri sürülen bir cümleyi paylaşırken dahi, bunun hangi programda, hangi tarihte ve hangi bağlamda söylendiğini araştırmak gerekir.
Çünkü sosyal medya, sözlerin bağlamından koparılarak yeniden dolaşıma sokulduğu bir alan haline geldi.
Bugün bir kişinin söylediği bir cümle, yarın başlığı değiştirilerek bambaşka bir anlam kazanabiliyor.
Bu nedenle “Şengör söyledi, o halde doğrudur” demek de yanlış; “Şengör söyledi, o halde yanlıştır” demek de yanlış.
Doğru olan, iddiayı bilimsel ölçütlerle değerlendirmektir.
Dilbilim açısından da “en eski dil”, “ana dil” ve “tüm dillerin anası” gibi ifadelerin hangi anlamda kullanıldığını sorgulamak gerekir.
Asıl sorumuz şu olmalı: Dillerimizi yaşatabiliyor muyuz?
Bence tartışılması gereken en önemli konu budur.
Kürtçe dünyanın en eski dili midir?
Bütün dillerin anası mıdır?
Bu sorular elbette bilimsel açıdan araştırılabilir.
Ama bundan çok daha önemli bir soru var:
Çocuklarımız dedelerinin ve ninelerinin konuştuğu dilleri öğrenebiliyor mu?
Bir çocuk büyükannesinin anlattığı Kürtçe bir masalı anlayabiliyor mu?
Bir genç ailesinin konuştuğu dili okuyabiliyor mu?
O dilde kitap, şiir ve edebiyat üretiliyor mu?
İşte dilin geleceğini belirleyecek olan sorular bunlardır.
Çünkü bir dil yalnızca geçmişte yaşadığı için değerli değildir.
Geleceğe taşınabildiği için değerlidir.
Kürtçeyi yaşatmak, başka dilleri küçültmek değildir
Kürtçenin korunmasını isteyen insanların bunu anlatırken başka halkların dillerini küçümsemesine gerek yok.
Türkçenin zenginliğini savunanların da Kürtçeyi küçümsemesine gerek yok.
Tam tersine, bir toplumun kendi diline sahip çıkması, başka toplumların diline saygı göstermeyi de beraberinde getirmelidir.
Çünkü dil üzerinden kurulan üstünlük yarışının kazananı olmaz.
Ama diller yaşarsa herkes kazanır.
Bugün sosyal medyada binlerce kez paylaşılan bir cümle üzerinden tartışıyoruz.
Ben ise bu tartışmadan başka bir sonuç çıkarmak gerektiğini düşünüyorum:
Kürtçe varsa yaşamalı. Türkçe varsa yaşamalı. Arapça varsa yaşamalı. Farsça varsa yaşamalı. Bu coğrafyanın bütün dilleri, insanlığın ortak kültür mirasının bir parçası olarak geleceğe taşınmalı.
Çünkü bir dili kaybettiğimizde yalnızca birkaç kelimeyi kaybetmeyiz.
Bir insanlık hikâyesini kaybederiz.
Ve belki de bugün ihtiyacımız olan şey, “Benim dilim senin dilinden daha eski” demek değil;
“Senin dilin de benim dilim kadar kıymetli; gel birbirimizi anlayalım” diyebilmektir.
Köşe Yazısı: Gazeteci İbrahim Uygur