Ortadoğu, onlarca yıldır savaşların, işgallerin ve vekâlet mücadelelerinin merkezi olmaya devam ediyor. Bugün yaşanan gelişmelere baktığımızda ise tablo her zamankinden daha tehlikeli. ABD ile İran arasındaki gerilim, İsrail'in Gazze'deki operasyonları, Lübnan sınırındaki çatışmalar ve bölgesel güç dengeleri, milyonlarca insanın geleceğini doğrudan etkiliyor.

İran ile ABD arasındaki kriz aslında yeni değil. 1979 İran Devrimi'nden bu yana iki ülke arasında diplomatik ilişkiler kopuk. Yıllar içinde ekonomik yaptırımlar, nükleer program tartışmaları ve karşılıklı askeri hamleler, bu gerilimi sürekli canlı tuttu. Bugün ise Ortadoğu'daki her gelişme, iki ülkenin dolaylı ya da doğrudan karşı karşıya gelme riskini artırıyor.

Bu gerilimin en ağır bedelini ise halklar ödüyor. Savaşlar hiçbir zaman yalnızca cephede yaşanmıyor. Ekonomiler çöküyor, yatırımlar duruyor, enerji fiyatları yükseliyor ve milyonlarca insan göç etmek zorunda kalıyor.

Diğer yandan İsrail-Filistin meselesi, dünyanın en uzun süredir çözülemeyen siyasi sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Gazze'de yaşanan çatışmalar, binlerce sivilin hayatını kaybetmesine, altyapının büyük ölçüde tahrip olmasına ve ciddi bir insani krizin ortaya çıkmasına neden oldu. Uluslararası toplumda ise bu operasyonlara ilişkin farklı değerlendirmeler yapılıyor; bazı ülkeler İsrail'in güvenlik hakkını vurgularken, bazıları ise uluslararası insancıl hukuk açısından ağır ihlaller yaşandığını savunuyor.

Lübnan cephesinde de tansiyon yüksek. İsrail ile Hizbullah arasında zaman zaman yaşanan karşılıklı saldırılar, sınır hattını yeni bir çatışma alanına dönüştürüyor. Olası geniş çaplı bir savaş yalnızca Lübnan'ı değil, Suriye'yi, Irak'ı ve Körfez ülkelerini de etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir.

Bütün bu gelişmeler gösteriyor ki Ortadoğu artık sadece bölgesel bir sorun olmaktan çıktı. Enerji güvenliği, küresel ticaret yolları, petrol fiyatları ve uluslararası diplomasi bu krizlerden doğrudan etkileniyor. Dünyanın herhangi bir yerindeki ekonomik dalgalanmanın arkasında bile çoğu zaman Ortadoğu'daki istikrarsızlığın izlerini görmek mümkün.

Ancak unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Savaşın gerçek kazananı yoktur. Silahlar sustuğunda geriye yıkılmış şehirler, parçalanmış aileler, yetim kalan çocuklar ve yıllarca onarılamayacak toplumsal yaralar kalır.

Uluslararası hukukun temel amacı, sivillerin korunması ve çatışmaların diplomasi yoluyla çözülmesidir. Kalıcı barışın yolu da askeri üstünlükten değil; diyalogdan, karşılıklı güvenin yeniden inşa edilmesinden ve uluslararası hukuka saygıdan geçmektedir.

Ortadoğu'nun bugün ihtiyaç duyduğu şey yeni cepheler değil; adalet, istikrar ve barıştır. Çünkü savaşların gölgesinde büyüyen her nesil, geleceğe biraz daha umutsuz bakmaktadır. Barışın kazandığı bir Ortadoğu ise yalnızca bölge halklarının değil, tüm dünyanın ortak çıkarınadır.