Bazı romanlar yalnızca okunmaz; insanın zihnine yerleşir, yıllar sonra bile güncelliğini korur. Nobel Edebiyat Ödüllü Portekizli yazar José Saramago'nun Körlük romanı da işte böyle eserlerden biridir. İlk bakışta gizemli bir salgını anlatıyormuş gibi görünür. İnsanlar birer birer görme yetilerini kaybeder, şehir düzeni çöker ve toplum kısa sürede kaosa sürüklenir. Ancak romanın asıl meselesi salgın değil, insanın kendisidir. Saramago, olağanüstü bir olayın gölgesinde insan doğasını, ahlakı, iktidarı, korkuyu ve vicdanı sorgular. Bu yüzden Körlük, yayımlanmasının üzerinden yıllar geçmesine rağmen bugün belki de yazıldığı dönemden daha anlamlıdır.
José Saramago, Körlük romanında bize gözlerini kaybeden insanların hikâyesini anlatmıyor. O, çok daha tehlikeli bir hastalığın teşhisini koyuyor: Vicdan körlüğünün.
Romanın ilk sayfalarında sıradan bir trafik ışığında bekleyen bir adam aniden kör olur. Fakat ilginç olan, karanlığa gömülmemesidir. Her yeri bembeyaz gördüğünü söyler. İşte Saramago'nun dehası burada başlar. Çünkü bazen insan karanlıkta değil, aşırı aydınlığın içinde de körleşebilir.
Aradan otuz yıl geçti.
Bugün cebimizde dünyanın bütün haberlerini taşıyoruz. Bir ekranı kaydırarak savaşları izliyor, açlığı görüyor, çocuk ölümlerine tanık oluyor, doğal afetleri takip ediyoruz. Her şey gözümüzün önünde. Buna rağmen hiçbir çağ, insanı bu kadar duyarsız hâle getirmemişti.
Çünkü görmek, bakmak değildir.
Saramago'nun romanının başına koyduğu "Bakabiliyorsan gör. Görebiliyorsan gözle." sözü, aslında bugünün insanına yazılmış en ağır uyarıdır.
Sosyal medyada binlerce acının üzerinden birkaç saniyede geçiyoruz. Bir çocuğun gözyaşıyla bir magazin haberi arasında yalnızca parmağımızın yaptığı küçük bir kaydırma hareketi var. Vicdanımız da ekranlarımız kadar hızlı akıyor.
Romanın en çarpıcı sahnelerinden biri de budur. Kör olan adama yardım eden kişi, onu güvenle evine kadar götürür; sonra dönüp arabasını çalar. İnsan doğasının en acı gerçeği tek bir olayda ortaya çıkar: Aynı insan hem iyilik yapabilir hem de fırsatını bulduğunda kötülüğe teslim olabilir. Demek ki medeniyet dediğimiz şey, sandığımız kadar sağlam değildir; ince bir ahlak tabakasının üzerinde durmaktadır.
Bugün de farklı bir tablo yok.
Deprem olur, birileri enkazdan insan kurtarır; birileri de kiraları iki katına çıkarır.
Savaş olur, birileri ekmeğini paylaşır; birileri silah satar.
Ekonomik kriz olur, birileri komşusuna destek olur; birileri temel ihtiyaç maddelerini stoklar.
İnsan değişmiyor; sadece şartlar onun gerçek yüzünü ortaya çıkarıyor.
Belki de bu yüzden Körlük, bir salgın romanı değil, bir insanlık romanıdır. Saramago'nun anlattığı hastalık gözlere değil, ahlaka bulaşıyor. Çünkü gözlerini kaybeden insan yolunu bulabilir; ama vicdanını kaybeden toplum, sonunda insanlığını da kaybeder.
Bugün teknoloji çağındayız. Her şeyi görüyoruz ama kimseyi fark etmiyoruz. Her haberi biliyoruz ama hiçbir acıyı içselleştirmiyoruz. Kalabalıklar içinde yaşıyoruz ama birbirimizin yalnızlığını göremiyoruz.
Saramago'nun yıllar önce sorduğu soru hâlâ önümüzde duruyor: Gerçekten kör olan kim?
Belki de asıl kör olanlar, gözleri gören ama adaletsizliği görmeyenler; kulakları duyan ama mazlumun sesini işitmeyenler; kalbi atan ama merhameti hissedemeyenlerdir. Çünkü insanı insan yapan gözleri değil, vicdanıdır.
PEHLİVAN SÖNMEZ