Ne yazık ki 1960 darbesi ile her şey askıya alındı.
Ardından Demokrat Parti'nin devamı olarak kurulan Adalet partisi 1965 seçimlerinde tek başına iktidar oldu ve Başbakan Süleyman Demirel döneminde Türkiye 1970 yılında" Avrupa ortak pazarı" için anlaşma imzaladı.
Bu ABD başta olmak üzere içerdeki bazı siyasi partiler ve menfaat güçlerininde hesabına gitmedi.
Çünkü ABD Türkiye ' yı kaybediyordu.
İçimizdeki Truva atları ile 1971 muhtırası ile Süleyman Demirel iktidarına muhtıra verildi Süleyman Demirel Meclis açık kalsın, millete zarar verilmesin ve Demokrasi zemininde mücadele edebilsin diye başkanlıktan istifa etti.
1971' de CHP ' li Milletvekili Nihat Erim başbakan olunca proje yine rafa kalktı ve Haşhaş dahil bütün Amerikanın istekleri bir bir kabul edildi
1975 yılında Süleyman Demirel tekrar başbakan olunca 1975 yılında Helsinki nihai senedine imza attı.
Demirel ' e göre bu noktada bütün yollar Türkiye ' nın Avrupa Birliği tam üyeliğine çıkıyordu.
1977' de Bülent Ecevit ' ın güneş motel ' de yaptığı pazarlıkla Adalet partisinden 11 milletvekiliyi ayarlayıp 11' nı de bakan yapması ile Adalet partisi iktidarda düştü.
1979 ' da Başbakan Bülent Ecevit Avrupa Birliğinin bize talep ettiği giriş talebini " Onlar ortak ortak, biz pazar" diyerek etti.
Eğer red etmesiydi Komşumuz Yunanistan ile birlikte Türkiye ' de girmiş olacaktı ve 1979' da Başbakan Süleyman Demirel' ın kurduğu hükümette belki 12 1980 darbesi yapılamazdı ve Süleyman Demirel ' ın kapattığı ABD ' nın üs ve limanlar Darbenin mimarı Kenan Evren tarafından yeniden açılmazdı.
Ve ABD başkanı Jimmy Karter " Bizim çocuklar ihtilalı başardı" diyemezdi.
Nihat 1987 Refarandumunda siyasi yasakların kalkması ve ardından Süleyman Demirel ' ın muhalefet lideri olarak meclise girmesi ve ardından 1991 yılında iktidara gelmesi ve başbakan olması ile Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri hız kazanmaya başladı Türkiye ' nın 1995' de gümrük birliğine girmesi ve ardından Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in başbakan Ecevit ile 1999 yılında Helsinki zirvesine katılıp zirveye katılan tüm devlet başkanlarına başkanlık etmesi ve Avrupa Birliğine giren bütün devletlere ne haklar tanınmışsa serbest dolaşım dahil aynı hakların tanınması sağlanmıştır Türkiye ' ye "şu şu kriterleri yerine getirin beş yıl sonra 2004 yılında müzakere tarihini başlatalım" demişti.
Başbakan Ecevit Avrupa Birliğinin istediği kriterleri Mecliste çıkarmaya başladı ve 2002 seçimleri sonrası AKP tek başına iktidar oldu .
AKP iktidarı ilk yıllarında istenen demokrasi ve hukuk reformlarının bir kısmını yapınca ülkemiz içte ve dışta çok şeyler kazandı; AB rüzgarıyla maddi ve manevi kalkınmanın önünde Askeri vasiyetler dahil bir çok vasiyet kalktı.
Avrupa Birliği desteğiyle nisbetten hak ve hürriyetlerin önü açıldı.
Avrupa ülkeleriyle olan ticaret hacmi, beklenenden daha yüksek bir düzeye yükseldi.
Demokratik hak ve özgürlükler alanında ilerlemeler kayd edildi.
Ülkemiz Ortadoğu'da ve dünya da demokrasi ve kalkınmada iyi bir yere geldi.
Hatta Suriye devlet başkanı Esat bile o zamanlar " AB ' ye komşu olacağız" diye sevinmişti.
2010' dan sonra siyasi rüzgarlar ters başladı.
Demokrasi ve hukuk rafa kaldırıldı.
AB ' nın istediği reformlar askıya alındı.
Bu Mesele ile Avrupa ' dan gelen uyarılara diplomasi nezaketiyle sert karşılıklar verildi.
"Kendimizi Avrupa ' da görüyor; geleceğimizi Avrupa ile birlikte tasavvur ediyoruz " noktasında olan hükümet, bir bakıyorsunuz Avrupa Birliğinin sonu geldi... AB ' ye ihtiyacımız kalmadı" noktasına geliyor.
" Yolumuza Ankara Kriterleri ile devam ederiz" diyerek şası bir bakış sergileyiveriyor.
AB Kriterleri: Demokrasi, hukukun üstünlüğü insan hakları ve azınlıklara saygı gösterilmesini ve korunmasını garanti eden, kurumların varlığı.
Türkiye gibi AB ' ye girmeye aday ülkelerde; istikrarlı ve kurumsallaşmış bir demokrasinin var olması hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü insan haklarına saygı bunun yanında ekonomik ve uyum kriterleri de var.
Türkiye ' nın AB ilişkileri 2018' den beri ' donmuş ' durumda.
İlişkilerin donması ve Türkiye ' nın AB yolculuğunun engellenmesinde elbette bazı AB birliği idarecilerinin dahli ve kabahati vardır.
Ancak büyük kabahatin Türkiye ' yi idare edenlerde olduğunu da görmemezlikten gelemeyiz.
Bilhassa seçim dönemlerinde insanları heyecana getirmek için; " Ey Avrupa! Bize karışma! ' Bize ' Kopenhag Kriterleri ' lazım değil, ' Ankara Kriterleri ' der yolumuza devam ederiz " mealindeki konuşmalar işi sabote ediyor.
AKP iktidarı ülkemizin AB üyesi olmasını istemiyor.
Nedeni" AB üyesi bir ülkede ' tek adam ' idaresi olamaz da ondan.
Her ne kadar bazı bahaneler ileri sürselerde Türkiye ' yi idare edenlerin ülkemizi AB üyesi yapmalarının sebebi kendi şahsi iktidarlarını devam ettirebilme arzusu olsa gerek.
Avrupa Birliği, demokrasi, hukuk ve refah projesidir.
Birlik, üye olmak isteyen ülkelere bu projeyi ( Kopenhag Kriterleri) kendi devlet sistemlerinde uygulamalarını şart koşar.
AB, Türkiye ' ye " Gel üyemiz ol" diye çağırmadı.
Bilakis biz ülke olarak menfaatimiz için birliğe üye olmak gayesiyle müracaat ettik ozaman bizden istenenleri bir an önce yerine getirmek zorundayız.
Bu 'tek adam ' sistemi de kuvvetler ayrılığı dahil bütün dengeleri alt üst etti.
Tek çare tek alternatif AB birliği ülkeleri Kriterlerini bir an önce yürürlüğe koymak için gereken adımların atılması ve yeniden güçlendirilmiş parlementer sisteme geri dönmek.
Mustafa Polat Şanlıurfa Demokrat parti il başkanı


