Hayatın bazı yükleri vardır; insan onları taşırken dışarıdan bakıldığında ne kadar yorulduğunu kimse anlayamaz. Kadın olmak da çoğu zaman böyle bir yükü beraberinde getirir.
Çünkü kadınlardan hayatın her alanında güçlü olmaları beklenir. İyi bir evlat, iyi bir eş, iyi bir anne, başarılı bir çalışan, fedakâr bir kardeş, anlayışlı bir arkadaş olmaları istenir. Fakat bütün bunları yaparken yorulmaları, kırılmaları, hata yapmaları ve bazen sadece kendileri olmak istemeleri çoğu zaman unutulur.
Kadın, daha çocuk yaşta toplumun görünmez kurallarıyla tanışır.
Nasıl giyineceği söylenir.
Nasıl konuşacağına dikkat etmesi beklenir.
Geç saatlerde dışarı çıkmaması gerektiği hatırlatılır.
Kime güveneceği, kiminle arkadaş olacağı, nasıl davranacağı konusunda sürekli uyarılır.
Erkek çocuğuna “Dikkatli ol” denilirken, kız çocuğuna çoğu zaman “Kendini koru” denilir.
İşte tam da burada başlar kadın olmanın zorluğu.
Kadından beklenen hiç bitmez
Bir kadın çalışıyorsa “Evine yeterince zaman ayırıyor mu?” diye sorulur.
Çalışmıyorsa “Neden çalışmıyor?” denilir.
Evlenirse “Ne zaman çocuk yapacak?” sorusuyla karşılaşır.
Çocuk sahibi olursa bu kez “Çocuğuna yeterince zaman ayırıyor mu?” tartışması başlar.
Anne çalışırsa vicdan yapması beklenir, çalışmazsa ekonomik özgürlüğü sorgulanır.
Kısacası kadın ne yaparsa yapsın, birilerinin mutlaka söyleyecek bir sözü vardır.
Oysa kadınların da hayatlarını kendi kararlarıyla kurmaya hakkı vardır.
Bir kadın yalnızca anne değildir.
Yalnızca eş değildir.
Yalnızca kız evlat değildir.
Yalnızca bir çalışandan veya bir ev hanımından ibaret değildir.
Kadın, bütün bunların ötesinde kendi hayalleri, kendi düşünceleri, kendi hedefleri ve kendi duyguları olan bir insandır.
Görünmeyen emek
Bir de kadınların yıllardır taşıdığı görünmeyen bir emek var.
Sabah herkesten önce uyanmak…
Çocukların ihtiyaçlarını düşünmek…
Ev işleriyle ilgilenmek…
Yaşlı ve hasta aile bireylerinin sorumluluğunu üstlenmek…
Eşinin, çocuğunun, ailesinin derdini kendi derdi gibi taşımak…
Ve bütün bunları yaparken çoğu zaman “Zaten bunlar senin görevin” denilmesi…
Kadının emeğini görünmez hâle getiren en büyük sorunlardan biri de budur.
Bir evin temizliği görünmezdir.
Bir annenin gece boyunca çocuğunun başında beklemesi görünmezdir.
Bir kadının kendi ihtiyaçlarından vazgeçip ailesinin ihtiyaçlarını öncelemesi görünmezdir.
Ama o görünmeyen emek, bir ailenin ayakta kalmasını sağlayan en önemli güçlerden biridir.
Kadın güçlü olmak zorunda mı?
Toplum kadınlara sürekli “Güçlü ol” diyor.
Peki neden kadın her zaman güçlü olmak zorunda?
Kadının ağlamaya hakkı yok mu?
Yorulmaya hakkı yok mu?
Korkmaya hakkı yok mu?
“Ben artık dayanamıyorum” demeye hakkı yok mu?
Elbette var.
Kadın güçlü olmak zorunda değildir.
Kadın, istediğinde güçlü olabilir; istediğinde destek isteyebilir.
Çünkü gerçek güç, hiçbir zaman yardım istememek değildir.
Gerçek güç, insanın ne zaman desteğe ihtiyacı olduğunu kabul edebilmesidir.
Bir kadının en büyük mücadelesi bazen kendisiyle
Bazen kadın, başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğünden o kadar fazla etkilenir ki kendi hayatını yaşamayı unutur.
“İnsanlar ne der?”
“Ailem ne düşünür?”
“Çevrem nasıl karşılar?”
“Beni ayıplarlar mı?”
Bu sorular kadınların hayatında yıllarca devam edebilir.
Oysa insanın hayatı, başkalarının beklentilerini karşılamak için verilmiş bir ömür değildir.
Kadın da kendi kararlarını verebilmeli, kendi yolunu çizebilmeli, yanlış yaptığında yeniden başlayabilmelidir.
Çünkü hata yapmak erkeklere tanınan bir hak, kadınlara yasaklanmış bir ayrıcalık olmamalıdır.
Şiddetin gölgesinde yaşamak
Kadın olmanın en ağır taraflarından biri ise şiddet korkusudur.
Fiziksel şiddet kadar psikolojik şiddet, ekonomik baskı, tehdit, kontrol ve aşağılanma da kadınların hayatında derin yaralar bırakır.
Bir kadının korkmadan eve gidebilmesi gerekir.
Sokakta yürürken sürekli arkasını kontrol etmek zorunda kalmaması gerekir.
Bir ilişkide sevgi ile baskıyı birbirinden ayırabilmesi gerekir.
Ve en önemlisi, hiçbir kadın şiddeti hak ettiği düşüncesine inandırılmamalıdır.
Şiddetin hiçbir bahanesi yoktur.
Kadını suçlamak yerine şiddet uygulayanı sorgulamak gerekir.
“Ne yaptı da başına geldi?” sorusunun yerine artık “Bunu yapan neden yaptı ve neden engellenemedi?” sorusunu sormalıyız.
Kadının başarısından korkmamak
Toplum olarak bir başka yanlıştan da vazgeçmemiz gerekiyor:
Başarılı kadınlardan korkmaktan.
Bir kadın ekonomik olarak özgürse, eğitimliyse, kendi ayakları üzerinde duruyorsa bundan rahatsız olunmamalıdır.
Çünkü güçlü kadın, erkeğin düşmanı değildir.
Aksine güçlü kadın; güçlü bir ailenin, güçlü bir toplumun ve güçlü bir geleceğin temel taşlarından biridir.
Bir kadının yükselmesi başka birinin düşmesi anlamına gelmez.
Bir kadının başarısı, toplumun başarısıdır.
Bir kız çocuğunun iyi eğitim alması yalnızca onun geleceğini değil, gelecek nesillerin hayatını da değiştirir.
Kadın olmak zor, ama kadınlar çok güçlü
Evet…
Kadın olmak zor.
Bazen çok zor.
Ama bütün bu zorlukların içerisinde kadınlar yine de hayatı ayakta tutuyor.
Çocuk büyütüyor.
Çalışıyor.
Üretiyor.
Ailesine destek oluyor.
Topluma katkı sağlıyor.
Kendi yaralarını saklayıp başkalarının yaralarını sarıyor.
Belki de kadınların en büyük özelliği burada ortaya çıkıyor:
Kırıldıkları yerden yeniden ayağa kalkabilmek.
Fakat artık kadınlardan sürekli fedakârlık beklemek yerine onların da yanında durmayı öğrenmeliyiz.
Onlara “Sen güçlü olmak zorundasın” demek yerine “Yorulduğunda biz buradayız” diyebilmeliyiz.
Çünkü kadınların ihtiyacı olan şey yalnızca güzel sözler değildir.
Adaletli bir toplumdur.
Güvenli sokaklardır.
Eşit fırsatlardır.
Eğitim hakkıdır.
Ekonomik özgürlüktür.
Saygıdır.
Ve en önemlisi, insan yerine konulmaktır.
Unutmamak gerekir:
Bir kadının hayatını değiştirmek, bazen bir toplumun geleceğini değiştirmektir.
Bugün bir kız çocuğuna “Sen yapamazsın” yerine “Sen ne yapmak istiyorsun?” diyebilirsek…
Bir kadına “Katlanmak zorundasın” yerine “Senin de seçme hakkın var” diyebilirsek…
Bir anneye “Bu zaten senin görevin” yerine “Emeğin için teşekkür ederim” diyebilirsek…
Belki o zaman kadın olmak biraz daha kolaylaşır.
Çünkü mesele yalnızca kadınların güçlü olması değildir.
Asıl mesele, kadınların güçlü olmak zorunda bırakılmadığı bir toplum kurabilmektir.
Kadın olmak çok zor olabilir.
Ama kadınların hayatını zorlaştırmak kader değildir.
Değiştirmek bizim elimizdedir.
