demez. Önümüze sadece seçenekler koyar ve hangisini seçersek seçelim, diğerinden vazgeçmemizi ister. İşte insanın en büyük yükü de burada başlar. Çünkü bazen bizi yoran, verdiğimiz karar değil; veremediğimiz kararlar ve geride bıraktığımız ihtimallerdir.
Her insan, hayatının bir döneminde aynı soruyla baş başa kalır: "Acaba başka türlü bir karar verseydim, bugün daha mutlu olur muydum?" Bu soru, yalnızca sıradan insanların değil, filozofların da yüzyıllardır cevap aradığı en temel sorulardan biridir.
İşte Danimarkalı filozof Søren Kierkegaard'ın şu sözü de tam olarak bu gerçeğe işaret eder:
"Neyi seçersen seç, pişman olursun."
İlk bakışta karamsar görünen bu söz, aslında insan ruhunun doğasına yapılmış derin bir gözlemdir. Çünkü hayat, yalnızca yaptığımız seçimlerden değil, vazgeçtiğimiz ihtimallerden de oluşur.
Bugün insanlar belki de tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar fazla seçeneğe sahip. Hangi mesleği seçmeli? Hangi şehirde yaşamalı? Kiminle evlenmeli? Hangi okula gitmeli? Hangi yatırımı yapmalı? Fakat seçenekler arttıkça huzurumuz artmadı; aksine kaygımız büyüdü.
Çünkü her tercih, başka bir ihtimalden vazgeçmektir.
Bir öğretmen olan da zaman zaman "Acaba başka bir meslek seçseydim?" diye düşünür. Doktor olan da, mühendis olan da, esnaf olan da aynı soruyu kendi kendine sorar. Evlenen, bekâr hayatını merak eder; bekâr olan, aile kurmanın nasıl bir duygu olduğunu düşünür. Büyük şehirde yaşayan küçük kasabayı özler, küçük şehirde yaşayan ise büyük şehirlerin imkânlarını hayal eder.
Aslında pişmanlık çoğu zaman yanlış seçim yapmaktan değil, insan zihninin seçmediği hayatı sürekli idealize etmesinden kaynaklanır.
Sosyal medya bu duyguyu daha da derinleştiriyor. Herkes başkasının hayatının en güzel karelerini izliyor. Kendi hayatının perde arkasını, başkasının vitriniyle kıyaslıyor. Sonuç ise bitmeyen bir memnuniyetsizlik...
Oysa hiçbir hayat kusursuz değildir.
Her başarının görünmeyen bir bedeli, her mutluluğun taşınan bir yükü, her tercihin vazgeçilen bir tarafı vardır. Bunu kabul ettiğimiz gün, hayatı olduğu gibi yaşamaya başlarız.
Bugün insanların en büyük problemi yanlış seçim yapmak değil; mükemmel seçimi aramaktır. Oysa mükemmel seçim diye bir şey yoktur. Sadece emek verilen, sabır gösterilen ve sorumluluğu üstlenilen seçimler vardır.
Belki de asıl pişmanlık, yanlış yolu seçmek değildir. Asıl pişmanlık; karar vermeyi sürekli ertelemek, korkuların arkasına saklanmak ve "Ya daha iyisi varsa?" sorusuyla ömrü tüketmektir.
Hayat bekleyenleri değil, karar verenleri ödüllendirir.
Elbette bazen hata yapacağız. Bazen yanlış insanlar tanıyacak, yanlış işler kuracak, yanlış yollara gireceğiz. Fakat hiçbir hata, hiç yaşanmamış bir hayattan daha ağır değildir. Çünkü insan yaptığı yanlışları düzeltebilir; ama yaşayamadığı yılları geri getiremez.
Kierkegaard'ın sözü aslında bize umutsuzluğu değil, cesareti öğütler. Madem ki her seçimin bir bedeli var; o hâlde korkmadan seçmeli, seçtiğimiz hayatı da başkalarının hayatıyla kıyaslamak yerine anlamlı hâle getirmeliyiz.
Çünkü mutlu insanlar, en doğru seçimi yapanlar değildir. Mutlu insanlar, seçtikleri hayata emek verenlerdir.
Belki de gerçek bilgelik, pişmanlıksız bir hayat yaşamak değil; pişman olmayı göze alacak kadar cesur yaşayabilmektir. Hayatın sonunda bizi olgunlaştıran şey, hatasız seçimlerimiz değil; seçimlerimizin sorumluluğunu taşıyabilme erdemimizdir.
Not: Bu yazı, Søren Kierkegaard'ın seçim, özgürlük ve kaygı üzerine kaleme aldığı temel eserler ile konuya ilişkin güvenilir akademik kaynaklardan yararlanılarak hazırlanmıştır.
PEHLİVAN SÖNMEZ