Köşe Yazısı – İbrahim Uygur
Ortadoğu yine kaynıyor…
Gazze'den Suriye'ye, İran'dan Lübnan'a, Yemen'den Irak'a kadar uzanan geniş coğrafyada taşlar yerinden oynuyor. Bir yerde savaşın sesi yükselirken başka bir yerde diplomasi masası kuruluyor. Fakat masada konuşulanlar bitmeden sahada yeni bir kriz başlıyor.
Bugün Ortadoğu'ya baktığımızda birbirinden bağımsız gibi görünen birçok gelişmenin aslında aynı büyük denklemin parçaları olduğunu görüyoruz.
Ve insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Ortadoğu yeni bir büyük hesaplaşmaya mı hazırlanıyor?
GAZZE'NİN YÜKÜ HÂLÂ OMUZLARDA
Gazze'de yaşananlar artık sadece bölgesel bir mesele olmaktan çıktı.
On binlerce insanın hayatını kaybettiği, şehirlerin büyük bölümünün yıkıldığı, milyonlarca insanın temel ihtiyaçlara ulaşmakta zorlandığı bir tablo var karşımızda.
Dünyanın gözü önünde büyük bir insanlık dramı yaşanıyor.
Ateşkes konuşuluyor.
Diplomasi konuşuluyor.
Müzakereler yapılıyor.
Ama sahadaki acı bir türlü bitmiyor.
Burada artık sadece siyasi hesapları değil, insanlığın vicdanını da konuşmak gerekiyor.
Çünkü çocukların, kadınların ve sivillerin yaşam hakkı hiçbir siyasi hesabın arkasına saklanamaz.
İRAN VE ABD: YENİDEN GERİLİM
Ortadoğu'nun bir diğer önemli başlığı İran ile ABD arasındaki gerilim.
Washington ekonomik baskıyı artırmaya çalışırken Tahran geri adım atmıyor.
Bir tarafta yaptırımlar…
Diğer tarafta Hürmüz Boğazı…
Ve dünyanın gözü enerji yollarında.
Hürmüz Boğazı'nda yaşanabilecek ciddi bir kriz yalnızca İran ve ABD'yi ilgilendirmez.
Petrol fiyatları yükselir.
Enerji maliyetleri artar.
Dünya ekonomisi etkilenir.
Türkiye de bundan bağımsız kalamaz.
Çünkü Ortadoğu'daki her kriz, bizim ekonomimize, enerji maliyetlerimize ve ticaret yollarımıza doğrudan veya dolaylı olarak yansıyor.
ASIL DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN YER: SURİYE
Bana göre Ortadoğu'da önümüzdeki dönemin en kritik başlığı Suriye olacak.
Neden mi?
Çünkü Suriye artık sadece Suriye'nin meselesi değil.
Türkiye burada.
İsrail burada.
ABD burada.
İran'ın etkisi burada.
Rusya'nın geçmişten gelen hesapları burada.
Ve bütün bu aktörlerin Suriye konusunda birbirinden farklı planları var.
İsrail'in Suriye'deki askeri operasyonları ile Türkiye'nin Şam yönetimiyle geliştirdiği güvenlik iş birliği, yeni bir gerilim alanı oluşturuyor.
Son olarak Ebu Duhur hava üssüne yönelik İsrail saldırısı bunun açık göstergelerinden biri.
Türkiye saldırıyla ilgili açıklama yaptı.
İsrail ise Türkiye'nin Suriye'deki olası askeri varlığını güvenlik tehdidi olarak değerlendiriyor.
İşte tehlike tam da burada başlıyor.
Türkiye ile İsrail'in Suriye sahasında karşı karşıya gelmesi, yalnızca iki ülkeyi değil bütün bölgeyi etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle Ankara'nın da Tel Aviv'in de çok dikkatli hareket etmesi gerekiyor.
Çünkü Ortadoğu'da bir kıvılcımın nereye kadar büyüyeceğini kimse önceden hesaplayamaz.
LÜBNAN VE HİZBULLAH DOSYASI
Lübnan da yeniden kritik bir döneme giriyor.
İsrail ile Hizbullah arasındaki gerilim tamamen sona ermiş değil.
ABD'nin Hizbullah'a yönelik yaptırımları artırması da İran-Lübnan-İsrail hattındaki gerilimin devam edeceğini gösteriyor.
Burada unutulmaması gereken bir gerçek var:
Ortadoğu'da bir cephede yaşanan gelişme, başka bir cepheyi de harekete geçirebiliyor.
Gazze'deki gelişmeler Lübnan'ı etkiliyor.
Lübnan'daki gelişmeler İran'ı etkiliyor.
İran'daki gelişmeler Yemen'i etkiliyor.
Yemen'deki gelişmeler dünya ticaretini etkiliyor.
Ve bütün bunların sonunda faturayı yine halk ödüyor.
YEMEN'DEN KIZILDENİZ'E
Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi çevresindeki faaliyetleri de dünya ticaretini yakından ilgilendiriyor.
Çünkü mesele artık yalnızca savaş gemileri veya askeri operasyonlar değil.
Mesele ticaret.
Mesele enerji.
Mesele küresel ekonomi.
Bir geminin rotasının değişmesi bile ürünlerin maliyetini artırabiliyor.
Uzak bir coğrafyada başlayan çatışmanın etkisi Türkiye'deki vatandaşın market alışverişine kadar ulaşabiliyor.
İşte Ortadoğu'nun bugün geldiği nokta tam olarak budur.
PEKİ TÜRKİYE BU TABLONUN NERESİNDE?
Türkiye, Ortadoğu'nun tam merkezinde bulunan bir ülke.
Suriye sınırımız var.
Irak sınırımız var.
Bölgedeki gelişmelerin ekonomik, siyasi ve güvenlik açısından Türkiye'yi doğrudan etkilemesi kaçınılmaz.
Bu nedenle Ankara'nın izleyeceği dış politika büyük önem taşıyor.
Türkiye bir yandan Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunuyor.
Diğer yandan bölgedeki terör yapılanmalarına karşı güvenlik politikasını sürdürüyor.
Aynı zamanda İsrail'in Suriye'ye yönelik saldırılarını da yakından takip ediyor.
Bence Türkiye'nin önündeki en büyük görev, bölgesel savaşın içine çekilmeden bölgedeki ağırlığını koruyabilmek.
Bu kolay bir iş değil.
Ama Türkiye'nin diplomasi gücü burada devreye girmeli.
ORTADOĞU'NUN KADERİ SADECE SAVAŞLA YAZILMAMALI
Benim asıl endişem şu:
Ortadoğu'da herkes silah konuşuyor.
Herkes güvenlikten bahsediyor.
Herkes karşı tarafın hamlesine göre yeni bir hamle hesaplıyor.
Peki halklar ne olacak?
Gazze'deki çocuk ne olacak?
Lübnan'daki aile ne olacak?
Suriye'deki milyonlarca insan ne olacak?
Yemen'deki yoksul halk ne olacak?
Savaşların kazananları çoğu zaman masalarda oturanlardır.
Ama kaybedenler sokaklarda yaşayan insanlardır.
SON SÖZ
Ortadoğu'da bugün yaşananları yalnızca günlük haberler olarak görmemek gerekiyor.
Büyük bir güç mücadelesi yaşanıyor.
Sınırlar, enerji yolları, askeri üsler, ticaret yolları ve siyasi nüfuz yeniden hesaplanıyor.
Gazze bu hesaplaşmanın en acı yüzü.
Suriye ise gelecekteki güç mücadelesinin en kritik sahalarından biri olmaya aday.
İran-ABD gerilimi ise bütün bu denklemin enerji ve ekonomi ayağını oluşturuyor.
Böyle bir ortamda Türkiye'nin yapması gereken, soğukkanlılığını kaybetmeden diplomasi masasındaki ağırlığını artırmak.
Çünkü Ortadoğu'da savaşın sesi çok yüksek.
Ama barışın sesi daha güçlü çıkmak zorunda.
Ve unutmayalım:
Ortadoğu'da barış olmazsa, dünyanın hiçbir köşesi gerçekten huzurlu olamaz.
İbrahim Uygur
