Okulların açılması yaklaştığında evlerde tatlı bir telaş başlar. Çocukların okul heyecanı, yeni kıyafetler, çantalar, defterler, kalemler… Bir çocuğun gözündeki o heyecan aslında hepimizin ortak mutluluğudur.
Ancak bugün bu heyecanın yanında başka bir duygu daha var: Anne ve babaların geçim kaygısı.
Çünkü okul zili yalnızca sınıfların kapılarını açmıyor. Aynı zamanda aile bütçesinin de yeniden hesaplandığı bir dönemi başlatıyor.
Bir çocuğu okula hazırlamak artık sadece birkaç defter, kalem ve okul kıyafeti almak anlamına gelmiyor. Kırtasiye masrafları, servis ücretleri, okul kıyafetleri, ayakkabı, beslenme, kantin giderleri ve eğitim sürecinin içinde ortaya çıkan diğer ihtiyaçlar ailelerin bütçesinde önemli bir yer tutuyor.
Hele bir de aynı evde iki, üç çocuk varsa…
Anne ve baba bir çocuğun ihtiyacını karşılarken diğerinin ihtiyacını düşünüyor. “Bunu şimdi mi alsak, biraz daha beklesek mi?” diye hesap yapıyor.
Çocuk ise çoğu zaman bu hesabın farkında bile değil.
Arkadaşında gördüğü bir çantayı, ayakkabıyı veya kıyafeti istiyor. Çünkü çocuk dünyasında ihtiyaç ile istek arasındaki sınır henüz bizim kadar belirgin değil.
İşte anne ve babanın en zorlandığı noktalardan biri de burada başlıyor.
Bir yanda çocuğunun yüzünü güldürme isteği, diğer yanda evin bütçesini ayakta tutma mücadelesi…
Eğitim bir masraf değil, geleceğe yapılan yatırımdır
Eğitim konusunda konuşurken sadece bugünün giderlerini düşünmemeliyiz.
Çünkü eğitim, bir ülkenin geleceğidir.
Çocuklarımızın iyi eğitim alması, yeteneklerini geliştirmesi, sosyal ve kültürel açıdan kendilerini yetiştirmesi hepimizin ortak sorumluluğudur.
Bu nedenle bir ailenin çocuğunu okutmak için verdiği mücadeleyi yalnızca “aile bütçesi” olarak görmemek gerekir.
Bu aynı zamanda toplumsal bir meseledir.
Çünkü ekonomik imkânları daha sınırlı olan bir çocuğun eğitim hayatında geride kalması, yalnızca o çocuğun değil, toplumun da kaybıdır.
Bir çocuğun başarısı ailesinin maddi gücüne bağlı olmamalıdır.
Çocuğun elindeki kalemin markası, giydiği ayakkabının fiyatı veya taşıdığı çantanın değeri onun zekâsını, yeteneğini ve gelecekteki başarısını belirlememelidir.
Beslenme çantası da artık önemli bir mesele
Okulların açılmasıyla birlikte üzerinde daha fazla düşünmemiz gereken konulardan biri de çocukların beslenmesi.
Çocuklarımızın derslere dikkat verebilmesi, sağlıklı gelişebilmesi ve gününü enerjik geçirebilmesi için yeterli ve dengeli beslenmesi gerekiyor.
Fakat bazı aileler için her gün beslenme çantasına konulacak yiyecekleri hazırlamak bile ciddi bir bütçe hesabı anlamına gelebiliyor.
Bir çocuğun okul çantasına yalnızca kitap ve defter değil, sağlıklı bir gelecek umudu da konulmalı.
Bu konuda okulların, yerel yönetimlerin ve devletin imkânları ölçüsünde destekleyici çalışmalar yapması çok değerli olacaktır.
Özellikle ekonomik açıdan zorlanan ailelerin çocuklarının okulda sağlıklı beslenmesine yönelik sosyal desteklerin güçlendirilmesi, çocuklarımızın eğitim hayatına doğrudan katkı sağlayacaktır.
Anne ve babaların görünmeyen mücadelesi
Anne ve babalar çoğu zaman çocuklarına belli etmeden mücadele eder.
Çocuğunun yanında güçlü görünmeye çalışır.
“Alırız.”
“Bir şekilde hallederiz.”
“Sen dersine bak.”
der.
Ama çocuk uyuduktan sonra mutfak masasında hesap yapan yine anne ve babadır.
Kira, elektrik, su, doğalgaz, mutfak masrafı, ulaşım, kredi ödemeleri derken eğitim giderleri de bütçeye eklenir.
Bazen anne kendi ihtiyacından vazgeçer.
Bazen baba uzun zamandır ertelediği bir ihtiyacını yine erteler.
Çünkü anne ve baba için çocuğunun eğitimi önceliklidir.
İşte bu fedakârlığın görünür olması gerekiyor.
Çocuklarımızın eğitim hayatını kolaylaştırırken onların anne ve babalarının da omuzlarındaki yükü hafifletmeliyiz.
Özel okul mu, devlet okulu mu?
Bir başka önemli konu da özel eğitim kurumlarının maliyetleri.
Bazı aileler çocuklarına daha fazla imkân sunabilmek için özel okulları tercih ediyor. Ancak bu tercihin aile bütçesine getirdiği yük oldukça ağır olabiliyor.
Diğer tarafta devlet okullarında eğitim gören milyonlarca çocuğumuz var.
Burada temel hedefimiz çok açık olmalı:
Çocuğun hangi okulda okuduğundan bağımsız olarak kaliteli eğitime ulaşabilmesi.
Devlet okullarımızın fiziki imkânlarının güçlendirilmesi, eğitim kalitesinin artırılması, sosyal ve kültürel faaliyetlerin çoğaltılması; ailelerin üzerindeki ekonomik baskının da azaltılmasına yardımcı olacaktır.
Çünkü güçlü bir devlet okul sistemi, yalnızca eğitim sistemini değil, aile bütçesini de destekler.
Peki ne yapabiliriz?
Öncelikle eğitimde fırsat eşitliğini daha fazla güçlendirmeliyiz.
İhtiyaç sahibi öğrenciler için kırtasiye ve okul kıyafeti destekleri artırılabilir.
Okullarda ücretsiz veya uygun maliyetli sağlıklı beslenme programları yaygınlaştırılabilir.
Servis ve ulaşım konusunda özellikle dar gelirli ailelere yönelik destek mekanizmaları geliştirilebilir.
Yerel yönetimler, okullar ve sivil toplum kuruluşları arasında daha güçlü bir dayanışma kurulabilir.
Kullanılabilir durumda olan okul kıyafetleri, çantalar ve eğitim materyallerinin ihtiyaç sahibi çocuklara ulaştırılması için dayanışma ağları oluşturulabilir.
Ama bütün bunların ötesinde önemli bir şey daha var:
Çocuklarımızın birbirleriyle maddi imkânlar üzerinden kıyaslanmasını önleyecek bir eğitim ve toplum kültürü oluşturmalıyız.
Çünkü bir çocuğun kendisini arkadaşından daha değersiz hissetmesine neden olacak hiçbir ekonomik farklılık, onun eğitim hakkının önüne geçmemeli.
Okul zili umutla çalsın
Bugün okullar yeniden açılırken hepimizin ortak dileği çocuklarımızın sağlıklı, mutlu ve başarılı bir eğitim yılı geçirmesi.
Anne ve babaların dileği ise bundan biraz daha fazla.
Onlar çocuklarının geleceğini düşünüyor.
İyi bir meslek sahibi olmasını, kendi ayakları üzerinde durmasını, kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmesini istiyor.
Bu nedenle okulların açılması sadece bir eğitim takviminin başlaması değildir.
Bir ailenin geleceğe dair umutlarının yeniden yeşermesidir.
Çocuklar okula giderken ellerinde çantaları, yüzlerinde heyecanları olsun.
Anne ve babaların ise çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayamadıkları için geceleri endişeyle hesap yapmak zorunda kalmadıkları bir eğitim dönemi yaşayalım.
Unutmayalım;
Bir ülkenin en büyük zenginliği petrolü, doğalgazı, altını ya da fabrikaları değil; iyi yetişmiş çocuklarıdır.
Onların eğitimine yapılan her yatırım, aslında Türkiye’nin geleceğine yapılan yatırımdır.
Okul zilleri umutla çalsın.
Çocuklarımız sınıflarına korkuyla değil, hayallerinin peşinden koşma heyecanıyla girsin.
Anne ve babalar da onların arkasından bakarken yalnızca “Masrafları nasıl karşılayacağız?” diye düşünmesin.
“Çocuğumun güzel bir geleceği olacak.” diyebilsin.
Nurcan Huyelmas <Bu mesaj düzenlendi>
