Her yıl üniversitelerden ve meslek yüksekokullarından binlerce genç mezun oluyor. Kep havaya atılırken yüzlerde umut, ailelerde gurur, geleceğe dair büyük hayaller görülüyor. Ancak mezuniyet töreninin coşkusu kısa süre içinde yerini zorlu bir mücadeleye bırakıyor. Çünkü artık gençleri bekleyen gerçek hayatın en önemli sorularından biri şudur: “Şimdi ne olacak?”
Yıllar boyunca eğitim almak, sınavlardan geçmek, emek vermek ve hayaller kurmak kolay değildir. Gençler, ailelerinin fedakârlıklarıyla, kendi çabalarıyla ve büyük umutlarla diploma sahibi oluyor. Fakat ne yazık ki diploma tek başına iş sahibi olmanın garantisi olmuyor.
Bugün birçok genç mezun, iş ilanlarında karşılaştığı “en az üç yıl deneyim” şartı nedeniyle daha ilk adımda umutsuzluğa kapılıyor. Henüz çalışma fırsatı bulamamış birinden deneyim beklenmesi, gençlerin önüne görünmez duvarlar örüyor. Bir kısmı aylarca hatta yıllarca iş arıyor, bir kısmı ise eğitimini aldığı mesleğin dışında çalışmak zorunda kalıyor.
İşsizlik yalnızca ekonomik bir sorun değildir. Uzun süre iş bulamayan gençlerde özgüven kaybı, gelecek kaygısı, psikolojik yorgunluk ve umutsuzluk da ortaya çıkabiliyor. Emeklerinin karşılığını alamadıklarını düşünen gençler, zamanla hayallerinden uzaklaşabiliyor. Oysa bir ülkenin en büyük gücü, iyi yetişmiş ve üretmeye hazır genç nüfusudur.
Diğer taraftan işverenlerin de kendilerine göre haklı beklentileri bulunuyor. Nitelikli personel arıyor, iş disiplinine sahip, kendini geliştiren ve değişen teknolojiye uyum sağlayabilen çalışanlar istiyorlar. Bu noktada eğitim sistemi ile iş dünyası arasındaki bağın daha da güçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Üniversitelerde verilen teorik eğitimin yanında uygulamalı stajların artırılması, mezun olmadan önce iş deneyimi kazanılmasına katkı sağlayacaktır.
Devlet kurumlarına da önemli görevler düşüyor. Genç istihdamını destekleyen teşviklerin artırılması, girişimcilik projelerine daha fazla kaynak ayrılması, mesleki eğitim programlarının güncellenmesi ve kamu-özel sektör iş birliklerinin güçlendirilmesi gençlerin önünü açacaktır. Özellikle ilk kez işe alınacak gençlere yönelik destek programları hem işveren hem de çalışan açısından önemli bir kazanım sağlayabilir.
Aileler de bu süreçte gençlerin en büyük dayanağı olmalıdır. Sürekli baskı yapmak yerine onları anlamaya çalışmak, moral vermek ve yeteneklerini geliştirmeleri için destek olmak çok değerlidir. Çünkü her başarı biraz zaman, sabır ve doğru fırsat ister.
Gençler ise umutsuzluğa kapılmadan kendilerini geliştirmeye devam etmelidir. Yabancı dil öğrenmek, dijital beceriler kazanmak, mesleki sertifika programlarına katılmak, gönüllü projelerde yer almak ve teknolojiyi yakından takip etmek onları bir adım öne taşıyacaktır. Bugünün rekabetçi dünyasında öğrenme, mezuniyetle bitmiyor; tam tersine yeni başlıyor.
Unutulmamalıdır ki bir ülkenin geleceği; fabrikalarında çalışan işçisinin, tarlasında üreten çiftçisinin, bilim insanının, öğretmeninin, doktorunun ve en önemlisi umutlarını kaybetmemiş gençlerinin omuzlarında yükselir. Gençlere güvenmek, onlara fırsat vermek ve emeklerinin karşılığını alabilecekleri bir çalışma ortamı oluşturmak yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorumluluktur.
Bugün diplomalarını ellerinde tutan gençler, aslında sadece bir iş aramıyor; emeklerinin değer gördüğü, hayallerini gerçekleştirebildikleri ve ülkelerine katkı sunabilecekleri bir gelecek istiyorlar. Onların bu isteği bir ayrıcalık değil, en doğal haklarıdır.
Çünkü güçlü bir gelecek, gençlerini bekleten değil; onların önünü açan toplumların eseridir.
Nurcan Huyelmas