Bir insan, ekmek parası kazanırken neden ruh sağlığını kaybetmek zorunda?
Her sabah işe gitmek için değil de korkudan titreyerek uyanıyorsanız, o iş yeri artık sizin için bir hapishaneye dönüşmüştür.

Ece Gürel… Henüz 24 yaşındaydı. Hukuk mezunuydu, geleceğe dair hayalleri, umutları vardı. Ama hayattan koparıldı. İş yerinde maruz kaldığı psikolojik baskı ve mobbing onu yavaş yavaş tüketti. Yalnız hissetti, çaresiz bırakıldı. Ve sonunda sessiz çığlığı duyulmadı…

Bu, sadece genç bir kadının trajik hikâyesi değil. Bu, her gün binlerce çalışanın iş yerlerinde yaşadığı ama çoğu zaman görünmez kalan psikolojik şiddetin bir yansımasıdır.

Mobbing Sadece İş Yerinde Kalmaz

Bir insanın yaşadığı baskı, iş yerinde başlamış olabilir ama sadece orada kalmaz. Evine taşınır, sosyal hayatına sızar, ruhunu sarar.

Mobbinge uğrayan bir kişi, iş yerinde aşağılanmanın, değersiz hissetmenin ve sürekli baskı altında olmanın acısını sadece kendisi değil, ailesiyle ve sevdikleriyle de yaşar. Ama çoğu zaman anlatamaz:

  • İşini kaybedersin” derler.
  • Böyle şeyler her iş yerinde var” derler.
  • Biraz sabret” derler.

Ve işte böyle, yavaş yavaş tükenir insan.
Tıpkı Ece gibi

Görünmeyen İşkence: Mobbing

Mobbing, fiziksel bir yara bırakmaz ama insanın ruhunu çürütür.
Kimi zaman ağır hakaretlerle, kimi zaman küçümsenmelerle, kimi zaman da görmezden gelinerek…

Bir insanın çöküşü bazen tek bir günde olmaz.
Günler, haftalar, aylar boyunca, her gün biraz daha eksile eksile

Kimileri, “İş hayatı böyledir, dayanacaksın” der. Ama mobbing, dayanılması gereken bir şey değildir.
Çünkü bu sadece işçiyi değil, onun ailesini, sosyal çevresini, hayata olan inancını ve en kötüsü geleceğe dair umutlarını da yok eden bir süreçtir.

Ece Gürel, bu yükü tek başına taşıyamadı.
Ama onu bu hale getiren sistem hâlâ devam ediyor.
Bugün bir kişi sustu, yarın bir başkası daha sessizce tükenebilir.

Sistemin Sessizliği ve Soru İşaretleri

Ece’nin çalıştığı avukatlık bürosu, uluslararası bağlantıları olan büyük bir yerdi.
İş yerindeki baskıların sadece bireysel değil, sistematik bir yapının içinde nasıl şekillendiği düşündürücü değil mi?

  • Böylesine büyük bir kurumda mobbingin bu kadar rahat uygulanabilmesi neyi gösteriyor?
  • İş yerinde yaşadığı baskılarla başa çıkamaz hale gelen bir genç kadının çığlığı neden duyulmadı?
  • Çalışanlarını koruması gerekenler, gerçekten sorumluluk aldı mı?

Belki de bu soruların cevabını hiçbir zaman tam anlamıyla öğrenemeyeceğiz.
Ama ortada değişmez bir gerçek var: Mobbing sadece bireysel bir sorun değil, sistemin içinde kökleşmiş bir adaletsizliktir.
Eğer buna karşı sesimizi yükseltmezsek, daha nice genç insanı kaybedeceğiz.

Çözüm Var mı?

Evet, ama önce bu sorunun farkına varmalıyız.

  • Çalışanlar haklarını bilmeli. Mobbing delilleri toplanmalı, Çalışma Bakanlığı’na ve hukuki mercilere başvurulmalı.
  • İşverenler sorumluluk almalı. Çalışanlarını koruyamayan bir sistem, eninde sonunda kendisi de çöker.
  • Devlet ve sendikalar daha etkin olmalı. Çalışma ortamlarında psikolojik güvenlik sağlanmalı, mobbing şikayetleri titizlikle incelenmeli.
  • Aileler bilinçlenmeli. Mobbinge uğrayan kişilerin en büyük destekçisi aileleri olmalı.Sabret” demek yerine, çözüm yolları aramak için yanında olmalılar.

Ece Gürel’in yaşadığı acı, bir daha kimsenin yaşamak zorunda kalmaması için bir uyanışa dönüşmeli.
İşyerleri, çalışanlarını yok etmeye değil, onlara değer vermeye yönelik yapılar olmalı.
Çünkü insanlar, yalnızca iş gücü değil, emekleriyle saygıyı hak eden bireylerdir.

Ve en önemlisi… Sessiz kalmamalıyız.

Bir kişinin çığlığını duymazsanız, bir başka çığlık daha duyulmaz olacak.
Bir kişiyi kaybetmek, sadece o hayatı değil, hepimizin kaybını simgeliyor.
Bunu daha fazla engellemek için sesimizi yükseltmeli ve genç beyinlerimize sahip çıkmalıyız.