Bir zamanlar bereketin simgesi olan Güneydoğu toprakları, bugün yorgun ve suskun. Fıstık, üzüm ve onlarca tarım ürünüyle hem ülke ekonomisine katkı sunan hem de binlerce aileye ekmek kapısı olan bu coğrafyada artık endişe hakim. İklim değişikliği sadece mevsimleri değil, umutları da altüst etti. Ya zamansız yağan yağmur ya da hiç gelmeyen bahar… Fıstık ağaçları çiçek açamadan kuruyor, üzüm bağları meyve vermeden sararıyor.
2025’in baharında Güneydoğu’da ve Ege’de etkili olan dolu yağışları, çiftçinin bir yıl boyunca beklediği emeği daha dalındayken yerle bir etti. Henüz meyveye dönmemiş çiçekler, dolu yağışıyla birlikte toprağa düştü. Yüzlerce dönüm bağ ve bahçede ürün kaybı yaşandı. Tarım takvimi altüst oldu. Kuraklıkla boğuşan çiftçi şimdi bir de afetlerle baş etmeye çalışıyor.
Bir çiftçinin sözleriyle:
“Fıstık ağacım bu yıl hiç gülmedi. Her yıl nisanın ortasında dallar beyaz çiçekle kaplanırdı, bu yıl ya çiçek olmadı ya da doluya kurban gitti. Gözüm gibi baktığım toprağım, bu kez bana bakamadı.”
Bu sözler, sadece bir insanın değil, toprağın da iç geçirdiğinin sessiz ifadesidir.
İklim değişikliği artık uzak bir ihtimal değil; tam da burada, bu topraklarda yaşanıyor. Ne geleneksel bilgiler, ne de yılların deneyimi, bu dengesiz doğaya karşı yeterli değil. Çiftçi hem doğayla savaşıyor, hem de ekonomik yükün altında eziliyor. Ürün azaldıkça geçim zorlaşıyor, gençler tarımdan kopuyor, köyler sessizleşiyor.
Bu noktada elbette devletimizin desteği göz ardı edilemez. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından afet sonrası zarar gören üreticilere yönelik çeşitli yardımlar yapılıyor. Mazot, gübre desteği, zarar tespit çalışmaları ve kredi ertelemeleri çiftçiye bir nebze nefes aldırıyor. Ancak bu yardımlar geçici çözümler sunuyor. Artık daha kalıcı, bölgeye özgü, iklim krizine karşı dayanıklı tarım politikalarına ihtiyaç var.
Unutulmamalıdır ki; bir fıstık tanesi sadece yemiş değil, bir emeğin, bir ailenin, bir bölgenin geleceğidir.
Toprak susarsa, şehirler de sessiz kalır.
Nurcan Huyelmas
