Yaz aylarının en kritik dönemlerinden biri… Bir yanda üniversite sınavını geride bırakan gençler, diğer yanda onların geleceği için endişelenen aileler. Tercih dönemi geldiğinde aslında sadece bir okul seçilmiyor; bir hayatın yönü, bir mesleğin temeli ve bir geleceğin rotası belirleniyor.

Ne yazık ki birçok öğrenci tercihlerini kendi ilgi ve yeteneklerinden çok çevresel baskılarla, popüler meslek algısıyla ya da yalnızca yüksek gelir beklentisiyle yapıyor. Oysa meslek seçimi, bir insanın hayat kalitesini doğrudan etkileyen en önemli kararlardan biridir.

Günümüzde hızla değişen dünya, yeni meslek alanlarını da beraberinde getiriyor. Yazılım, yapay zekâ, siber güvenlik, veri analizi, sağlık bilimleri, psikoloji, yenilenebilir enerji ve teknik alanlar gelecekte daha da önem kazanacak gibi görünüyor. Ancak burada asıl önemli olan “en popüler meslek” değil; kişinin kendini en iyi ifade edebildiği, severek yapabileceği mesleği seçmesidir.

Üniversite eğitimi yalnızca bir diploma süreci değildir. Aynı zamanda düşünmeyi öğrenme, araştırma yapma, sosyal sorumluluk kazanma ve hayata hazırlanma sürecidir. Bu nedenle öğrenciler sadece ders başarısına değil; yabancı dil öğrenmeye, dijital becerilerini geliştirmeye, staj yapmaya ve kendilerini sosyal anlamda da geliştirmeye önem vermelidir.

Aileler ve öğrenciler aynı yükü taşıyor

Bu süreçte en büyük yüklerden biri de ailelerin omuzlarındadır. Artan yaşam maliyetleri, kira fiyatları, yurt ücretleri ve eğitim giderleri birçok aileyi ciddi şekilde zorlamaktadır. Bazı aileler çocuklarının eğitimi için büyük fedakârlıklar yaparken, bazıları ekonomik sınırlarını zorlamaktadır.

Öğrenciler açısından da tablo kolay değildir. Yeni bir şehir, aileden ayrılma, barınma sorunu, ekonomik sıkıntılar ve gelecek kaygısı gençlerin üzerinde ciddi bir baskı oluşturmaktadır. Birçok öğrenci eğitimini sürdürebilmek için aynı zamanda çalışmak zorunda kalmaktadır.

Barınma ve eğitim maliyeti en büyük sorun

Özellikle büyük şehirlerde barınma sorunu her geçen yıl daha da büyümektedir. Devlet yurtlarının kapasitesi artsa da talep hâlâ yüksektir. Özel yurt ve kiraların yüksekliği ise öğrencilerin eğitim hayatını doğrudan etkilemektedir. Eğitim hakkının sürdürülebilir olması için barınma imkânlarının güçlendirilmesi artık bir zorunluluktur.

Vakıf üniversiteleri ise eğitim sisteminin önemli bir parçası hâline gelmiştir. Ancak yüksek ücretler bazı aileler için ciddi bir yük oluşturmaktadır. Bu nedenle tercih yapılırken sadece üniversitenin adı değil; burs imkânları, eğitim kalitesi, mezun başarı oranları ve toplam maliyet mutlaka dikkate alınmalıdır.

Peki çözüm nerede?

Bu sorunların çözümü mümkündür ancak planlı ve kararlı adımlar gerektirir:

• Kariyer rehberliği sistemli ve zorunlu hâle getirilmelidir.
• Üniversite tanıtımları şeffaf ve gerçek verilerle yapılmalıdır.
• Barınma kapasitesi acilen artırılmalıdır.
• Burs ve öğrenci destek sistemleri genişletilmelidir.
• Kira ve yurt fiyatlarına denetim mekanizması getirilmelidir.
• Üniversite–sanayi iş birliği güçlendirilmelidir.
• Uygulamalı eğitim her bölümde artırılmalıdır.
• Dijital beceri ve yabancı dil eğitimi standart hâle getirilmelidir.
• Ailelere yönelik bilinçlendirme çalışmaları yapılmalıdır.
• Psikolojik danışmanlık hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır.

Son söz

Üniversite tercihi bir sonuç değil, bir başlangıçtır. Gençlerin doğru yönlendirilmesi, ailelerin desteklenmesi ve eğitim sisteminin güçlendirilmesiyle bu süreç bir stres kaynağı olmaktan çıkıp sağlıklı bir gelecek planlamasına dönüşebilir.

Unutulmamalıdır ki; doğru meslek sadece para kazandıran değil, insanın kendini gerçekleştirebildiği meslektir. Ve en önemlisi, geleceği şekillendiren şey yalnızca hangi üniversiteye gidildiği değil, o üniversitede ne öğrenildiğidir.
Nurcan Huyelmas ‎