Bir insan, sabahın köründe kalkıp akşamın karanlığında evine dönüyorsa, o günün sonunda sadece yorgun değil, tükenmiş demektir. Çünkü artık bu ülkede birçok işçi, çalışarak değil, adeta hayatta kalmaya çalışarak geçiniyor. Emeğin kutsal olduğu söylenir ama bu söz, yıllardır sadece afişlerde ve reklamlarda kaldı. Gerçek hayatta işçinin emeği, teri kurumadan değil, umursanmadan sömürülüyor.

 

Bir işçi günde on saat çalışıyor. Hem de çoğu zaman sigortasız, hem de asgari ücretin bile altında. Sormak lazım: bu insanın hakkı bu mu?

Siz patron koltuğunda rahatça otururken, o insanın sırtındaki yükü, cebindeki eksilen parayı, çocuğuna götüremediği ekmeği hiç düşündünüz mü?

Yoksa onu sadece “ucuz iş gücü” olarak mı görüyorsunuz?

 

Daha acısı, bazı patronlar bu haksızlığı bilerek yapıyor. Üstelik bunu bir de lütuf gibi sunuyorlar:

“Çalışıyorsun ama bak maaşını da düzenli veriyorum.”

Oysa ne maaşı tam, ne sigortası doğru, ne de mesaisi hakkıyla ödeniyor.

Hatta işçinin durumunu bildiği hâlde daha fazlasını isteyenler var.

Bu artık sadece vicdansızlık değil, zulümdür.

 

Bir işçiden verim, sadakat, hizmet bekleyenler önce kendi insanlık borcunu ödesin.

Asgari ücret bir lütuf değil, bir haktır.

SGK bir yük değil, bir güvencedir.

Yemek, yol, sosyal yardımlar “isteğe bağlı” değil, insan onurunun gereğidir.

 

Ama bu ülkede hâlâ birçok işveren, işçinin alın terinden kâr, yorgunluğundan güç devşiriyor.

Denetim mekanizmaları kâğıt üzerinde var ama sahada yok.

Ve bu yokluk, sadece işçiyi değil, onun ailesini, geleceğini, çocuklarını da vuruyor.

Bir babanın çaresizliği, bir annenin tükenen sabrı, bir çocuğun eksik defteri, bu ihmallerin bedelidir.

 

Bazı patronlar evde eşine söz geçiremez ama işçisine bağırarak, hakaret ederek, maaşını keserek “gücünü” ispatlamaya çalışır.

Oysa gerçek güç, birinin hakkını vermekte, adil olmaktadır.

Gerçek zenginlik, kazandığın paranın miktarında değil, kazandığın helalliğindedir.

 

Artık şu soruyu sormanın vakti geldi:

Bu ülkede emeğin karşılığı gerçekten veriliyor mu?

Yoksa biz, emeği değil, emeği sömürenleri mi ödüllendiriyoruz?