15 Temmuz 2016...
O karanlık gecede ülke olarak bir kez daha darbenin ne demek olduğunu, halkın iradesiyle nasıl geri püskürtülebileceğini yaşadık. Milyonlarca insan sokaklara döküldü, şehitler verdik, yaralılarımız oldu. Ama o gece, demokrasiye sahip çıkmanın ne anlama geldiğini tüm dünyaya gösterdik.
Sabaha büyük bir felaketin eşiğinden dönmenin gururuyla uyandık.
Ancak aradan geçen bunca yıla rağmen hâlâ şu soruyu tam olarak soramıyoruz:
Gerçekten kurtulduk mu?
Hain yapı, yani FETÖ, sadece tanklarla ve silahlarla karşımıza çıkmadı. Asıl gücünü yıllar süren sinsi örgütlenmesinden aldı. Eğitim kurumlarından bürokrasiye, yargıdan emniyete, hatta aile yapısının en özel alanlarına kadar her yere sızdılar.
Evet, devletin görünen yapıları içindeki uzantıları büyük ölçüde temizlendi. Ancak unutmayalım ki bu bir buzdağıydı; görünmeyen kısmı hâlâ derinlerde duruyor. Ve o kısmı ne yazık ki herkes göremiyor ya da görmek istemiyor.
Bugün hâlâ bazı özel dershanelerde, özel okullarda bu yapının izlerine rastlamak mümkün.
Eski alışkanlıklar, eski söylemler ve hatta aynı kadrolar hâlâ yerli yerinde duruyor.
Yöntem değişmiş olabilir, isimler değişmiş olabilir ama amaç hâlâ aynı: Genç beyinleri etkilemek, onları kendi ideolojik yapılanmalarına çekmek ve yeni bir “sessiz nesil” yetiştirmek.
Veliler çocuklarını bu kurumlara gönderirken çoğunlukla sadece sınav başarısına odaklanıyor. Oysa bu tür yapılar, "manevi eğitim" adı altında çok daha derin, çok daha tehlikeli bir propaganda yürütüyor olabilir.
Zannediyoruz ki 15 Temmuz’dan sonra bu yapı tamamen dağıldı. Oysa örgütsel yapılar kolay kolay dağılmaz; yalnızca şekil değiştirirler.
Bu nedenle sadece devletin çabası yetmez.
İstihbarat birimlerine, Milli Eğitim Bakanlığı’na ve denetleyici kurumlara elbette büyük sorumluluk düşüyor.
Ama her vatandaşın da uyanık, dikkatli ve bilinçli olması gerekiyor.
Çünkü bu mücadele, bir kere verilip unutulacak bir savaş değil; uzun vadeli, sabır isteyen bir direniştir.
Her okulda, her kurumda, her alanda gözümüz açık olmalı.
Unutmayalım:
FETÖ sadece bir darbe girişimi değildi.
Bu milletin güven duygusuna, inancına, kurumlarına ve geleceğine karşı yapılan sinsi bir işgal teşebbüsüdür.
Görevimiz bu işgali tamamen sona erdirmektir.
Ve bu, sadece görüneni değil, görünmeyeni de fark etmekle başlar.
Son söz:
Bazı tehlikeler sustuğunda değil, görmezden gelindiğinde büyür.
