Gazze’de artık insanlar bombalardan değil, açlıktan ölüyor. Yüz binlerce çocuk, kadın, yaşlı ve sivil; bir lokma ekmek, bir yudum su için ölümle yaşam arasında sıkışmış durumda.

Ancak dünya bu manzaranın karşısında büyük ölçüde sessiz. Ekranlara yansıyan birkaç saniyelik görüntüyle iç geçiren izleyiciler, kısa süre sonra günlük yaşamlarına kaldığı yerden devam ediyor.

Peki ama neden bu kadar sessiziz?
Neden İslam dünyası bu zulüm karşısında dut yemiş bülbül gibi suskun?
Kimi liderler diplomatik ifadelerin arkasına sığınıyor, kimi toplumlar ise alıştıkları duyarsızlıkla olan bitene kayıtsız kalıyor.
Ama unutulmamalı: Sessizlik bazen suç ortaklığıdır.
Ve Gazze’de açlıktan ölen insanlar karşısında gösterilen bu sessizlik, insanlık tarihine kara bir leke olarak geçecek.

Bu İnsanlığın Sınavı

Gazze sadece bir bölge değil, yaşananlar sadece bölgesel bir trajedi değil; bu aynı zamanda tüm dünyanın, insanlığın vicdanının sınavı.
Ve bu sınavda birçok insan, lider, devlet ve toplum sınıfta kaldı.

Her göz göre göre açlıktan ölen çocuk, sadece Filistin’in değil, insanlığın da utancıdır.
Bugün İslam dünyası nerede?
Birlik söylemleri, kardeşlik çağrıları, Kudüs için dökülen gözyaşları nerede?
Gazze için neden bu suskunluk?

Zulmeden zalimdir, evet. Ama susan da sorumludur.
Mazlumun çığlığına kulak tıkayan, bir gün kendi sesini de kaybeder.

Bu Gerçekle Yüzleşin

Bu bir metafor değil: Gazze’de insanlar açlıktan ölüyor.
Ve o açlıktan ölen insan, bizim kardeşimiz.
Eğer onun çığlığı senin evine ulaşmıyorsa, o zaman vicdanının duvarları çoktan yıkılmış demektir.

Mevlana’nın dediği gibi:
"Bir mum, diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez."
Belki de şimdi, o mumu yakma zamanıdır.