Son yıllarda boşanmaların hızla arttığını görüyoruz. Ekonomik dengelerin bozulması, geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığı aile kurumunu derinden sarsıyor. Evin direği olan erkek, eline geçen üç beş kuruşu ailesine yetiştirmeye çalışıyor; ancak çoğu zaman yetiremiyor. Kadın ise artan beklentiler ve toplumsal baskılarla birlikte daha fazlasını istiyor. İstiyor çünkü hayat koşulları ağırlaştı, çünkü her şeyin fiyatı arttı, çünkü “yetinmek” artık çok zor hale geldi.

Bu noktada aile içinde çatlaklar oluşuyor. Erkek, çaresizlikle susuyor; kadın ise hayal kırıklıklarıyla sertleşiyor. Bir zamanlar mutluluk için kurulan yuva, ekonomik fırtınanın ortasında sallanmaya başlıyor. Çoğu evlilik bu yükü kaldıramıyor. Sonunda olan, en çok da masum çocuklara oluyor. Sessizce köşelerine çekilen, anne ile babasının tartışmalarına tanık olan, kimi zaman parçalanan evin ortasında kalakalan çocuklar… Onlar bu sürecin en ağır mağdurları.

Oysa aile; sabır, anlayış ve fedakârlıkla ayakta kalır. Geçim zorluğu elbette ki büyük bir sorun; fakat çözüm, ilk fırsatta yuvayı yıkmak olmamalı. Çünkü yıkılan her ev, geride derin yaralar bırakıyor. Kadın da erkek de şunu unutmamalı: Aile sadece iki kişilik bir birliktelik değildir; aynı zamanda çocukların da geleceğidir.

Bugün toplum olarak belki de en çok ihtiyacımız olan şey, dayanışmadır. Eşler birbirini suçlamak yerine el ele verip yükü paylaşabilmeli. Çünkü gerçek zenginlik, cebimizdeki para değil; yanımızda duran ailedir.