Şanlıurfa’nın sokaklarında, Türkiye’nin dört bir yanında yıllardır aynı manzaraları görüyoruz… Gençlerin hayatını karartan uyuşturucu tacirleri, insanları korkuyla sindirmeye çalışan suç örgütleri ve kendilerini dokunulmaz sanan karanlık yapılar…

Onlar hep aynı hataya düştü.
Yaptıkları suçların yanlarına kâr kalacağını sandılar. Güçlerine, paralarına, kurdukları kirli düzenlere güvendiler. Sokakları zehirlerken, gençlerin hayatını karartırken, ocaklara ateş düşürürken bir şeyi hesaba katmadılar…

Türk adaletini…

Evet, belki bir süre kaçtılar. Belki gizlendiler. Belki kendilerini güçlü gördüler. Ama bugün dönüp baktığımızda görüyoruz ki; Türk polisi, jandarması, güvenlik güçleri ve adalet sistemi suç örgütlerine nefes aldırmıyor.

Bir zamanlar lüks araçlarla gezenler, bugün demir parmaklıkların arkasında gözlerini açıyor.
Bir zamanlar korku salanlar, şimdi cezaevi duvarları arasında sessizliğe mahkûm oluyor.

İşte o an anlıyorlar bazı gerçekleri…
Ama artık çok geç oluyor.

Çünkü son pişmanlık para etmiyor.

Uyuşturucu satıcıları sadece bir madde satmıyor; bir gencin geleceğini çalıyor, bir annenin gözyaşına sebep oluyor, bir ailenin hayatını karartıyor. Bu yüzden işlenen bu suçların affedilecek hiçbir tarafı yoktur.

Devletin kararlı operasyonlarıyla her geçen gün yeni suç örgütleri çökertiliyor. Her operasyon aslında toplumun huzuruna vurulan bir mühürdür. Çünkü bu mücadele sadece güvenlik meselesi değildir; bu mücadele geleceğimizi koruma mücadelesidir.

Bugün cezaevlerinde pişmanlık yaşayanların çoğu, keşke o kirli yollara hiç girmeseydik diyor. Ama ne kaybedilen yıllar geri geliyor ne de yok edilen hayatlar…

Gençlerimize düşen en büyük görev ise bu karanlık yapılardan uzak durmaktır. Kolay para hayaliyle çıkılan yolların sonu çoğu zaman ya mezarlık ya da cezaevi oluyor.

Bu millet, suç örgütlerine de uyuşturucu baronlarına da boyun eğmez. Dün eğmedi, bugün de eğmeyecek.

Çünkü bu devletin adı Türkiye Cumhuriyeti’dir.
Ve Türk adaleti er ya da geç herkesi yakalar.


İBRAHİM UYGUR | GAZETECİ YAZAR