Haberin Bedeli – Bölüm 6
Benim için bu meslek; masa başında birkaç satır yazmaktan ibaret değildir. Gazetecilik, insanın derininde iz bırakan, topluma ayna tutan, gerçeği görünür kılma işidir. Her haberin ardında bir hikâye, bir acı, bir uyarı vardır. Ancak çoğu zaman bu bedel, yalnızca satırlarda kalmaz… Ruhumuzun derinliklerinde yankı bulur.
15 Ekim 2025 günü yine bir cezaevi haberi için yola çıktım.
Şanlıurfa Akçakale Açık Cezaevi’nde yaşanan bir olayı araştırmak, adaletin ve insanlığın nerede durduğunu bir kez daha görmek istedim. Fakat bu defa farklıydı… Cezaevinin soğuk duvarlarının ardında, sessizlikle yankılanan bir gerçek vardı: Umut, zincirlenmişti.
Görüşmeler yaptım, tutanaklara ulaştım, tanıklardan dinledim.
O kadar çok çelişki, o kadar çok sessizlik vardı ki… Herkes biliyor ama kimse konuşmuyordu. Çünkü konuşmak cesaret istiyordu, susmak ise rahatlık.
Bir mahkûmun sessiz çığlığını duydum o gün.
“Ben cezamı çekiyorum, ama adaletin cezası nerede?” dedi.
Bu söz, günlerdir kulaklarımda yankılanıyor.
Belki de bu mesleği sürdürmemin tek nedeni, işte o cümlede saklı. Çünkü inanıyorum ki; haber sadece bilgi değildir, vicdanın sesidir.
Gazeteci İbrahim Uygur için bu haberin bedeli ağır oldu.
Kalemiyle dile getirdiği gerçeklerin ardından, kendini aynı cezaevinin duvarları arasında buldu.
Tam 6 ay boyunca Akçakale Açık Cezaevi’nde kaldığı süre içinde yaşadıklarını, gördüklerini ve içeride tanık olduğu her gelişmeyi gün gün kaleme aldı.
O satırlar; bir gazetecinin susmayan vicdanının, gerçeğe olan inancının ve mesleğine duyduğu tutkunun en samimi tanığı oldu.
Bu yaşadıklarımın ardından “Haberin Bedeli” serisini kaleme almaya karar verdim.
Her bölüm, yalnızca bir olayın değil; bir insanın iç dünyasının, bir toplumun sessizliğinin, susturulmuş bir gerçeğin hikâyesi olacak. Çünkü bazı gerçekler susturuldukça büyür, büyüdükçe rahatsız eder.
Ben buradayım.
Gerçeğin yanında, sessizlerin sesi olmaya devam edeceğim.
Kalemimin mürekkebi tükenebilir, ama vicdanımın sesi asla susmayacak.
Devamı yarın...
