İbrahim Uygur – Köşe Yazısı
Ortadoğu… Tarihin en eski medeniyetlerine beşiklik etmiş, peygamberlerin ayak bastığı kutsal topraklar… Ama aynı zamanda savaşın, gözyaşının, yıkımın hiç eksik olmadığı bir coğrafya. Şimdi yine alev alev yanıyor. İran ile İsrail arasındaki uzun süredir bastırılan düşmanlık, sonunda patladı. Artık ne diplomasi kaldı ne sağduyu. Karşılıklı atılan füzeler, vurulan askeri üsler, yıkılan binalar, kaçan siviller…
Ama sormadan edemiyorum: Bu savaş gerçekten kimin için, kime karşı?
İran da İsrail de kendi halkına “güvenlik” sözü veriyor. Ama ortada güvenli olan tek bir şey kaldı: Ölüm! Her iki ülkede de anneler çocuklarını sığınaklara taşıyor, market rafları boşalıyor, şehirler siren sesleriyle uyanıyor. Bir yanda Tel Aviv’de vurulan binalar, diğer yanda Tahran çevresinde yükselen dumanlar... Bu savaş sadece sınırların ötesine mi zarar veriyor, yoksa insanlığın kalbine mi?
Diplomasi Susturuldu, Silahlar Konuşuyor
Birleşmiş Milletler’in acil toplantılar yapması, Avrupa ülkelerinin çağrıları, ABD ve Rusya’nın açıklamaları… Hepsi sadece kağıt üzerinde kalıyor. Çünkü savaşın dili artık bombalarla yazılıyor. Sözün bittiği yerdeyiz. İsrail “ulusal güvenlik” diyor, İran “intikam”... Ama bu ateşten çıkan kül, sadece iki ülkeyi değil, tüm insanlığı yakacak gibi görünüyor.
Sessiz Kalan Vicdanlar
Ne yazık ki dünya bu manzaralara alıştı. Artık kimse çocuk seslerini değil, füzelerin düştüğü sokakları duyuyor. İnsanlar bir yandan cep telefonlarından takip ediyor savaşı, öte yandan günlük hayatına devam ediyor. Alıştık mı? Alıştırıldık mı? Yoksa artık vicdanlarımızı kaybettiğimiz için mi bu kadar sessiziz?
Yeni Bir Ortadoğu Felaketi mi Geliyor?
Bu savaşın sadece İran ve İsrail arasında kalacağını düşünenler büyük bir yanılgı içinde. Bu çatışma, zaten hassas dengeler üzerine kurulu olan Ortadoğu’yu daha da kaosa sürükleyebilir. Irak, Suriye, Lübnan gibi ülkeler sınır güvenliğini artırıyor, Körfez ülkeleri alarma geçmiş durumda. Yeni bir mülteci dalgası mı baş gösterecek? Yoksa topyekûn bir bölgesel savaşa mı sürükleneceğiz?
Bugün İranlı bir anne çocuğunu sığınağa götürüyorsa, yarın aynı korkuyu bir İsrailli baba yaşayacak. Kazananı olmayan, ama kaybedeni çok olan bir savaş bu. Bu yüzden diyorum ki; artık susanlar değil, konuşanlar kazansın. Diplomasi yeniden konuşsun. Çünkü savaşla gelecek olan hiçbir “zafer”, bir çocuğun gözyaşından daha değerli değil.
