Yazan: İbrahim Uygur – Urfadabugün.com
Açık Cezaevi’nde 650 ile 700 arasında mahkûm kalıyordu. Her birinin farklı bir hikayesi, farklı bir geçmişi vardı. Ben ise o kalabalığın arasında, kelimenin tam anlamıyla “sessiz bir gözlemciye” dönüşmüştüm.
İçeride zaman, dışarıdakinden farklı akıyordu. Geceler daha uzun, günler daha yavaş geçiyordu. Ama orada öğrendiğim bir şey vardı: Umudu kaybetmeyen insan, en karanlık yerde bile ışık bulur.
Cezaevinde kaldığım süre boyunca birçok mahkûmla sohbet ettim. Kimisi ilk kez suç işlemişti, kimisi kaderine razı olmuştu.
Ama hepsinde aynı cümle yankılanıyordu:
“Abi, bir umut var mı?”
Ben onların umudu oldum, onlar da bana yaşamın değerini hatırlattılar.
Bir gazeteci olarak orada olmam, başkaları için bir merak konusu haline gelmişti. Cezaevine girdiğimden birkaç gün sonra herkes kim olduğumu öğrendi. “Gazeteci abi” diye seslenirlerdi.
Zaman zaman etrafımda toplanırlar, “Abi, sen gazetecisin, dışarıda neler oluyor, dünya ne halde?” diye sorarlardı.
Ben de elimden geldiğince onlara anlatırdım.
Görmediğim, duymadığım şeyleri bile bildiğim kadarıyla paylaşırdım çünkü oradaki herkesin dış dünyaya olan özlemi tarifsizdi.
Cezaevinde bir haber merkezinin sessizliğini kurmuştum sanki. Her gün bir şeyler öğreniyor, öğrenirken de anlatıyordum.
Onlara haberleri, gündemi, son dakika gelişmelerini kendi cümlelerimle aktarıyordum.
Bazen bir gazetenin baş sayfası gibi anlatıyordum günün olaylarını, bazen de sadece bir insan olarak umut veriyordum.
Orada anladım ki; bazen bir haber, bir insana umut olabilir.
Ve bazen, bir umut, bir habere dönüşebilir.
(Devamı Yarın)
HABER: İBRAHİM UYGUR
