Zaman hızla akıyor… Takvimler 15 Temmuz 2025’i gösteriyor. O karanlık gecenin üzerinden tam 9 yıl geçti. Aradan geçen bunca zamana rağmen, o gece yaşananlar hâlâ hafızalarımızda taptaze duruyor. Tankların caddelere indiği, savaş uçaklarının semalarımızda alçakça uçtuğu, halkın üzerine kurşun yağdırıldığı o uzun gecede; Türkiye bir kabusu yaşadı, ama aynı zamanda tarihinin en büyük direniş destanını da yazdı.

15 Temmuz 2016 gecesi, sadece bir darbe girişimi değildi. Bu milletin iradesine, özgürlüğüne, demokrasisine, geleceğine vurulmak istenen zincirdi. Ancak o zinciri halkın iman dolu göğsü kırdı. Kadınıyla, erkeğiyle, genciyle, yaşlısıyla milyonlarca insan, sokaklara döküldü. Kimi elinde bayrağıyla, kimi sadece yüreğiyle tankların önünde durdu. O gece 251 canımızı şehit verdik. 2 binin üzerinde insanımız gazi oldu. Ama o sabaha Türkiye yeniden doğdu.

Bu millet, o gece sadece darbecilere değil; ihanete, korkuya ve vesayete de geçit vermedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla milyonlar tek yürek oldu. Sağcısı, solcusu, Alevisi, Sünnisi, Kürdü, Türkü… Hepimiz aynı çatı altında, ay yıldızın gölgesinde buluştuk. Çünkü mesele parti meselesi değil, vatan meselesiydi. Çünkü mesele Türkiye'nin bekasıydı.

Ama soralım kendimize: 9 yıl sonra ne durumdayız? Unuttuk mu? Unutturulmaya mı çalışılıyor? Yoksa sadece yıldönümlerinde hatırlanan bir “resmî anı” mı oldu 15 Temmuz?

Hayır! Unutmadık. Unutmayacağız. Çünkü 15 Temmuz’un anlamı bir takvim günü değildir. O gece verilen mücadelenin ruhudur önemli olan. Demokrasiye sahip çıkma iradesidir. Milletin gücüdür, imanıdır, kararlılığıdır. Eğer biz bugün bu yazıyı özgürce yazabiliyorsak, o gün sokağa çıkan kahramanlar sayesindedir.

FETÖ denilen sinsi yapı, sadece tanklarla değil, yıllarca devletin damarlarına sızarak geldi. Eğitimden medyaya, yargıdan emniyete kadar her yeri örümcek ağı gibi sardılar. 15 Temmuz bir sonuçtu aslında. O yapının yıllarca biriktirdiği ihanetin patlamasıydı. Bu yüzden mücadele hâlâ bitmedi. Hâlâ izleri var, hâlâ kripto yapılar sinsice pusuda bekliyor. Bu yüzden sadece devletin değil, milletin de teyakkuzda olması gerekiyor.

Bu köşe yazısı vesilesiyle bir çağrım var: Gelin, 15 Temmuz’u sadece bir günle sınırlı anı olarak bırakmayalım. Her gün çocuklarımıza, gençlerimize o gecenin ne olduğunu anlatalım. Şehitlerimizi sadece yıldönümlerinde değil, her daim dualarımızda yaşatalım. Gazilerimize sadece madalya değil, kalbimizdeki minneti verelim.

Bu ülkenin bir daha 15 Temmuz gibi bir ihaneti yaşamaması için en büyük gücümüz, hafızamızdır. Unutursak, tekrar eder. Ama hatırlarsak, ders çıkarır, daha güçlü bir gelecek inşa ederiz.

Kalbimizdeki yara hâlâ taze… Ama imanımız, kararlılığımız, vatan sevgimiz de taze!