İbrahim Uygur
6 Şubat 2023…
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük felaketlerinden birini yaşadı. On bir ilimiz yerle bir oldu. Resmi rakamlara göre 53 binden fazla vatandaşımız hayatını kaybetti. Milyonlarca insan evsiz kaldı, binlerce çocuk anne ve babasını, anne babalar evlatlarını kaybetti.
O gün siyasetin değil, insanlığın günüydü.
Dünyanın dört bir yanından yardım uçakları kalktı. Arama kurtarma ekipleri Türkiye'ye akın etti. Milletimiz ise her zaman olduğu gibi tek yürek oldu. Kimi maaşını bağışladı, kimi altınını bozdurdu, kimi çocuklarının kumbarasını depremzedeler için açtı.
Türkiye, belki de tarihinin en büyük yardım seferberliğini yaşadı.
Ancak bu büyük dayanışmanın gölgesinde, toplumun vicdanını derinden yaralayan bir tartışma da başladı.
Yıllardır milletin güven duyduğu kurumlardan biri olan Kızılay'ın, AHBAP Derneği'ne çadır sattığının ortaya çıkması kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Daha sonra AHBAP'ın kurucusu Haluk Levent, deprem bölgesindeki acil ihtiyaç nedeniyle Kızılay'dan çadır satın aldıklarını açıkladı. Kızılay da satışın gerçekleştiğini doğruladı.
Belki hukuki yönü tartışılabilir…
Belki idari olarak farklı değerlendirmeler yapılabilir…
Ama vicdanın verdiği karar bambaşkadır.
Çünkü deprem anında insanlar fiyat sormaz.
İnsanlar fatura istemez.
İnsanlar sadece uzatılacak bir yardım eli bekler.
Bu tartışmaların ardından birçok vatandaş bağış tercihlerini değiştirdi. Kızılay yerine AHBAP başta olmak üzere farklı sivil toplum kuruluşlarına yönelen binlerce insan oldu. Bunun temel nedeni güven duygusunun zedelenmesiydi.
Aradan yıllar geçti…
Bugün ise kamuoyu çok daha ağır iddialarla karşı karşıya.
Haluk Levent ve bazı dernek yöneticileri hakkında yürütülen soruşturma kapsamında gözaltı ve tutuklama kararları verildi. Soruşturma dosyasında, deprem bağışlarının amacı dışında kullanıldığı, bazı paraların kişisel hesaplara aktarıldığı ve şans oyunları ile bahis faaliyetlerinde değerlendirildiği yönünde ciddi iddialar yer alıyor. Bu iddiaların doğruluğu ise bağımsız mahkemelerin yürüteceği yargılama sonucunda kesinleşecektir.
Fakat şu gerçeği kimse inkâr edemez:
Milyonlarca insan o gün cebindeki son parayı, "Bir can kurtulsun" diye gönderdi.
Kimse bağış yaparken o paranın nasıl kullanılacağını sorgulamadı.
Çünkü insanlar güvendi.
Bugün ise toplumun aklındaki soru çok ağır:
"Eğer bu iddialar doğruysa, depremzedeler için toplanan milyarlarca lira nereye gitti?"
Bu sorunun cevabını ne siyaset verebilir ne de sosyal medya…
Cevabı verecek olan bağımsız Türk yargısıdır.
Ancak bu süreç bize bir gerçeği bir kez daha hatırlatıyor.
Bir yardım kuruluşunun en büyük sermayesi ne sahip olduğu para ne de binalarıdır.
En büyük sermayesi milletten gördüğü güvendir.
O güven bir kez kırılırsa, yeniden inşa etmek yıllar alır.
Depremler sadece binaları yıkmaz.
Bazen kurumlara duyulan güveni de enkaza çevirir.
Türkiye, 6 Şubat'ta yalnızca şehirlerini değil, umutlarını da enkaz altından çıkarmaya çalıştı.
Dileğimiz odur ki, bir daha böyle acılar yaşanmasın.
Ama yaşanacak her afette vatandaşın bağış yaparken aklında tek bir soru olsun:
"Bu yardım gerçekten ihtiyaç sahibine ulaşacak mı?"
İşte bu sorunun cevabı ne kadar güçlü olursa, milletin dayanışması da o kadar güçlü olacaktır.
Çünkü afet zamanlarında en değerli şey sadece çadır değildir…
En değerli şey güvendir.