Günler zordu…
Zaman, ağır ağır geçiyordu. Her gün bir başka acıya uyanmak, bir başka haberi yazmak gerekiyordu. Oysa bazı haberlerin bedeli sadece kelimelerle ödenmiyor; bazen insanın özgürlüğüyle, bazen de sessizliğe mahkûm oluşuyla ödeniyor.
Sene 2011’di. Ortadoğu’da karanlık bir fırtına esmeye başlamıştı. Suriye’de patlak veren iç savaş, sadece bir ülkeyi değil, sınır komşusu Türkiye’yi de yakından etkilemişti. Binlerce masum insan yollara dökülüyor, sınır kentlerinde yaşam her geçen gün biraz daha zorlaşıyordu. Ben o zamanlar bir gazeteciydim; gerçeğin peşinde, haberin izinde, korkusuzca yazmaya çalışan bir kalem…
Kurduğum urfadabugün.com haber sitesiyle sesini duyuramayanların sesi olmaya çalışıyordum. Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesine her gidişimde, sınırın öte yanında yükselen dumanları, patlayan bombaların ardından göğe yükselen çığlıkları görüyordum. Haber yapmak kolay değildi. Her kare, her satır, bir insanın kaderine dokunuyordu.
Suriye sınırında günlerce haber çekimleri yaptım. Gözlerimle gördüğüm yıkımı, yüreğimde hissettiğim acıyı anlatmak, bazen bir insanın taşıyabileceğinden daha ağır geliyordu. Ama susmak, bu mesleğin doğasına aykırıydı. Çünkü susmak, gerçeği inkâr etmekti.
2015 yılına geldiğimizde savaş, artık bir ülkenin değil, insanlığın utancı olmuştu. O yıllarda Türkiye’de “çözüm süreci” konuşuluyordu. Barışa dair umutlar yeşeriyordu, ama sınırın öte yanından gelen sesler o umutları boğuyordu. Ben yazmaya devam ettim. Çünkü inanıyordum; bir gazetecinin kalemi, bazen bir silah kadar etkili, bazen bir dua kadar masumdur.
Ama her kelimenin bir bedeli vardı. O bedeli de ben ödedim.
Cezaevinde geçirdiğim günler, hayatın en ağır sınavıydı. Dışarıda akan hayatı, sınırda ölen çocukları, bir annenin çaresizliğini, bir gazetecinin sessiz çığlığını dört duvar arasında yazdım. O defterler, işte bu satırlarla doldu: “Bir haberin bedeli ağırdır.”
Bugün geriye dönüp baktığımda, şunu daha iyi anlıyorum:
Gazetecilik bir meslek değil, bir vicdan meselesidir.
Gerçekleri yazmak bazen insanı özgürlüğünden eder, ama susturamaz. Çünkü kalem, zindanın duvarını aşar.
Ve ben o kalemle, hem geçmişi yazdım, hem geleceğe iz bıraktım.
Devamı yarın