İbrahim Uygur
26 Kasım 2024... Akçakale Açık Cezaevi'nde geçirdiğim günlerin bir yenisi daha. Günler birbirini kovalıyor, ben ise özgürlüğe kavuşacağım günü sabırsızlıkla bekliyorum. Dışarıdaki insanlar için sıradan olan birçok şey, burada tarifsiz bir özleme dönüşüyor.
Cezaevinde yüzlerce insanla aynı ortamı paylaşıyorum. Her birinin ayrı bir hikâyesi, ayrı bir hayatı var. Kimisi yaptığı hatanın bedelini ödüyor, kimisi ise adalet arayışının hâlâ sürdüğünü düşünüyor. Günler geçtikçe insanları dinliyor, hayatlarını anlamaya çalışıyorum. Burada öğrendiğim en önemli gerçek, her dosyanın arkasında bir insan hayatının bulunduğudur.
9. Yargı Paketi açıklanırken birçok mahkûm af ya da ceza indirimi bekliyordu. Beklentiler gerçekleşmeyince cezaevlerinde büyük bir hayal kırıklığı yaşandı. Günlerce umutla bekleyen insanların sessizliğine tanıklık ettim.
Açık cezaevinde kaldığım süre boyunca şunu gördüm; herkes aynı değil. Bazıları gerçekten yaptığı hatadan pişman olmuş ve yeniden topluma kazandırılmayı hak ediyor. Bazıları ise dışarı çıktığında aynı yanlışları tekrar edecek izlenimi veriyor. İşte adaletin en büyük sorumluluğu da burada başlıyor.
Her sabah sayım, ardından günlük yaşamın tekdüzeliği... Aynı duvarlar, aynı koğuşlar ve aynı bekleyiş. İnsan burada zamanın ne kadar yavaş aktığını daha iyi anlıyor. Dışarıdaki bir gün ile içerideki bir gün arasında büyük fark var.
En büyük özlemim ailem. Çocuklarımı, dostlarımı ve yıllardır emek verdiğim gazetecilik mesleğimi özlüyorum. Yeniden haber peşinde koşacağım, kalemimi özgürce kullanacağım günlerin hayalini kuruyorum.
Cezaevinde tanıştığım insanların anlattıkları bana gösterdi ki suçla mücadele yalnızca cezayla olmaz. Eğitim, istihdam, aile yapısı ve sosyal destek mekanizmaları güçlenmeden suç oranlarını düşürmek kolay değildir. Toplum olarak bu konular üzerinde daha fazla düşünmek zorundayız.
Akçakale Açık Cezaevi'nde görev yapan personelin disiplinli çalışmalarını da yakından gözlemledim. Kurumun düzeni için büyük emek veriyorlar. Ancak mahkûmların yaşadığı psikolojik yükün de göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.
Bugün geriye kalan günleri sayıyorum. Özgürlüğe kavuşacağım anı bekliyorum. O gün geldiğinde ilk yapmak istediğim şey aileme sarılmak, ardından yeniden gazetecilik mesleğime dönerek kalemimle topluma hizmet etmeye devam etmek olacak.
Bu satırlar yalnızca bir mahkûmun değil, aynı zamanda yaşadıklarından ders çıkarmaya çalışan bir gazetecinin gözlemleridir. Belki de en büyük ders şudur: Özgürlüğün kıymeti, onu kaybetmeden tam anlamıyla anlaşılmıyor.
İbrahim Uygur