Aradan tam kırk yılı aşkın zaman geçti...
Bugün dokuz kardeşten altımız evlendik. Çocuklarımız oldu. Evlatlarımız büyüdü, yuva kurdu. Ailemizin bugün tam 35 torunu var.
Bazen kendi kendime düşünüyorum...
Annem Zine ile babam bugün hayatta olsaydı, o 35 torununu tek tek bağrına basar, sevgisiyle büyütürdü. Bayramlarda evimiz yine şenlenirdi. Çocuk sesleri avluyu doldururdu. Torunlarını dizlerine oturtur, onlara masallar anlatır, dualar ederdi.
Ama kader bize bunu nasip etmedi.
Onlar, çocuklarının büyüdüğünü de göremedi; torunlarının "babaanne" ve "dede" diye seslendiğini de duyamadı.
Bu, içimde hiç dinmeyen bir özlemdir.
Beni En Çok Yaralayan Ne Oldu Biliyor musunuz?
Anne ve babamı kaybetmenin acısı elbette tarifsizdi.
Ama yıllar geçtikçe beni en çok yaralayan başka bir gerçek oldu.
Bizim iyi günümüzde kapımızdan ayrılmayan, soframızda oturan, kendilerine "akrabamız" dediğimiz insanların, en zor günümüzde arkamızı dönüp gitmeleriydi.
Biz dokuz yetim çocuk, sadece bir el uzatılmasını bekledik.
Bir "Nasılsınız?" denilmesini bekledik.
Bir lokma ekmek değil, biraz merhamet bekledik.
Ama olmadı...
Bugün geriye dönüp baktığımda şunu çok net görüyorum:
Kan bağı, insanı tek başına akraba yapmıyormuş.
Gerçek akrabalık; zor günde omuz vermek, yetimin başını okşamak, darda kalana el uzatmaktır.
Eğer o gün bize sahip çıksalardı, bugün onları bambaşka duygularla anardım.
Ama bunu yapmadılar.
İşte bu yüzden içimde kalan kırgınlık hiç bitmedi.
Kimseye kin besleyerek yaşamak istemem.
Fakat yaşadıklarımızı da unutamam.
Belki bunu geç anladım ama şunu çok iyi öğrendim:
İnsan bazen en yakın bildiklerinden değil, hiç tanımadığı insanlardan iyilik görüyor.
Bizim En Büyük Gücümüz Birbirimiz Olduk
Bugün hayata baktığımda şunu gururla söyleyebiliyorum.
Biz dokuz kardeş, kimseye yaslanmadan bugünlere geldik.
Birbirimizin elini hiç bırakmadık.
Birimiz düştüğünde diğerimiz kaldırdı.
Birimiz ağladığında hep birlikte ağladık.
Birimiz sevindiğinde hep birlikte sevindik.
Belki anne ve babamız erken gitti.
Belki çocukluğumuz yarım kaldı.
Ama bize bıraktıkları en büyük miras, kardeşlik oldu.
Bugün şunu bütün kalbimle söyleyebiliyorum:
Biz kardeşler olarak birbirimizden başka kimseye güvenmedik, bugün de güvenmiyoruz. Çünkü hayat bize gösterdi ki gerçek aile, zor gününde yanında olandır.
Anneciğim...
Babacığım...
Rahat uyuyun.
Dokuz evladınız bugün hâlâ dimdik ayakta.
Siz bize sevgiyi, dürüstlüğü ve kardeşliği miras bıraktınız.
Biz de bu mirası çocuklarımıza ve torunlarımıza taşımaya devam edeceğiz.
NOT BU BİR HAYAT HİKAYESİDIR
