NE OLDU BİZE? KAYBETTİĞİMİZ DEĞERLERİMİZİ NEDEN GERİ KAZANAMIYORUZ
Bir zamanlar hayat bugünkü kadar hızlı değildi.
Cep telefonları yoktu, sosyal medya yoktu, internet yoktu. İnsanların birbirine ulaşması zordu. Bir haber vermek için kilometrelerce yol gidilir, bir yakınının kapısı çalınır, saatlerce oturulup sohbet edilirdi.
Ama o günlerde başka bir şey vardı:
Kıymet vardı. Saygı vardı. Sevgi vardı. Komşuluk vardı. Akrabalık vardı. Dostluk vardı.
Bugün ise elimizde dünyanın öbür ucundaki insanla birkaç saniye içerisinde konuşabileceğimiz telefonlar var. Bir mesajla herkese ulaşabiliyoruz.
Fakat garip bir şekilde, *insanlar birbirine hiç olmadığı kadar uzaklaştı.
İşte benim asıl sorguladığım mesele bu.
Teknoloji bu kadar geliştiği halde neden insanlığımız aynı hızla gelişmedi?
ESKİDEN BİR KAPININ ÇALINMASININ BİLE ANLAMI VARDI
Eskiden bir komşu diğerinin kapısını çaldığında, “Bir ihtiyacın var mı?” diye sorardı.
Bir tabak yemek yapılırsa komşunun payı ayrılırdı.
Bir evde hastalık varsa mahalle bunu bilirdi.
Birinin çocuğu doğduğunda herkes sevinirdi.
Birinin başına bir felaket geldiğinde insanlar onun yanında olurdu.
Çünkü insanlar sadece aynı sokakta yaşamazdı.
*Aynı hayatı paylaşırdı.*
Bugün ise aynı apartmanda yıllarca yaşayan insanlar birbirlerinin adını bile bilmiyor.
Yan dairede kim oturuyor?
Hasta mı?
Bir ihtiyacı var mı?
Evinde yaşlı biri var mı?
Çocuğu var mı?
Bilmiyoruz.
Çünkü artık kapılar birbirine yakın ama **gönüller birbirinden uzak.
KARDEŞ KARDEŞİ NE ZAMAN KAYBETTİ?
Beni en çok düşündüren konulardan biri de aile bağlarının zayıflaması.
Eskiden kardeşler birbirinin derdini bilirdi.
Akrabalar sık sık bir araya gelirdi.
Bayramlar gerçekten bayramdı.
Bir bayram sabahı büyüklerin eli öpülür, sofralar kurulur, çocuklar sokaklarda koştururdu.
Şimdi ise bazen kardeşler birbirini yalnızca bayramda görüyor.
Bazen bir düğünde.Bazen bir taziyede.
Bazen de sosyal medyada birbirlerinin fotoğrafını görüyorlar.
Bu mudur aile olmak?
Aile sadece aynı soyadını taşımak mıdır?
Aile sadece kan bağı mıdır?
Hayır.Aile, birbirinin yükünü taşımaktır.
Aile, zor gününde yanında olmaktır.
Aile, “Ben buradayım” diyebilmektir.
DÜĞÜNLERİN DE TADI DEĞİŞTİ, TAZİYELERİN DE
Eskiden düğün denildiğinde insanlar günler öncesinden hazırlanmaya başlardı.
Davullar çalınırdı.Yemekler yapılırdı.Çaylar, kahveler hazırlanırdı.Akrabalar bir araya gelirdi.Mahalle düğüne ortak olurdu.Çocuklar ayrı bir heyecan yaşardı.Büyükler ayrı bir mutluluk yaşardı.
Düğün sadece gelin ve damadın değil, *iki ailenin ve iki çevrenin buluşmasıydı.
Şimdi ise çoğu düğün birkaç saat içerisinde bitiyor.
İnsanlar geliyor, oturuyor, yemek yiyor, fotoğraf çekiliyor ve dağılıyor.
Belki de düğünler kısalmadı.
Bizim birbirimize ayırdığımız zaman kısaldı.
Taziyelerde de durum farklı değil.Eskiden acı paylaşılırdı.Bir yakını vefat eden ailenin yanında günlerce durulurdu.
Evde yemek yapılır, gelen gidene ikram edilir, aile yalnız bırakılmazdı.
Çünkü ölüm sadece bir kişinin değil, *bir toplumun ortak acısı* olarak görülürdü.
Bugün ise çoğu zaman kısa bir ziyaret, birkaç başsağlığı cümlesi ve ardından herkes kendi hayatına dönüyor.
Acılar bile hızlandı.
KIZ İSTEMEK BİLE BİR TOPLUMSAL GELENEKTi
Eskiden bir genç evlenmek istediğinde aileler devreye girerdi.
Kız istemeye gidilir, aileler tanışırdı.
“Kimdir, kimlerdendir?
“Nasıl bir ailedir?
İnsanlara karşı davranışı nasıldır?
“Çevresi nasıldır?
diye sorulurdu.
Çünkü evlilik sadece iki kişinin değil, iki ailenin de bir araya gelmesi* olarak görülürdü.
Bugün ise bazen insanlar birbirini yeterince tanımadan evlilik kararı alıyor.
Birbirlerinin hayatını, karakterini, beklentilerini tam olarak anlamadan aynı evin içerisine giriyorlar.
Sonra küçük bir problem büyüyor.Saygı azalıyor.Sabır bitiyor.Sevgi yara alıyor.Ve aile dağılıyor.
BOŞANMALARIN ARDINDA KİMLER KALIYOR?
Bir evlilik bittiğinde sadece iki insan ayrılmıyor.Çocuklar da bu ayrılığın içinde kalıyor.
Anne bir tarafta Baba bir tarafta.Çocuk ise iki tarafın arasında.
Elbette şiddet, baskı, zulüm ve ağır geçimsizlik bulunan bir evliliğin sırf toplum ne der diye sürdürülmesini savunamayız.
Ancak bugün bazı ailelerin *konuşmayı, dinlemeyi, sabretmeyi ve birbirine anlayış göstermeyi unuttuğunu* da görmezden gelemeyiz.
Eskiden insanlar sorun yaşadığında büyüklerle konuşurdu.
Bir aile büyüğü devreye girerdi.Tarafları dinlerdi.Ortak bir yol aranırdı.Bugün ise bazen ilk çözüm:Bitti.oluyor.
Oysa hayat bu kadar kolay harcanacak kadar uzun değil.Bir aile kurmak yıllar sürüyor.
Ama bazen bir öfke anında yılların emeği birkaç saat içerisinde yok olabiliyor.
HUZUREVLERİ BİZE NE ANLATIYOR?
Bir başka büyük mesele de yaşlılarımız.Huzurevlerinde anneler, babalar, dedeler ve nineler var.Onlar hayatlarını çocuklarına adamış insanlar.
Çocuklarını büyütmüşler.Gece uykularından kalkmışlar.Hastalandıklarında başlarında beklemişler.
Yemediklerini çocuklarına yedirmişler.Giymediklerini çocuklarına giydirmişler.Peki bugün bazıları neden yalnız?Neden kendi evlatlarının yanında değil?
Elbette her huzurevinde bulunan yaşlının ailesi tarafından terk edildiğini söylemek doğru değildir. Hayatın çeşitli şartları olabilir.
Ama toplum olarak kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:Anne ve babalarımız yaşlandığında onların yanında ne kadar durabiliyoruz?*
Onların bizden istediği çoğu zaman para değil.Bir telefon.Bir ziyaret.Bir Nasılsın anne? sözü.
Bir Baba, bir ihtiyacın var mı? cümlesi.
Bazen insanın verebileceği en büyük hediye zamanıdır
TELEFONLARIMIZ VAR AMA KONUŞACAK KİMSEMİZ YOK
Bugünün en büyük çelişkilerinden biri de bu.Telefonlarımız son teknoloji.İnternetimiz hızlı.Sosyal medyada yüzlerce, binlerce insanla bağlantımız var.Ama gerçek hayatta yalnızız.Bir restoranda dört kişi oturuyor.
Dördünün de elinde telefon.Bir aile aynı odada.Herkes kendi ekranına bakıyor.Bir baba çocuğuyla konuşmak yerine telefonuna bakıyor.Bir anne çocuğunun yanında ama sosyal medyada başka insanların hayatlarını izliyor.
Çocuk ise ilgi bekliyor.Biz birbirimizi ne zaman ekrandaki insanlarla değiştirdik?
SOSYAL MEDYADA HERKES MUTLU, GERÇEK HAYATTA HERKES YORGUN
Sosyal medyaya baktığınızda herkes mutlu.Herkes güzel yerlerde.Herkes güzel yemekler yiyor.
Herkes ailesiyle mutlu.Herkes başarılı.Ama gerçek hayat öyle değil.İnsanların görünmeyen yaraları var.Kimse kimsenin geceleri ne yaşadığını bilmiyor.
Kimse bir insanın evine döndüğünde ne kadar yalnız olduğunu bilmiyor.
Bu yüzden sosyal medyada gördüğümüz hayatları gerçek hayatımızla kıyaslamaktan vazgeçmeliyiz.
Çünkü insanın en büyük zenginliği takipçi sayısı değil, zor gününde yanında duran insanların sayısıdır.
SAYGI NEDEN AZALDI?
Eskiden büyük konuşurken küçük susardı.Büyüğün sözü dinlenirdi.Bir yaşlı gördüğümüzde ayağa kalkmak, yer vermek, elini öpmek ayıp değil, erdemdi.Bugün ise yaşlılarımız bazen gençler tarafından görülmüyor bile.Saygı sadece yaşlılara karşı değil, birbirimize karşı da azaldı.İnsanlar trafikte birbirine bağırıyor.Sokakta birbirine tahammül etmiyor.
Küçük bir tartışma büyük kavgalara dönüşebiliyor.Birbirimizin farklılıklarına tahammül edemiyoruz.Oysa insan olmak, biraz da tahammül etmek demektir.
KAYBETTİĞİMİZ ŞEY PARA DEĞİL, DEĞER
Bence toplumumuzun en büyük kaybı para değil.Teknoloji değil.Zaman değil.Değer.İnsanın değerini kaybetmeye başladık.Komşunun değerini...Ailenin değerini...
Anne-babanın değerini...
Dostluğun değerini...
Akrabalığın değerini...
Evliliğin değerini...
Çocukların değerini...
Yaşlıların değerini...
Ve belki de en önemlisi *insanın değerini.
PEKİ BUNDAN SONRA NE OLACAK?
Bence bu sorunun cevabı yine bizde.
Toplumu değiştirmek için önce kendimizden başlamamız gerekiyor.
Telefonu bir kenara bırakıp ailemizle konuşabiliriz.
Uzun zamandır görmediğimiz bir akrabamızın kapısını çalabiliriz.
Bir komşumuzun halini sorabiliriz.
Anne ve babamızı arayabiliriz.
Çocuklarımızla gerçekten sohbet edebiliriz.
Bir dostumuzun derdini dinleyebiliriz.
Bir yaşlının elini tutabiliriz.
Bir cenazeye sadece görev olduğu için değil, *acı paylaşmak için* gidebiliriz.
Bir düğüne sadece yemek yemek için değil, *mutluluğu paylaşmak için* katılabiliriz.
Bunlar küçük şeyler gibi görünebilir.
Ama toplum dediğimiz şey zaten bu küçük davranışların birleşiminden oluşuyor.
BİZE YENİDEN İNSANLIK LAZIM
Bugün belki her şeye sahibiz.
Telefonumuz var.
Arabamız var.
Evimiz var.
İnternetimiz var.
Ama birbirimizi kaybediyorsak sahip olduklarımızın ne anlamı var?
Bir insanın evinin büyük olması önemli değil.
O evin içerisinde sevgi varsa değerlidir.*
Bir sofranın pahalı yemeklerle dolması önemli değil.
O sofrada aile bir aradaysa güzeldir.*
Bir telefonun son model olması önemli değil.
O telefon anne-babanın halini sormak için kullanılıyorsa anlamlıdır.
Bizim yeniden birbirimize ihtiyacımız var.
Yeniden kapı çalmaya...
Yeniden hal hatır sormaya...
Yeniden bayramları bayram gibi yaşamaya...
Yeniden düğünlerde birlikte sevinmeye...
Yeniden taziyelerde birlikte ağlamaya...
Yeniden komşuyu komşu bilmeye...
Yeniden kardeşin kardeşe sahip çıkmasına...
Yeniden anne ve babanın kıymetini bilmeye ihtiyacımız var.
Çünkü *hayat çok kısa.*
Bugün yanımızda olan insan yarın olmayabilir.
Bugün arayabileceğimiz annemiz, babamız, kardeşimiz, dostumuz yarın belki telefonu açamayabilir.
O yüzden insanın kıymetini hayattayken bilmek gerekiyor.
*Mezarlıkta söylenen güzel sözlerin, hayattayken söylenmeyen bir “Seni seviyorum” kadar değeri yoktur.*
SON SÖZ
Ben bugün hepimize bir soru sormak istiyorum:
*Ne oldu bize?*
Nerede kaybettik sevgiyi?
Nerede bıraktık saygıyı?
Ne zaman unuttuk komşuluğu?
Ne zaman kardeş kardeşe yabancı oldu?
Ne zaman anne ve babalarımız yalnız kaldı?
Ne zaman çocuklarımız telefonların içinde büyümeye başladı?
Ve en önemlisi...
*Ne zaman insan, insana yabancı oldu?*
Belki de artık birbirimizi suçlamak yerine aynaya bakmanın zamanı geldi.
Çünkü toplum biziz.
Aile biziz.
Komşuluk biziz.
Dostluk biziz.
Eğer yeniden sevgi ve saygıyı yaşatmak istiyorsak, *ilk adımı başkasından beklememeliyiz.
Bugün bir telefon açalım.
Bir dostumuzu arayalım.
Bir akrabamızın kapısını çalalım.
Anne ve babamızın elini öpelim.
Çocuğumuzu telefonun başından kaldırıp sarılalım.
Komşumuza “Nasılsın?” diyelim.
Çünkü belki de bu küçücük adımlar, kaybettiğimiz büyük değerleri yeniden bize kazandıracak.
İnsanlığımızı kaybetmeyelim.
Sevgimizi kaybetmeyelim.
Saygımızı kaybetmeyelim.
Çünkü bunları kaybedersek geriye elimizde ne kalır?